Böyle Olmaz Kızım Ksenya! Otuz yaşındasın ama bir ihtiyar gibi yaşıyorsun,” dedi annesi yanına oturarak.

27 Kasım 2025, Perşembe

Elif, otur, bir şeyler ye; soğuklaşır, dedi annem, bana çatalı uzatarak.
Anne, sonra olur, sadece kıyafet değiştiriyorum, dedim.

İşten yorgun, daima yorgun olarak eve geldim. Akşam mutfakta hâlihazırda patatesle soğan kokusu yayılıyordu; annem eski tavan tavasında çevirip bir şeyler kızartıyordu, hafifçe homurdanıyordu ama yine de sevgiyle tabağı masaya koydu:
Elif, yemeğini bitir, biraz ılık olur.

Üzerimdeki montu çıkardım, çizmeleri çıkarıp odama gittim. Küçük Emir, yerde renkli bloklarıyla kule yapıyordu, sessizce kendi kendine şarkı mırıldanıyordu. Annemi görünce sevinçle bağırdı:
Anne, bak! Ne kadar büyük bir kale yaptım!

Gülümseyerek oğlumun saçına bir öpücük kondum.
Vay canına, gerçek bir kale! Ben de orada bir prenses olur muyum?
Hayır, ciddi bir komutan olacaksın, dedi o.

Kahkaham bir anlığına ısındı; işte bu küçük anlar, altı yıldır kalbimde biriken boşluğa karşı en iyi kalkanımdı.

İgor gittikten sonra, kendime bir kez daha zayıflığa yer yok diyerek, sadece işe, eve ve evlatlığa bağlandım. Bazen Emir uyuyunca pencereye oturup sokaktaki nadir ışıkları izler, hayatın yanıp geçen bir rüzgar gibi akıp gittiğini düşünürdüm.

Annem, Vasfiye Hanım, tüm bunları sessizce izlerken zaman zaman dayanılmaz bir hal alıyordu.
Elif, otuz yaşındasın ama yaşlı bir teyze gibi yaşıyorsun, derdi yanına otururken.
Anne, iyiyim; şikayet etmem.
İyi dedi alaycı bir tonla. İşten eve, evden işe; ya da ne var?
Sonra ne? diye sordu.
Emir büyür, okulunu bitirir
ve gider, dedi annem soğukkanlıca. Peki, sen kime kalacaksın? Ben sonsuza dek var olmayacağım.

Derin bir iç çekişle cevap vermedim. Vasfiye Hanım bunu kırgınlıkla söylemiyordu; hayatın ne kadar çabuk geçtiğini çok iyi biliyordu.

Geç bir akşam çayımızı yudumlarken annem bir konu daha açtı:
Mahallede bir tanışma kulübü açıldı; insanlar kahve içer, film izler, yeni insanlarla tanışır. Gitmek ister misin?
Anne, ciddisin?
Kadınların bazen bir erkeğin ilgi göstermesini istemesi normal.
Ben istemiyorum, dedim kesinlikle.
İstemiyor musun yoksa korkuyor musun?

Bardağı yıkarken boğazım sıkıştı; bu konulara her dokunuşta boğazım daralıyor, bir an önce nefes almamı engelliyordu.

Hafta sonu Emirle bahçeye çıktık; kar altında ayak seslerimiz çıtırtı yapıyordu, çocuklar kaydıraktan kayıyor, kahkahalar havada yankılanıyordu. Vasfiye Hanım, komşuya el salladı, komşu da Kültür Merkezinde bir çocuk şenliği düzenliyor, davet karıştırıyordu.
Elif, evde oturmama, git; Emir eğlensin, sen biraz dışarı çık.

İlk başta tereddüt ettim ama sonunda kabul ettim.

Salonda gürültü hakimdi; yetişkinler grup hâlinde otururken Emir hemen oyuncak masasına koştu. Ben yanımda durup oğlumu izlerken, yanımdan bir adam geçip durdu: sakallı, kısa saçlı, haki rengi ceketli bir adam.

Afedersiniz, çocuklar için soyunma odasını nerede bulabilirim? diye sordu nazikçe.
İki salonun arasına, sağa dönün, dedim.

Gülümseyerek yanıtladı:
Teşekkür ederim. Kızım bu koridorları hep karıştırıyor.

Ben de İstanbulda yaşıyorsunuz, değil mi? diye sordum.
Evet, yakınımda oturuyorum, diye yanıtladı biraz utanarak.

Elimi uzatarak kendini tanıttı:
Alper.
Elif, dedim.

Kısa bir sohbet ettik, ardından Alper çocuğa bir kutu hediye taşıdı, ama kısa bir süre sonra geri dönüp bizle konuştu:
Tek başınıza çocuğunuzla zorlanıyor olabilirsiniz? diye sordu nazikçe.
Alıştım, dedim kısaca.

