– Yine ruhumu almaya mı geldin, beni sinir etmeye? Bak İngiliz lordu gibi davranıyor! Görüyor musunuz, elli gramlık porsiyonları yiyor! – Diye gürledi tezgahtar kadın

Yine mi geldin canımı sıkmaya? Bak şu İngiliz beyine ya! Elli gram sucuk yemeye cüret ediyor ha! diye gürledi teyze.

Elinde güneş gibi kızıl bir yavru kedi tutan çocuğa baktı. Kedi, karşısındaki sert yüze rağmen hiç korkmadı.

Çocuğun ellerinden kurtulup tezgaha zıpladı, birkaç adım koştu ve kirli beyaz önlüklü Teyze Kevsere sokuldu, minik kızıl kafasını ona sürtmeye başladı.

Teyze Kevser öyle kadınlardandı Bilirsiniz, taştan yontulmuş gibi iri yarı, heybetli tipler. Yüzüne gelince

Kimse Teyze Kevserin yüzüne bakmaya cesaret edemezdi. Çünkü hep aynı ifadeyi taşırdı: tehdit, küçümseme ve öfke. Sanki hayata küskündü. Başını kaldırıp gökyüzüne haykıracakmış gibi dururdu:

Ah Tanrım! Neden ben bu insanlara hizmet etmek zorundayım?

Kevser teyze bir bakkal tezgâhtarının ta kendisiydi. Hem meslek olarak, hem de karakter olarak. Müşterilerine hizmet ederken, iki yumruğunu bel hizasında sıkıca kenetler, küstahça bakanları öyle bir delici bakışla süzerdi ki en cesur adamlar bile gözlerini kaçırır, incecik bir sesle ricada bulunurlardı. O da lütfedip bir parça sucuk keserdi.

Cesaret edip sesini yükseltenler ise şunu görürdü

Teyze Kevser yumruklarını bırakır, tezgaha koyardı. Yüzü pancar gibi kızarır, gözleri iki silah namlusuna dönerdi. Boğazından aslan kükremesini andıran bir ses çıkardı. Sıradakiler çömelir, avcı uçağı geçmiş gibi olurlardı. Adam ise

Adam, beti benzi atmış bir halde hemen özür diler, gelecekte işleyeceği tüm günahları itiraf etmeye hazır olurdu. Kimse tartıp kontrol etmeye cesaret edemezdi.

Ama en çok sinir olduğu şey, o çocuktu.

On yaşlarında, arsız mı arsız bir çocuk. Düzenli olarak gelir, tezgaha bir avuç bozukluk döker ve incecik bir sesle:

Teyze Kevser, lütfen bana biraz sütlü sucuk keser misiniz? derdi.

Teyze Kevser kızarır, solar, sonra yeniden kızarırdı.

Yine mi geldin! diye gürlerdi, camlar titreyerek. Yine elli gram sucuk kes diyor!

Zafer kazanmış gibi sıraya bakardı. Kalabalık, başka yerde itiraz edecek olsalar bile gözlerini kaçırırdı.

Yine mi geldin beni sinir etmeye? Bak şu İngiliz beyine! Elli gram sucuk yiyor ha!

Ama çocuk, nedense hiç telaşlanmazdı. Gözlerini tezgâhtara diker, masmavi bakışlarıyla:

Lütfen kesin, Teyze Kevser. Çok ihtiyacım var. derdi.

Teyze Kevser ağzını açar, cehennem ateşi kusacakmış gibi olurdu

Ama bir nedenden, o masmavi gözlere bakınca susar ve sessizce bir parça sucuk keserdi. Sırada bir rahatlama nefesi dalgası geçer, çocuk da paketi sımsıkı tutarak giderdi.

O gün Teyze Kevserin sinirleri iyice gerilmişti. Sıra gergin bir sessizlikle bekliyordu. Diğer tezgâhtarlar ona bakmamaya çalışıyordu. Sık sık bağırarak müşterilere sucuk atan teyze, tam o sırada

Tezgahın altından, en beklenmedik anda, masmavi gözlü bir çocuk belirdi.

Teyze Kevser, bugün param yok. Ama çok ihtiyacım var. Bana elli gram sucuk kesin, sonra paramı getiririm. dedi küçük çocuk.

Bu kadar küstahlık! Alışverişin temel kurallarına karşı bir meydan okumaydı.

Teyze Kevser kıpkırmızı oldu, sonra bembeyaz. Öyle bir kükredi ki dükkândaki herkes çömel

Rate article
Lifequest
– Yine ruhumu almaya mı geldin, beni sinir etmeye? Bak İngiliz lordu gibi davranıyor! Görüyor musunuz, elli gramlık porsiyonları yiyor! – Diye gürledi tezgahtar kadın