Kör Olduğu İçin Babası Onu Bir Dilenciyle Evlendirdi – Sonrasında Olanlar Herkesi Şoke Etti

Babam Beni Kör Olduğum İçin Bir Dilenciyle Evlendirdi Sonrasında Olanlar Herkesi Şaşkına Çevirdi
Bugün, hayatımın en acı ve en tatlı anılarını yazıyorum. Belki bir gün okursunuz diye…
Ayşegül, hayatında hiç güneşi görmemiş, gökyüzünün mavisini seyredememiş, çevresindeki insanların yüzlerini tanıyamamış biriydi. Gözleri görmezdi, ama kalbi her şeyi hissediyordu. Dünya ona hiç merhamet etmemişti.
Güzelliğin her şeyden önemli olduğu bir ailede doğmuştu. İki kız kardeşi, büyüleyici gözleri, kusursuz tenleri ve zarif duruşlarıyla herkesin ilgisini çekiyordu. Misafirler onları görmeye gelir, komşular onları kıskançlıkla anlatır, sokaktan geçenler bile güzelliklerine hayran kalırdı.
Ama Ayşegül farklıydı. Doğuştan kördü. Babasının gözünde sevilecek bir evlat değil, taşınması gereken bir yüktü. Kardeşleri dünyaya sergilenirken, o evin bir köşesine saklanmış, utanç verici bir sır gibiydi.
Annesi, Ayşegül beş yaşındayken hastalıktan vefat ettiğinde, her şey daha da kötüleşti. Babası, bir zamanlar katı ama dengeli bir adamken, acısıyla birlikte acımasız birine dönüşmüştü. Ve nedense, bütün öfkesini Ayşegüle yöneltmişti.
Onun adını hiç söylemedi. “Şu şey” diye hitap etti. Akrabalar geldiğinde sofraya oturtmadı. Misafirler geldiğinde onu odasına kilitledi, sanki görünmesi bile bir lanetmiş gibi.
Yıllar böyle geçti. Ayşegül, yumuşak sesli, nazik kalpli bir genç kadın olmuştu, ama babası giderek daha soğuk davranıyordu. Yirmi birinci yaş gününde, ona sevgi ya da umut vermek yerine, hayatının en acımasız kararını açıkladı.
**Evlilik**
Bir sabah, küçük odasında Braille alfabesiyle yazılmış bir kitabın sayfalarını okşarken, babası içeri girdi ve kucağına bir kumaş parçası attı.
“Yarın evleniyorsun,” diye duygusuz bir sesle söyledi.
Ayşegül donup kaldı. Evlenmek mi? Kiminle? Nefesi kesilirken fısıldadı: “Kim… kiminle?”
“Cami avlusundaki dilenciyle,” diye soğukça yanıtladı babası. “Sen körsün, o fakir. İkiniz birbirinize layıksınız.”
Dudakları titredi. Bağırmak, itiraz etmek, yalvarmak istedi ama sesi çıkmadı. Babasının kararının değişmeyeceğini biliyordu. Hayatında hiç seçim hakkı tanımamıştı, bu da farklı olmayacaktı.
Ertesi gün, aceleyle yapılan bir törene götürüldü. Adamın yüzünü hiç görmedi, kimse onu tarif etmedi. Babası kolundan tutup itti. “Koluna gir,” diye emretti. Ayşegül, bir hayalet gibi, itaat etti.
Etrafta fısıltılar ve gülüşmeler vardı. “Kör kız ve dilenci,” diye alay ediyorlardı.
Nikâhtan sonra babası, içinde birkaç giysi olan küçük bir bez çantasını eline tutuşturdu. “Artık senin sorumluluğun,” dedi adamı göstererek. Bir daha arkasına bakmadan gitti.
**Kulübe**
Adamın adı Yusuftu. Uzun süre konuşmadan, onu tozlu yoldan götürdü. Adımları kararlıydı, ama sessizliği Ayşegülün yüreğine ağırlık çöktürüyordu.
Sonunda, köyün kenarındaki yıkık dökük bir kulübeye vardılar. Duvarları eğilmiş, çatısı çökmek üzereydi. Havada nemli toprak ve duman kokusu vardı.
“Pek bir şey değil,” dedi Yusuf yumuşakça. “Ama burada güvende olacaksın.”
Ayşegül içerideki eski bir hasırın üzerine oturdu, gözyaşlarını tutmaya çalıştı. Hayatı böyle mi olacaktı? Tanımadığı bir dilenciye bağlı, kör bir kız, bir kerpiç kulübede mahsur mu kalacaktı?
Ama sonra beklenmedik bir şey oldu.
**İlk Gece**
O gece, Yusuf özenle çay demledi. Üşümemesi için kendi ceketini omuzlarına örttü. Uyku vakti geldiğinde, hasırı paylaşması için zorlamadı. Kapının yanına uzandı, bir kraliçeyi koruyan bir muhafız gibi.
Sesi sakin ve nazikti. Ona en sevdiği hikâyeleri, hayallerini, gülümsemesine sebep olan küçük şeyleri sordu.
Daha önce hiç kimse ona böyle sorular sormamıştı.
Yıllar sonra ilk kez, Ayşegülün kalbinde bir şeyler kıpırdadı.
**Nezaketle Geçen Haftalar**
Günler haftalara dönüştü. Yusuf, her sabah onu nehre götürürken, etrafındaki dünyayı öyle güzel anlatıyordu ki Ayşegül neredeyse görmüş gibi hissediyordu.
“Güneş doğuyor,” derdi. “Altın renginde, suyun üzerine erimiş bal gibi yayılıyor.”
“Ağaçlarda kuşlar var,” diye devam ederdi. “Kanatları boyanmış fırçalar gibi, kırmızı ve mavi parlıyorlar.”
Yusufun kelimeleriyle, Ayşegül görebiliyordu sanki.
Kıyafet yıkarken ona şarkılar söylüyor, geceleri yıldızlar, galaksiler ve uzak diyarlar hakkında hikâyeler anlatıyordu. Yavaş yavaş, gülümsemesi geri döndü. Yavaş yavaş, yeniden yaşadığını hissetmeye başladı.
Ve bir akşam, ateşin loş ışığı altında, Ayşegül şok edici bir şey fark etti: herkesin alay ettiği o dilenciye âşık olmuştu.
**Sor

Rate article
Lifequest
Kör Olduğu İçin Babası Onu Bir Dilenciyle Evlendirdi – Sonrasında Olanlar Herkesi Şoke Etti