Alper bir daha ısrar etmedi; sadece iyi dileklerini gönderip gülümseyerek ayrıldı.

Eve döndüğümde annem hemen sordu:
Nasıl geçti?
Normaldi, dedim.
O da yakışıklı bir adammış, seni gördü mü? diyerek gözlerine baktı.
Nereden biliyorsun? dedim şaşkınlıkla.
Gözlerinden anladım, uzun zamandır gülümsememiştin.

Gülümsemeye çalıştım, ama içimde bir kıvılcım yanıyordu. O akşam, Emir uyurken Alperin sesini, bakışını ve gülümsemesini düşündüm:
Alper diye fısıldadım adını, sanki bir tat gibi hissetmeye çalışıyormuş gibi.

Kış şenliğinden bir hafta sonra, rutinimle geri döndüm; iş, ev ve Emir. Alper hafızamdan silindi; sanki rastgele bir geçişte karşılaşmış gibi. Yine de akşam kar yağarken, o sıcak erkek gülümsemesi aklıma geldi, yalnızlığın duvarına bir ışık gibi çarptı.

Aylar geçti, işte krizler, ofiste yeni müdür; kadın müdür, herkesin gözünde birini göstermek istiyordu, ben de neredeyse ofisten hiç çıkmaz oldum. Eve geç dönerdim, orada Emir dersleriyle, annem ise sürekli homurdanışla:
Elif, kendine bakmıyorsun, yüzün soluk; gözlerinin altında halkalar var.
Anne, ay sonu, dedim.

Bir akşam otobüste eve dönerken telefon çaldı; tanımadığım bir numara.
Alo?
Elif, ben Alpar. Dünkü şenlikte tanıştık, hatırlıyor musun?

Sesini duyunca bir an donakaldım.
Evet, hatırlıyorum Merhaba.
Şimdi mağaza önünde bir kafe açıyordum, bir an konuşalım mı? diye sordu.

Ertesi gün kafede buluştuk; Alpar bir itfaiyeci üniforması içinde, çantası kolunda, ama hâlâ iki kahve almıştı.
İçinizi ısıtsın, dedim.

Bankta oturduk, sohbet akıcıydı, sanki yıllardır tanışıyormuş gibi. Alpar, boşanmış ve sekiz yaşında bir kız çocuğu, Nisa, olduğunu söyledi.
Sen de tek başına çocuğunu büyütüyorsun? diye şaşırdım.
Evet. İlk başta zor, ama sonra anladım ki, bu dünyanın sonu değil, hayatta kalmanın bir başka yolu.

Onunla konuşurken kendimi rahat hissettim; yargılamayan, acı çekmeyen bir adamdı.

Eve geldiğimde Vasfiye Hanım oturmuş, neredeyse beni bekliyormuş gibi bakıyordu.
Nasıl? diye sordu hemen montumu çıkarınca.
Anne…
O kulüpten bahsetme, Alparı söyleme.
Hangi kulüp? şaşkınlıkla sordum.
Yalan söyleme; ben seni otobüs durağında konuşurken duydum.

Bu sefer susmadım;
Alpar iyi bir insan, sadece bir tanıdık.

Vasfiye Hanım gülümseyerek:
Tanıdık demek, önceden görmek demektir. İlk görüşte birini tanımadan önce çok şey öğrenmeliyiz.

Günler geçti; Alpar ara sıra arar, nasılsın diye sorar, Emire oyuncak getirir, Vasfiye Hanıma pasta, bana üç gül takar. Bir akşam pencereden dışarı bakıp Gözlerin üzgün, bir şey mi var? dedi.

Geçmiş tekrar hatırlatıyor, dedim.
Eski sevgili mi? tahmin etti.
Evet, o geldi.

Ertesi sabah Alpar bir mesaj attı:
Günün nasıl geçti? Ziyaret etmeyi düşündüm ama düşündüm ki, dinleniyorsunuz.

Kısa bir yanıt verdim: İyiyiz, dinleniyoruz.

Alpar zorlamadan, sabah kendisi geldi, Emire yapı seti, Vasfiye Hanıma kek, bana üç gül hediye etti.
Gözlerin hâlâ hüzünlü, bir şey mi var? diye sordu.
Geçmiş yine ortaya çıktı, dedim.
Eski eş? tahmin etti hemen.

Başını salladım.
O, oğlumuzun babası, gelmiş, geri dönmek istiyor.

Alpar bir an sustu, pencereden dışarı baktı.
Eğer dönmeye karar verirsen, anlarım. Ama kendini aldatma. Geçmiş bazen çalar çünkü soğuk bir yer bulur, kaçmak için değil, kapanmak için.

