Sabahın gri ışığında yüzerken, kahve makinesi tıkırdadı, buhar yavaşça camdan yükseldi.

Sabahın loş ışığında uyandım, kahve makinesinin tıkırtısı ve camda yükselen buhar eşliğinde.

Mütevazı mutfağımda oturdum, sükûtu dinledim.

O gecenin üzerinden üç gün geçmişti ona o siyah kutuyu uzattığım gecenin.

Ama sanki yıllar olmuştu.

Telefonum her saat titriyordu.

Bir kez o aradı.

Sonra avukatı.

Sonra annesi, çığlıklarını telefona boşaltarak:

“Ne yaptın sen, Eda? Oğlumu mahvettin!”

Ben sadece sustum. Boş masaya, o kutunun bir zamanlar durduğu yere bakakaldım.

Ve o geceyi yeniden güçlü bir şekilde hatırladım.

O kutuda silah yoktu.

Aldığının kanıtı da, fotoğraf da, kıyafet de yoktu.

Sadece bir flash bellek.

Ve üzerinde kırmızı notlar, imzalar olan birkaç basılı kağıt.

Ama Murat için bunlar her şeyden daha tehlikeliydi.

Çünkü bu belgeleri yıllardır saklıyordu herkesten.

Kutuyu açtığında, kahkahası anında kesildi.

Yüzünü renk uçtu, sanki içindeki hayat çekilip alınmış gibiydi.

Eski dostu Volkan, olanın anlamaya çalışır gibi öne eğildi.

“Özel asistanı” Deniz, gergin bir gülümsemeyle kayıtsız görünmeye çalışıyordu, ama parmaklarıyla kumaş peçetenin ucunu buruşturuyordu.

“Bu nedir?” diye fısıldadı sonunda.

Murat cevap vermedi. Sadece ayağa kalktı, çantasını alıp çalışma odasına yöneldi.

Misafirler donup kaldı.

Ben ise sakin bir şekilde tatlımın son lokmasını aldım.

Kapı ardından kapandığında, Deniz dayanamadı:

“Eda, içinde ne vardı?”

Ona baktım.

“Gerçek,” dedim sessizce. “Onun asla söylemeye cesaret edemediği şey.”

O flash belleğin içinde her şey vardı.

Offshore ortaklarına yazdığı e-postalar.

Sahte sözleşmeler, kurgusal faturalar, yurtanarası transferler.

Ve tek bir dosya: “Gizli Açılmaz.”

Ama ben açtım.

Tesadüfen bulmadım. Bir akşam, muhasebecisine veri aktarırken yardım ediyordum.

Her şey oradaydı, gizli bir klasörde.

Ve o an anladım: Onun yanında bir eş değil, bir reçineydim.

Aylarca bekledim.

İntikam için değil. Doğru an için.

O an, beni herkesin önünde küçük düşüren bu adamın, sonunda başkasına bakarken ne hissettiğini anlayacağı gün.

Ve o gece geldi.

Ertesi sabah şirketinde kaos hakimdi.

Volkan erkenden gitmişti.

Deniz gelmedi.

Basın ofisinin önünde gazeteciler bekliyordu.

Öğlene kadar bütün şehir biliyordu: Muratın şirketi karaşapkayla suçlanıyordu.

Haberler yıldırım hızıyla yayıldı.

Ben hiçbir şey söylemedim.

Kimseye bir şey göndermedim.

Flash belleğin yok olması yeterliydi.

Telefonum akşama kadar neredeyse ısındı.

“Eda, lütfen konuşalım!” diye yazdı.

Sonra tekrar: “Ne yaptığını anlamıyorsun!”

Sonunda sadece bir mesaj gönderdim:

“Bir gün bana, ‘Hiç bir şey olamayacağıma inanıyor musun?’ diye sormuştun. Şimdi cevabı biliyorsun.”

Bir hafta sonra taşındı.

Ev sessizleşti.

Adı şirketin web sitesinden, dergilerden, iş haberlerinden silindi.

Ben ise kendi küçük stüdyomu açtım.

Büyük değildi, ama her santimi benimdi.

Duvarlarda fotoğraflarım asılıydı ağl

Rate article
Lifequest
Sabahın gri ışığında yüzerken, kahve makinesi tıkırdadı, buhar yavaşça camdan yükseldi.