Evlatlarımın Ailesi İçin Ücretsiz Dadı ve Aşçıydım, Ta ki Bana Tek Yönlü Bir Uçak Biletiyle Havaalanında Yakalayana Kadar

Günlük,

Bugün ailem için ücretsiz bir dadı ve aşçı olarak yaşadığım hayatımın son günü. Biletimi ve pasaportumu çantama koyarken ellerim titriyordu.

“Nilüfer, merhaba! Rahatsız ediyor muyum?” diye başladı gelinim Elif, telefonun diğer ucunda yapay bir neşeyle.

Tabağımda soğumuş çorbayı karıştırıyordum. Tabii ki rahatsız etmiyordu. Onlara bir şey lazım olduğunda asla “meşgulüm” diyemezdim.

“Buyur, Elif.”

“Harika bir haberim var! Bora’yla birlikte Antalya’ya iki haftalık tatile gidiyoruz! Her şey dahil, hayal et! Son anda çıktı bu fırsat!”

Hayal ettim. Deniz, güneş, Bora ve Elif. Ve bir köşede, beş yaşındaki torunum Kerem.

“Tebrik ederim. Çok sevindim.” Sesim düz, duygusuz, bir ilaç prospektüsü gibi.

“Kerem’i alır mısın? Kreşe gidemiyor şu an, orada suçiçeği var. Yüzme dersleri de var, kaçırmasak iyi olur. Bir de gelecek hafta konuşma terapisine götürmen lazım, sana programı atarım.”

Hızlı konuşuyordu, araya girmeme fırsat vermeden. Sanki “hayır” diyeceğimden korkuyordu. Oysa hiç hayır dememiştim.

“Elif, birkaç günlüğüne köye gitmeyi düşünmüştüm, havalar güzeldi ya…” diye mırıldandım, kendim bile inanmadan.

“Köy mü?” Sesinde samimi bir şaşkınlık vardı, sanki Mars’a gitmekten bahsetmiştim gibi. “Abla, köy de neymiş? Torunun sana ihtiyacı var, sen hâlâ bahçeyi düşünüyorsun! Biz tatil yapmıyoruz, dinleniyoruz. Deniz havası, vitaminler!”

Pencereden gri apartman avlusuna bakıyordum. Benim deniz havası. Benim vitaminlerim.

“Bir de,” diye devam etti Elif, “kedi maması gelecek çarşamba, premium markadan, on iki kilo. Kurye on ile altı arasında gelecek, evden çıkmayacaksın, tamam mı? Çiçekleri de sula, özellikle orkidemi. Çok nazlıdır.”

Görevlerimi sayıyordu, sanki bunlar zaten benim işimmiş gibi. Ben bir insan değil, bir araçtım. Rahat hayatlarının bedava eklentisi.

“Tamam, Elif. Tabii.”

“İşte bu! Sana güvenebileceğimizi biliyordum!” diye cıvıldadı, sanki bana büyük bir lütufta bulunmuştu. “Öptüm, hadi, valiz hazırlamam lazım!”

Telefon kapatıldı.

Yavaşça masaya bıraktım telefonu.

Duvardaki takvime baktım. Kırmızı kalemle işaretlediğim cumartesi, arkadaşlarımla buluşma günümdü. Neredeyse bir yıldır görüşmemiştik.

Islak bir bez alıp o kırmızı işareti sildim. Sanki hayatımdan bir parça daha silmiştim.

İçimde ne kırgınlık ne de öfke vardı. Sadece yapış yapış bir boşluk ve sessiz, net bir soru: Benim de bir insan olduğumu ne zaman fark edecekler?

Sanırım, ancak havalimanında tek yön biletle beni gördüklerinde.

Kerem’i ertesi gün getirdiler. Oğlum Bora, torunun dev valizini, yüzme çantasını ve üç poşet dolusu oyuncağı içeri bıraktı. Gözlerime bakmaktan kaçınıyordu.

“Anne, acelemiz var, havalimanına yetişmemiz lazım,” diye mırıldandı, valizi koridorun ortasına bırakarak.

Elif peşinden girdi, tatil modundaince bir elbise, hasır şapka. Gözleri evimi hızla süzdü.

“Nilüfer Hanım, Kerem’e çok fazla çizgi film izletme, kitap oku. Şeker de verme, yoksa huysuzlanır. İşte liste, her şeyi yazdım.”

Dörde katlanmış bir kağıt uzattı. Konuşması, sanki torunumu ilk kez görüyormuşum gibiydi. Sanki onlar kariyer yaparken ben doğduğundan beri onunla ilgilenmemişim gibi.

“Elif, ne sevdiğini biliyorum,” diye fısıldadım.

“Bilmek yetmez, diyet önemli,” diye kesip attı. “Hadi, Kerem, uslu dur, büyükanneni dinle! Sana çok güzel bir oyuncak getireceğiz!”

Gittiler. Arkalarında pahalı parfüm kokusu ve bir esinti hissi bırakarak.

Kerem, terk edildiğini anlayınca ağlamaya başladı. İlk üç gün bitmek bilmeyen bir koşuşturmaya dönüştü. Yüzme dersi şehrin bir ucunda, konuşma terapisi diğerinde. Gece ağlamaları, “annemi istiyorum”lar… Kendimi tükenmiş hissediyordum.

Dördüncü gün oğlumu aramaya cesaret ettim. Tam otele yerleşiyorlardı.

“Alo, anne? Bir şey mi oldu? Kerem iyi mi?” Bora’nın sesi gergindi.

“Kerem iyi, merak etme. Bora, konuşmak istiyorum… Çok zorlanıyorum. Bu tempoya yetişemiyorum. Belki bir gündüz bakıcısı tutabilirsiniz? Yarısını ben öderim.”

Sessizlik oldu. Sonra Bora derin bir iç çekti.

“Anne, lütfen şimdi başlama. Daha yeni geldik. Elif zaten çok stresliydi. Kimseye güvenemeyiz. Sen büyükannesin, bunlar senin için sevinç olmalı.”

“Bora, sevinç yorgunluğu yok etmiyor. Ben genç değilim.”

“Alışırsın,” diye ısrar etti. “Tatilimizi zehir etme. Çok sık tatile çıkmıyoruz. Tamam mı? Elif çağırıyor.”

Telefonu kapattı.

Telefona bakarken içimde bir şey dondu. Kırgınlık değil. Soğuk, berrak bir farkındalık. Onun için bir anne değildim. Bir kaynaktım. Güvenilir, denenmiş ve en önemlisibedava.

Çarşamba günü, Elif’in dediği gibi, kedi maması geldi. Genç bir kurye, on iki kiloluk dev çuvalı kapının önüne bırakıp gitti.

On dakika uğraştım, belimi zorlayarak çuvalı içeri çekmek için. Başardığımda, çuvalın yanına oturd

Rate article
Lifequest
Evlatlarımın Ailesi İçin Ücretsiz Dadı ve Aşçıydım, Ta ki Bana Tek Yönlü Bir Uçak Biletiyle Havaalanında Yakalayana Kadar