Biliyorsun Yücel, o senin kız kardeşin, ben ise eşinim. Artık çocuklarımızdan alıp her şeyi Elif’e götürmeni izleyemeyeceğim.

Biliyor musun Yücel, o senin kız kardeşin, ben ise karın. Artık çocuklarımızdan alıp hepsini Elife götürdüğünü seyredemeyeceğim.

Yücel, karısının haklı olduğunu biliyordu ama başka türlü davranamazdı. Kız kardeşi yardıma ihtiyaç duyduğunda ilk el uzatan hep o olmuştu, çocukluğundan beri böyleydi.

“Yücelciğim, bana bir çivi uzatır mısın?” diye seslendi yedi yaşındaki Elif, eski kulübenin yanındaki taburenin üstünde duruyordu.

“Niye çivi istiyorsun ki?” diye kuşkuyla sordu dokuz yaşındaki abi.
“Kedim için bir kulübe yapacağım.”

“Yine mi? Geçen sefer sana yardım ettiğimde içinde uyumadı, sen de bir hafta bana küstün.”

“Bu sefer olacak, çünkü kumaşla kaplayacağım.”

Böyle büyüdüleraynı kökün iki filizi gibi. Anneleri fabrikada çalışıyordu, babalarını küçükken kaybetmişlerdi. Yücel, henüz küçükken evin erkeği olmuştu. Bisiklet tamir etmeyi, musluk değiştirmeyi, akşam yemeğini ısıtmayı öğrenmişti.

“Yücelciğim, sence büyüyünce aktris olabilir miyim?”

“Zaten aktris gibisin. Dün düşüp ağlamaya başladığında, sonra da gülerek reçel yediğinde, gerçek bir tiyatro oyunu gibiydi.”

Zaman geçti. Yücel elektrikçi oldu, şehre yerleşti, Tülayla evlendi.

Elif ise öğretmen okuluna gitti, yurtta kaldı, fırsat buldukça abisini ziyaret etti.

Tülay sadece iç çekiyordu:
“Biliyor musun Yücel, kız kardeşin artık büyüdü. Belki de kendi başının çaresine bakmanın vakti geldi?”

“O bir bavul değil ki, verip unutayım,” diye mırıldandı Yücel. “O benim kardeşim.”

Eğitimini bitirdikten sonra Elif, tayinle bir köye gitti. Soğuk yurtta tek odası, eski bir soba ve asgari ücret vardı. Yücel her bayramda yanına gidiyordu:

“Sana söylemiştim: bir ısıtıcı al.”

“Param yok şimdi, çocuklar için kitaplar almam gerekiyor.”

“Ben getirdim sana. Bir de mont.”

“Tülay kızmaz mı?”

“Kızacak tabii. Ama sen üşümeyeceksin.”

Bir gün ağlayarak aradı:
“Abi… ben bir çocuk bekliyorum.”

“Hayırlı olsun… peki neden ağlıyorsun?”

“O gitti. ‘Buna hazır değilim’ dedi.”

“Onun kaybı. Dayan. Ben geliyorum.”

“Yok gerekmez… Ben hallederim…”

“Kardeşim, bu tartışmaya bile açık değil.”

Ertesi gün geldi. Yiyecek, para, battaniye ve bebek eşyaları getirdi.

“Tülay çok kızgın,” dedi mutfak masasında otururken.

“Ben yüzünden kavga çıkmasını istemiyorum…”

“Bak. Karım iyi bir kadın, ama beni büyüten o değildi.”

“Anlıyorsun değil mi, bu artık kaybettiğim telefonu almak gibi değil. Bu ciddi bir şey…”

“İşte bu yüzden buradayım.”

Yücel en önemli günde yanındaydı. Yeğenini kollarında tutarken, dünyanın en kıymetli hazinesiymiş gibiydi.

“Adını ne koyacaksın?”

“Mehmet.”

“Güzel isim. Büyüyünce seni koruyacak, benim gibi.”

Bebek doğduktan sonra düzenli yardım etmeye devam etti. Bazen mama parası, bazen oda tamiri, bazen bebek arabası… Tülay ise sessizce uzaklaşıyordu.

Bir akşam dedi ki:
“Yücel, Elif’e yardım etmene karşı değilim. Ama her seferinde aile bütçemizden alıp götürdüğünde, bu artık destek değil. Bu bizim için zarar.”

“Anlıyorum. Ama başka türlü yapamam.”

“Ben de ikinci planda hissetmeye dayanamıyorum. Senin için hep o birinci, biz ikinciyiz.”

Yücel sustu. Hem kardeşini hem karısını eşit derecede seviyordu.

Zamanla Elif ayaklarının üzerinde durdu. Köyde bir çocuk kulübü açtı, sevildi, saygı gördü. Oğlu uslu, sessiz bir çocuk olarak büyüdü.

Yücel daha seyrek gelmeye başladı. Ama her gelişinde bir şeyler getirirdi:

“Mehmetciğim, bak amcan ne getirdibir yapboz!”

“Annem dedi ki siz ve Teyze Tülay artık yaşlandınız, bu yüzden bize daha az harcama yapmalıymışız.”

“Ben o kadar da yaşlı değilim, annenin düşündüğü gibi.”

Yücel ellisine bastığında ciddi şekilde hastalandı. O zaman Elif, şehre geldiev yapımı reçeller, köfteler ve oğluyla.

“Tülay, temizlik yapabilir miyim? Yücelin masası her zaman dağınıktır,” diye gülümsedi Elif.

“Tabii temizle. Köfteleri de koy. Sensiz hiçbir şey yemiyor.”

“Yalan!” diye homurdandı Yücel kanepeden.

“Tabii ki yalan. Bir haftada nasıl zayıfladın öyle…”

Çocukluklarındaki gibi gülüştüler. Tülay ise ilk defa Elife kıskançlıkla değil, anlayışla baktı.

“Biliyor musun,” dedi alçak sesle, Elif mutfağa gidince, “haklıymışsın. O iyi biri. Sadece seni aramızda seçim yapıyorsun sanıyordum.”

“Hiç seçim yapmadım. Kalbimde ikinize de yer var.”

Bir yıl sonra Tülay ve Yücelin bir torunu oldu.

Mehmet üniversiteye başladı. Elif köyde öğretmen kaldı, her hafta abisini arardı.

“Nasılsın?”

“İyiyim. Tülay nakış yapıyor, ben televizyon izliyorum. Ya sen?”

“Mehmet tatilde, birlikte mantar topluyoruz.”

“İyi ki dürüst, iyi bir çocuk oldu.”

“Çünkü sen ona örnek oldun.”

Yaşlılıklarında, evin önündeki bankta otururken El

Rate article
Lifequest
Biliyorsun Yücel, o senin kız kardeşin, ben ise eşinim. Artık çocuklarımızdan alıp her şeyi Elif’e götürmeni izleyemeyeceğim.