1986’da Bir Gezi Sırasında Kaybolan 15 Çocuk — 39 Yıl Sonra, Okul Otobüsü Gömülü Halde Bulundu

Sabah 7’yi geçmişti telefon çaldığında. Komiser Yardımcısı Deniz Aydın, ilk kahvesini dolduruyordu. Telsizden gelen ses titrek ve netti: “Güneşli Pınar Ormanı’nda bir keşif. Kanalizasyon kazan inşaat ekibi, sanırım bir okul otobüsü buldu. Plakalar eski bir dosyayla eşleşiyor.”
Deniz’in eli dondu, bardak avucunu ısıtıyordu. Yazmasına gerek yoktuo dosyayı ezbere biliyordu. O yıl kendisi de çocuktu, suçiçeğinden evde yatıyordu ve yaz tatili öncesi son gezi için sınıf arkadaşlarının otobüse binişini pencereden izlemişti. O anıve orada olamamanın vicdan azabınıbir kıymık gibi yıllarca taşımıştı.
Güneşli Pınar’a giden yol sisli ve uzundu. Çam ağaçları dar yolu çevreliyordu, sessiz nöbetçiler gibi. Deniz, terkedilmiş bekçi kulübesini geçip, çocukların gittiği yaz kampına giden bakımsız yola saptı. O heyecanı hatırlıyordu: göl, kamp ateşi, gönüllülerin yaptığı yeni kulübeler. Yıllık fotoğrafı daotobüs camlarına yapışmış gülümseyen yüzler, çizgi film çantaları, Walkman’ler, tek kullanımlık fotoğraf makineleri.
Vardığında, inşaat ekibi bir çevre çizgisi oluşturmuştu. Otobüsün soluk sarı bölümleri çamurun altından görünüyor, on yılların ağırlığıyla ezilmişti. “Ne olduğunu anlayınca hiç dokunmadık,” dedi şef işçi. “Bunu görmelisiniz.”
Acil çıkış kapısını açmışlardı. Toprak ve küf kokusu vardı. İçeride toz, rutubet, çürüme. Koltuklar yerindeydi, bazı emniyet kemerleri takılıydı. Üçüncü sıranın altında pembe bir yemek kabı duruyordu. Arkada, yosun kaplı bir çocuk ayakkabısı. Ama ceset yoktu. Otobüs boştuiçi boş bir anıt, toprağa gömülü bir soru işareti.
Ön tarafta, gösterge paneline yapıştırılmış bir sınıf listesi vardı. Öğretmenleri Ayşe Hanım’ın eğik el yazısıyla yazılmıştıonlarla birlikte kaybolmuştu. Dokuz ile on bir yaş arası on beş isim. En altta kırmızı kalemle yazılmış bir not: “Asla Güneşli Pınar’a varamadık.”
Deniz dışarı çıktığında elleri titriyordu. Hava daha soğuk geliyordu. Biri burada olmuştu, bir mesaj bırakacak kadar. Bölgeyi kapattı ve ekibi çağırdı. Sonra doğrudan arşiv binasına gitti.
Eski Yeşilvadi İlçe Arşivi küf ve limon kokuyordu. Görevli dosyayı getirirken bekledi: “19 Mayıs 1986, Yeşilvadi İlkokulu, 6-B Sınıfı Gezisi. Beş yıl sonra kapatıldı. Hiç güncellenmedi.”
İçinde çocukların fotoğrafları, eşya listeleri vardı. En altta kırmızı bir damga: “KAYIP ŞAHISLAR, HAYATTA OLMA İHTİMALLERİ DÜŞÜK. ŞÜPHELİ BİR DURUM YOK.” O damga yıllarca kasabayı rahatsız etmişti. Delil yoktu, çocuklar yoktu, cevaplar yoktu.
Hep söylentiler vardı. Otobüs şoförü, Kemal Yılmaz, yeni işe alınmıştı, pek araştırılmamıştı. O da otobüsle birlikte kaybolmuştu. Stajyer öğretmen Esra Hanım’ın o günden önce ve sonra hiç kaydı yoktu. Adresinde şimdi yabani otlar vardı. Herkesin bir teorisi vardıkaçışlar, bir tarikat, göle düşme. Ama hiçbir şey çıkmamıştı.
Sonra, Deniz dosyaları incelerken hastaneden bir çağrı geldi. Balıkçı bir çift, kazı yerinden yarım kilometre ötede bir kadın bulmuştu. Çıplak ayaklı, bitkin, yırtık giysiler içindeydi ve bilinci yerinde değildiama hayattaydı.
“12 yaşında olduğunu söylüyordu,” dedi hemşire. “Travma sandık, ta ki adını verene kadar.” Hemşire bir dosya uzattı: Ece Kaya, kayıp çocuklardan biri.
Deniz hastane odasına girdiğinde, kadın yavaşça doğruldu. Saçları dağınık, yüzü solgundu ama yeşil gözleri tanıdıktı. “Sen yaşlanmışsın,” diye fısıldadı Ece, gözyaşları yanaklarından süzülürken.
“Beni hatırlıyor musun?” dedi Deniz, sesi titreyerek.
Ece başını salladı. “Suçiçeği geçirmiştin. Sen de gelecektin.”
Deniz yanına oturdu, şaşkındı. “Kimse hatırlamayacak demişlerdi,” dedi Ece sessizce. “Kimse gelmeyecek diye.”
“Kim söyledi bunu?” diye sordu Deniz yumuşakça.
Ece pencereye baktı, sonra ona döndü. “Asla Güneşli Pınar’a varamadık.”
Sonraki günler araştırma ve şoklarla geçti. Otobüste hiç kemik bulunmadı ama bir panelin arkasına sıkışmış bir fotoğraf vardı: tahta kaplı bir bina önünde ifadesiz duran çocuklar. Arkalarında sakallı, uzun bir adam.
Ece, hâlâ hassas ama aklı başındaydı, bazı parçaları hatırladı: Şoför normal şoförleri değildi. Yolda bir adam beklemişti. “Göl bizim için hazır değilmiş, dedi. Beklememiz gerekecekmiş.” Pencereleri örtülü bir ahırda uyandığını hatırlıyordu, saatler hep Salı’yı gösteriyordu. Onlara yeni isimler verilmişti. “Bazıları evi unuttu,” dedi. “Ama ben unutmadım. Asla unutmadım.”
Deniz ipuçlarını takip ederek, Eskişehir Yolu’ndaki terk edilmiş bir ahıra ulaştı. Orada, otlarda bir çocuk bilekliği bulduSelin Öztürk, kayıplardan biri. İçeride duvarlarda çocukların isimleri kazınmıştı. Metal bir kutuda Polaroidler vardıuyuyan, ağlayan, yemek yiyen çocuklar. Her birinin arkasında yeni

Rate article
Lifequest
1986’da Bir Gezi Sırasında Kaybolan 15 Çocuk — 39 Yıl Sonra, Okul Otobüsü Gömülü Halde Bulundu