İşten yorgun dönerken, akşam yemeği ve ertesi günkü toplantı hakkında düşüncelere dalmıştım. Aniden arkamdan bir ses duyuldu:
Afedersiniz! Élodie Bertrand?
Dönüp baktığımda, yanımda yaklaşık altı yaşında bir çocukla duran genç bir kadın vardı. Sesinde bir tereddüt vardı, bakışları ise kararlıydı.
Ben Camille, dedi, ve işte sizin torununuz Théo. Kendisi zaten altı yaşında.
İlk anda şaka yaptığını sandım. Kadın da çocuk da bana yabancıydı; bu durum kafamı karıştırdı.
Özür dilerim ama yanılıyor olmalısınız, diye zorlayarak söylesem de
Camille kendinden emin bir tavırla devam etti:
Hayır, yanılmıyorum. Oğlunuz Théonun babası. Uzun süre sessiz kaldım, ama sizin bilme hakkınız var. Bir şey istemiyorum. İşte numaram. Onu tanımak isterseniz, beni arayın.
Sözleri beni hayrete düşürürken uzaklaştı. Ben de kaldırımda, elimdeki kağıdı sıkı sıkıya tutarak, yumruklarımı sıkılmış bir şekilde bekledim. Hemen tek çocuğum Julienı aradım.
Julien, sen Camille adında birini tanıyor musun? Çocuğun var mı?
Anne, uzun bir an önce Kısa bir süredir tanıştık, tuhaftı; sonrasında hamile olduğunu iddia etti. Gerçek olup olmadığını bilmiyorum. Sonra kayboldu. Bu çocuğun benim oğlum olduğundan şüphem var.
Bu sözler içimi sarstı. Julienı hep desteklemiştim, iki işi bir arada yürütüp ona daha iyi bir yaşam sağlamak için çabalamıştım. O, saygın bir profesyonel olmuştu, ama bir aile kurmamıştı. Çocuk sahibi olmasını sık sık dile getirirdim, büyükanne olma hayaliyle. Şimdi ise bir torun elime ulaşmış gibi görünüyor.
Ertesi gün Camilleyi aradım. Beklediğim gibi şaşırmadı.
Théo altı yaşında, Nisanda doğmuş. Test yapmayacağım, babasını biliyorum. Hamileliğim sırasında ayrıldık. Julienla daha önce iletişime geçmedim, tek başıma hallettim. Ailem bana destek oluyor, iyiyiz. Sadece Théo için arıyorum; büyükannesini tanımalı. İsterseniz onun hayatına girebilirsiniz, istemezseniz anlarım.
Telefonu kapattığımda uzun bir sessizlik içinde kaldım. Julienın şüphelerini göz ardı edemezdim; bir yandan Théonun bakışlarında bir tanıdıklık buluyordum. Gülüşü, jestleri Yoksa sadece büyükanne olma arzum mu bunları bana gösteriyordu?
O gece pencereye bakıp, Julienı okula götürdüğüm sabahları, paylaştığımız yemekleri, onun ilk okul girişini düşündüm. Gerçekten hamile bir kadını terk etti mi? Yoksa bu çocuk onun çocuğu olmayabilir mi?
Tüm bunların içinde Théoyu düşündükçe tuhaf bir sıcaklık içime doldu. Kendi kendime kızdım, Julienın doğduğu zaman kanıt istemediğim için. Neden Camilleden isteniyor? Neden sadece inanmıyorum?
Henüz bir karar vermedim. Onu aramadım. Ancak o sokaktan geçtiğimde yüzleri taramaya devam ediyorum. Théonun benim torunum olup olmadığını bilmiyorum ama unutamıyorum. Bir büyükannenin hayali kolay kolay ölmez. Belki bir gün o numarayı çeviririm, en azından anneanne diye seslendiren çocuğu tanımak için.
Bazen aile kan bağıyla değil, kalple ölçülür. Ve bilinmeyeni kabul etmek, en güzel sürprizleri beraberinde getirebilir.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