Bu sözler beni derinden etkiledi; cevap vermek istemedim.

Bir akşam Kerem, eski eşim, bir kutu oyuncakla ortaya çıktı; Emir Dede geldi! Baba! diye bağırdı.
Kerem, gözlerini yere indirdi, Yanlış bir karar verdim, ama seni görmek istiyorum, Emire bir baba olmak istiyorum, dedi.

Vasfiye Hanım birden bağırdı:
Bak, ne kadar gecikmiş bir baba! O da ne zaman çocuğunun çığlıklarını duymuş?

Kerem, sarsılmış gibi, ama bir şey söyleyip çıkmadı.

O gece uyuyamadım; eski kırıcı sözler, ucuz sigara kokusu, Ben seni aldatmadım! diye bağıran bir ses içimde çınladı.

Alparın mesajı geldi: Günün nasıl geçti? Ziyaret etmedim, dinleniyorsunuz.
Cevabımı kısaca İyiyiz, dinleniyoruz dedim.

Alpar ısrar etmedi, ama sabah yine geldi; Emire yapı seti, Vasfiye Hanıma pasta, bana üç gül.

Daha sonra Kerem bir kez daha evimize geldi, Emire bir hediye verdi, konuşmaya çalıştı; ben ise onun sesini duymadan başka bir odada oturuyordum.

Kerem Neden buraya geliyorsun? Aileyi yeniden kurmak istiyorum, dedi.
Zaten yok, dedi ben, geçmişi burada bırak.

Kerem şaşkın bir an durdu, dışarıda yağmur çiseliyordu. Çözülmüş bir göl kenarında Alpar belirdi, bir sigara çekerken, Kerem, git, burada bir şey kalmadı, dedi.

Bir an için kalbim hafifledi; o an, yalnız olmadığımı, bir omuzun her zaman var olduğunu anladım.

Yaz mevsimi aşırı sıcaktı; hava ağır, tozlu ama evdeki ışık, güneşten değil, huzurdan geliyordu. Kerem artık gelmedi; her şey yerli yerine oturdu. Emir daha sık gülüyor, Vasfiye Hanım hâlâ ara sıra homurdanıyor ama gözleri yumuşak. Ben ise Alparın getirdiği patatesli yemekleri, kırık ütüyü onarmasını, çocuğu okula bırakmasını izliyorum.

Bir akşam balkonda oturup, Vasfiye Hanım örgü örerken, çocuklar odada oynuyor, Alpar duvar saatini tamir ediyor;
Nasıl bu kadar çok şeyi aynı anda yapabiliyorsun? dedim.
Acele etmem, dedi gülerek. Askerlikte öğrendim ki, acele mutluluğu bozar.

Ben ona baktım:
Seninle yeni bir şey denemek korkutucu mu?
Evet, bir zamanlar korktum. Ama yalnızlık daha ağır bir korku. Sen?

Ben bir süre düşündüm:
Ben aynı şeyi değil, aynı hayata tekrar inanmamı sevmiyorum.

Alpar saati bıraktı, elime dokundu,
O zaman bir adım at, yavaşça, sadece bir adım bile olsa.

O an, yılların yükü omzumdan kayıp gitti.

Birkaç hafta sonra Alpar, annesinin köyüne davet etti.
Ev büyük, bahçe çiçek açmış, çocuklar koşsun, biz sadece dinlenelim, dedi.

Yol uzun ama hafifti; Nisa ve Emir arka koltukta gülüyor, Vasfiye Hanım hafifçe uyukluyordu, ben ise pencereden akan tarlaları izleyerek düşündüm: rastlantısal bir karşılaşma bile hayatı beklenmedik bir yöne sürükleyebilir.

Akşam ateş başında Alpar birden şöyle dedi:
Başta sadece yardım etmek istedim. Sonra anladım ki, senin yanındaydığım için mutluyum. Çünkü yalnızlık değil, senin gücün beni çekiyor.

Ben uzun bir sessizlikte,
Ben de hiç duymadığım sözleri duydum; aşk değil, huzur. Gerçek mutluluk sadece ondan doğar.

O an, kollarını bana doladı; çamur sesleri, suyun şırıltısı, çocukların kahkahası eşliğinde.

Sonbaharda eski bir ev kiraladık şehrin kenarında. Vasfiye Hanım Vasfiye Hanım mutlu bir şekilde çayını yudumlarken, yeni hayatın ufkunda umut çiçekleri açtı.

Rate article
Lifequest
Böyle Olmaz Kızım Ksenya! Otuz yaşındasın ama bir ihtiyar gibi yaşıyorsun,” dedi annesi yanına oturarak.