Bugün, her şeyin sonu gibiydi. Hayatımın bu sayfasını yazarken ellerim titriyor, ama içimde bir rahatlama var.
“Ya kardeşimi bu eve alırsın, ya da topla eşyalarını ve defol git!” dedi Metin, gözlerinde öfkeyle.
Ayşegül, iş yerinde iki saat fazla mesai yapmıştı. Arkadaş tavsiyesiyle gelen iki yeni müşterisi vardı.
“Size geleceğiz, Ayşegül Hanım! Siz bu şehirdeki en iyi kuaförsünüz!” dediler. Bu sözler, onu eve giderken bile gülümsetiyordu.
Belki de kendi işini açma zamanı gelmişti? Artık korkmayı bırakıp “daha iyi günleri” beklemekten vazgeçmeliydi.
Bu düşüncelerle eve vardığında, apartmanın merdivenlerinden tanımadığı sesler duydu. Kapıyı açtığında, şaşkınlıkla eşikte donakaldı. Koridor dağınıktı, yerde kirli ayakkabılar, mutfaktan ise sert bir alkol kokusu geliyordu.
“Ayşe, tanıdın mı? Serhat geri döndü!” dedi Metin, mutfaktan başını uzatarak, tuhaf bir gülümsemeyle.
Küçük kardeşi, mutfak masasının başında boş gözlerle oturuyordu. Dört yıl önce evi terk edip gece kulübündeki bir dansözle kaçan Serhat’tı bu.
“Selam,” dedi kayınbirader, gözlerini bile kaldırmadan.
“Anne, bu kim?” diye fısıldadı kızı Elif, dans kursundan yeni dönmüştü.
“Bu babanın kardeşi, amcan Serhat,” dedi Ayşegül sakin kalmaya çalışarak. “Onu hatırlamazsın, çok küçüktün o gittiğinde.”
“Neden böyle… tuhaf?” diye sordu Elif, sesini alçaltarak.
“Odana git, canım. Sonra konuşuruz.”
Banyoya gidip suyu açtı. Biraz olsun toparlanması gerekiyordu. Aynada yorgun bir yüz ona bakıyordu. Saçlarına dokundu; kökler boya istiyordu ama şimdi aklı başka yerdeydi.
Dört yıl önce, Serhat evi terk ettiğinde, Metin’in ne kadar sarsıldığını görmüştü. Aylarca ailesiyle konuşmamış, kardeşini kaybetmenin acısını onlara yüklemişti. Sonra kabullenmiş gibiydi, adını bile anmaz olmuştu. Ama şimdi her şey değişmişti.
Metin yatak odasına girdi, duraksadı ve sessizce konuştu:
“Bizimle kalacak. Buna ihtiyacı var. En azından bir süre. Kardeşimin desteğe ihtiyacı var. Durumu kötü. Karısı onu aldattı, boşandılar. Ailesine gidemiyor.”
“Sen tek başına karar mı verdin? Bana sormadan? Hiç konuşmadan?” Ayşegül döndü, eşine baktı. “Bu kadarına da pes artık!”
“Ne soracaktım ki? O benim kardeşim, gidecek yeri yok.”
“Metin, bizim ergen bir kızımız var. Onun halini görüyorsun, değil mi? Elif’in her gün bunu görmesi normal mi sence?”
“İşte bu yüzden yardıma ihtiyacı var! Aile!” Metin, ilk defa o akşam eşinin gözlerine baktı. “Onu yalnız bırakamam, bunu anlaman lazım!”
“Ne kadar sürecek bu?”
“Ne kadar gerekiyorsa. Kendine gelmesi lazım.”
“Ya Elif? Onu hiç düşündün mü? Bu yaşta…”
“Ayşe, yeter!” Metin sesini yükseltti, ki hiç yapmazdı. “O benim kardeşim. Küçük kardeşim. Onu zor durumda bırakamam.”
Ayşegül cevap vermek için ağzını açtı ama sustu. Metin’in sesindeki o ton, onu durdurmuştu. On dört yıllık evliliklerinde ilk kez böyle keskin bir tavır duyuyordu.
“Tamam,” dedi, pencereye dönerek. “Ama ona söyle, evde içmeyecek. Ve bir iş bulacak.”
Metin cevap vermeden odadan çıktı. Ayşegül, mutfaktan gelen fısıltılı konuşmaları duyuyordu. Bilerek sessiz konuşuyorlardı.
Saat gece yarısını geçtiğinde sesler kesildi. Ayşegül uyuyamıyor, koridordaki ayak seslerini dinliyordu. Metin hemen yatmamış, kardeşini salona yerleştirmekle meşguldü.
“Her şey düzelecek,” diye fısıldadı yatağa girdiğinde. Ama Ayşegül artık bundan emin değildi.
***
Sabah, mutfaktaki alkol kokusuyla başladı. Ayşegül, kızına kahvaltı hazırlarken masadaki boş şişeleri ve kül dolu küllüğü görmezden geldi.
Bir ay içinde, mutfaklarının iki adam için 24 saat açık bir bara dönüştüğüne neredeyse alışmıştı.
“Anne, okula gidiyorum,” dedi Elif, kanepede uyuyan amcasının yanından sessizce geçerek. Son zamanlarda evde durmuyor, arkadaşlarında takılıyordu.
Ayşegül, kızının nasıl hızla kapıya yöneldiğini izlerken içinde bir öfke kabarıyordu.
Bu “geçici” misafir, yıllarca kurdukları düzeni bir ayda yerle bir etmişti: aile akşamları, birlikte yenen yemekler, Elif’le yaptıkları sohbetler…
“Günaydın,” dedi Metin, hazırlanmış bir şekilde odaya girdi. “Kahve var mı?”
“Orada kaldı. Dünkü,” diye cevap verdi Ayşegül, cezveyi işaret ederek. “Bu arada, konuşmamız lazım.”
“Şimdi değil, geç kalıyorum,” dedi Metin, kupayı kaptı ve soğuk kahveden burun kıvırdı.
“Ne zaman, Metin? Her gün geç kalıyorsun. Akşamları da Serhatla oturuyorsun.”
Metin kapıda durdu, şaşkınlıkla sordu:
“Ne demek istiyorsun?”
“Artık bir karar vermemiz gerektiğini. Sağlıklı bir adamı sonsuza kadar besleyemeyiz. Bu doğru değil!”
“Depresyonda, Ayşe. Görmüyor musun, adam perişan halde.”
“Ya biz? Biz perişan değil miyiz? Elif eve gelmek istemiyor. Ben her gün dağınıklık ve alkol kokusuyla karşılaşıyorum. Sen…”
“Ben ne oldum?”
“Değiştin. Sanki seni




