Ayşenin aklından bile geçmiyordu Mehmete taşınma teklif etmek. Görüşmek başka şeydi, birlikte yaşamak bambaşka. Cumartesi günü Mehmeti yine bir buluşma için bekliyordu. Kapıyı açtığında donakaldı, çünkü Mehmet iki büyük bavulla karşısındaydı.
Ayşe koltuğuna oturmuş, telefonundaki fotoğraflara bakıyordu. İşte parkta ördekleri beslerken çekilmiş bir kare, işte birlikte gezindikleri bir an, işte de mantar toplamaya gittikleri gün Altı aydır tanışıyorlardı ve zaman su gibi akıp gitmişti.
Bir tanışma sitesinde karşılaşmışlardı. Ayşe 61, Mehmet 63 yaşındaydı. İkisi de boşanmış, çocukları büyümüş, kendi hayatlarını yaşıyorlardı.
Mehmet, Ayşeye ilk bakışta hoş gelmişti. Kültürlü, kitap okumayı seven, espri anlayışı olan biriydi. Çocuklarına bakacak birini ya da evi çekip çevirecek birini aramıyordu. Sadece iyi bir sohbet arkadaşı arıyordu.
Haftada iki üç kez buluşuyorlardı. Tiyatroya gidiyor, sergi geziyor, kafelere oturuyor, şehirde dolaşıyor ya da arkadaşının yazlığına gidiyorlardı. Ayşe, bu sorumluluk gerektirmeyen ama samimi ilişkiden memnundu.
“Ayşe, bana nasıl yaşadığını anlatır mısın?” diye sormuştu Mehmet, tanışmalarının başında.
“Güzel, sessiz, huzurlu. Beş yıldır tek başımayım, alıştım.”
“Sıkılmıyor musun?”
“Bazen. Ama arkadaşlarım var, kızlarım ziyaretime geliyor. Bir de şimdi sen varsın.”
“Bunu duymak güzel.”
Mehmet boşandıktan sonra eski bir binada kiralık bir daire tutmuştu. Sürekli ev sahibinden şikayet ediyordutamirat yapmıyor, fiyatı sürekli artırıyordu.
“Ne yapalım,” diyordu. “Kendi evim yok. Boşanınca her şey eski eşime kaldı. Ailesi ona ev almıştı, benim yaptığım tadilatları da kimse takmıyor.”
“Hiç kendine bir ev bakmayı düşünmedin mi?”
“Bu fiyatlarda nereden para bulayım?”
Ayşe anlıyordu. Kendisinin iyi bir semtte üç odalı bir dairesi vardıömrünün çoğunu ona harcamıştı. Kızları çoktan evlenmişti, dolayısıyla evde bolca yer vardı.
Ama Ayşenin aklına bile gelmiyordu Mehmete taşınmasını teklif etmek. Görüşmek başka şeydi, birlikte yaşamak bambaşkaydı.
Cumartesi günü Mehmeti beklerken kapı çaldı. Açtığında iki büyük bavulla karşılaşınca şaşkına döndü.
“Mehmet, ne oldu?” diye sordu.
“Ayşe, içeri geçebilir miyim? Anlatacağım.”
Salona geçtiler. Mehmet bavulları girişte bırakıp koltuğa oturdu.
“Anlıyor musun, ev sahibi daireyi satmaya karar vermiş. Bir hafta içinde çıkmamı istedi.”
“Şimdi ne olacak?”
“Şimdi kalacak yerim yok. Hemen bir daire bulamam, param da yetmez.”
Ayşe ne demeye çalıştığını anlamaya başladı.
“Ayşe, düşündüm de Bizim aramızda ciddi bir ilişki var. Altı aydır görüşüyoruz, birbirimizi iyi tanıyoruz. Belki birlikte yaşamayı deneyebiliriz?”
“Birlikte mi?” diye tekrarladı.
“Evet. Senin evin üç odalı, yer var. Üstelik ben asalak değilim, çalışıyorum, masraflara ortak olurum.”
“Mehmet, bunu hiç konuşmadık ki.”
“Önceden konuşmaya ne gerek vardı? Hayat zaten bize yol gösterdi.”
Ayşe şaşkınlık içindeydi. Böyle bir hamleye hazır değildi.
“Mehmet, biraz düşünmem lazım.”
“Ne var düşünecek? Biz birbirimizi seviyoruz.”
“Sevmek ayrı, yaşamak ayrı.”
“Neden ayrı? Bizim yaşımızda artık karar vermenin zamanıdır.”
“Ne kararı?”
“İlişkimizin kararı. Görüşüyorsak, birlikte olmalıyız.”
Ayşe girişteki bavullara baktı. Demek Mehmet her şeye onun yerine karar vermiş, eşyalarını getirmiş ve işi oldubittiye getiriyordu.
“Ya ben istemezsem?”
“Ne yani, mutluluğa karşı mısın?”
“Birinin izin bile almadan eşyalarıyla gelmesine karşıyım.”
“Ayşe, kızma. Kötü niyetle yapmadım. Şartlar böyle oldu.”
“Şartlar kendiliğinden oluşmaz. İnsanlar oluşturur.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Önce benimle konuşmalıydın, sonra bavulları getirmeliydin.”
Mehmet bir süre sessiz kaldı, durumu düşündü.
“Peki. O zaman şimdi konuşalım. Birlikte yaşamamızı öneriyorum.”
“Ben kabul etmiyorum.”
“Neden?”
“Çünkü tek başıma yaşamayı seviyorum. Görüşmelerimiz hoşuma gidiyor, ama aynı evde olmak istemiyorum.”
“Niye ya? Birbirimize uygunuz.”
“Görüşmeye, gezmeye, vakit geçirmeye uygunuz. Ama günlük hayata değil.”
“Farkı ne?”
“Günlük hayat her gün. Alışkanlıklar, düzen, ödünler”
“Önemli mi? Birbirimize alışırız.”
“Mesele o zaten, ben alışmak istemiyorum. Şu an mutluyum.”
Mehmet üzgün görünüyordu.
“Ayşe, ya resmi nikah teklif edersem?”
“Niye?”
“Nasıl niye? Düzgün, insan gibi olur.”
“Mehmet, nikah bir şeyi değiştirmez. Yine birlikte yaşamak istemiyorum.”
“O zaman ilişkimizin anlamı ne?”
“Eskiden neyse, o. Görüşüyoruz, sohbet ediyoruz, vakit geçiriyoruz.”
“Peki ya sonra?”
“Sonra görüşmeye devam ederiz.”
“Ama




