Peronda koşan kedi, herkesin gözlerinin içine bakıyordu. Sonunda, hayal kırıklığı içinde miyavlayarak uzaklaştı. Uzun boylu, sakallı bir adam birkaç gündür ona yiyecek vermeye ve yakınlaşmaya çalışıyordu. Onu, iş seyahatinden dönerken trenle geri gelirken fark etmişti.

Eskiden bir zamanlar, bir kedicik istasyon peronunda koşar, gözlerine bakarak herkesi süzüyordu. Bir an hayal kırıklığına uğramış gibi miyavlayıp sessizce uzaklaşırdı. Uzun, beyaz sakallı bir adam, Mehmet, birkaç gündür onu beslemeye ve yanına çekmeye çalışıyordu. Mehmet, bir iş seyahatinden dönüp trenle istasyona gelirken, bu tüylü yabancıyı fark etmişti.

Kızıl tüylü kedi, peronda ileri geri dolaşır, insanların yanına çıkar ve gözlerine bakarak sanki tek beklediği kişiyi tanımaya çalışırmış gibi dururdu. Yanlış bir izlenim elde ettiğini anladığında sessiz, kırgın bir miyavla yanına çekilir ve bir köşeye saklanırdı. Mehmet, kediyi birkaç gündür izlerdi; yolculuktan dönerken, bu hüzün dolu bakışların arasında bir yalnızlık gördü.

Kedi, sadece iki adım yaklaşır, yüze bakar, bir şey sorar gibi bakardı ve ardından güvenmediği için geri çekilirdi. Ama açlık her zaman temkinli davranışı yenerdi. Beş gün sonra, kızıl kedinin gücü tükenip yiyecek kalmayınca, Mehmet ona elinden süzülmüş bir kase yoğurt ve bir tabak kaymakla uzattı. Kedi, karnı guruldayarak titreyen ellerinden bir lokma alıp durmaksızın yedi.

Günler geçti, kedi biraz güç kazandı ve Mehmet onu evine götürmek istedi; ama kedi kaçıp tekrar istasyona döndü, sanki gitmek istemediği yere gitmekten korkar gibiydi. Yeniden rayların kenarında dolaşır, insanların yüzlerine bakar, pencereler gibi gözlerine bakar, bir gün bir insanı bulmayı hayal ederdi.

O zaman Mehmet, duruma el atmaya karar verdi. Tanıdığı bir istasyon görevlisiyle bira, tuzlu uskumru, peynirli poğaça eşliğinde oturup kamera kayıtlarını izlediler. Tren sahibinin bindiği anı buldular; kedi, tren hareket etmeden önce vagonun dışına atlamış, peronda kalakalmıştı. Adamın fotoğrafını bastırıp internete koydu, ama yanıt alamadı. O da bir adım daha attı

Kendine bir hafta mazeretli izin alarak, aynı trenin rotasını, kızıl kediyi yanına alarak takip etti. Başlangıçta kedi taşıma çantasına konulur, yüksek sesle uluyup kaçmaya çalışırdı. Fakat yan koltukta oturan yolcular, hikayesini duyunca ona simit, çay, süt ve bazen bir parça köfte ikram ettiler; kısa sürede kedi sakinleşti, kimsenin zararı olmayacağını anladı. İstasyona geri dönmek zorunda olduğu yer, artık geride kalmıştı.

Kedi, çantadan çıkarak Mehmetin yanına oturdu, sessizce ona bakıp tek bir dayanma noktası gibi gördü. Her durakta ilanlar asıyor, sahibini arıyorlardı; ama iş o kadar zordu ki, beklenenden uzun zaman alıyordu.

Bir hafta, ardından bir hafta daha geçti; para da tükendi. Mehmet yine de yol almaya devam etti; çünkü sahibini bulamamak, ona güvenen bir cana ihanet etmek demekti.

Bir gün, sosyal medyada binlerce kişinin kedinin kaderini izlediğini gördü. Bağışlar, yiyecek, kedi maması ve destek mesajları yağmaya başladı. İstasyon peronlarında, Mehmeti tanıyanlar paket, yiyecek, giysi uzatıyor, bazıları sadece sessizce Dayan diye fısıldıyordu. Bu, ona yabancı gelen bir yardımdu; ömrünün çoğunu yalnız ve kendi ayakları üzerinde yürütmüş biriydi.

Kedi, yolu boyunca deneyimli bir yolcu hâline gelmişti; Mehmetin yanına kıvrılır, başını sağ bacağına koyar, tırnaklarını açıp pantolon paçasına tutunur, sallantıda düşmemek için çabalar, böylece uykuya dalardı. Mehmet, acı çekse de tırnakları hafifçe geri çekerek kediyi rahat bırakırdı.

Akşamları son vagonun arkasına çıkar, açık tünelde durur, Mehmet kediyi iki eliyle tutar, ona gün batımını gösterirdi. Çarkların sesi, rüzgar, uzayan demiryolu hattı hepsi ortak yaşamlarının bir parçasıydı.

İyi mi? dedi sessizce Mehmet. Kedi tek bir mır ile onayladı.

O sırada blogunun bir okuyucusu, kedinin sahibini bulmuş, büyük bir şehirdeki (İstanbul) istasyonda fotoğraftaki kişiyi bekleyeceklerini bildirdi. Mehmet heyecanla titredi, fakat sevinç yerine bir boşluk hissetti. Vagon komşuları, kedinin kendi kedileriymiş gibi sevinçle kutlama yaptı, yiyip içtiler, güldüler.

Sadece Mehmet, sessizce kızıl başını okşayarak, mırıltısını dinleyip kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Uzun bir arayışın ardından, kendi kendisinin ev olduğunu fark etti.

Tren, İstanbula geldiğinde, Mehmet kediyi iki eliyle tutup bir salon aradı; ortam gazeteciler, fotoğrafçılarla doluydu.

Bir etkinlikmiş gibi diye düşündü.

Barış! diye bağıran bir ses duyuldu. Kedi sıçradı, ama kısa boylu, tombul bir kadın gördükten sonra geri çekildi, Mehmetin göğsüne tırmandı, boynuna pençelerini sıkıca bastı. Kadın gülümsedi, kızıl sırtını okşadı:

Beni hiç sevmedi, dedi nazikçe. Endişelenmeyin, fotoğrafçılara bakın; bu bizim işimiz değil, sizin işiniz.

Mehmet şaşkınlıkla bakıp bir an kararsız kaldı.

Kadın, Kocamı başka bir yerde hikayeler anlatmaya gönderdi, diye açıkladı. Biz onun haklarını almayız. Artık o bizim değil. dedi ve kalın bir zarf uzattı.

Geri dönüş biletleri ve para burada. Lütfen tartışmayın. Bu, işyerimizdeki kadınlar topladı, diye ekledi. Eğer video olmadan geri dönersem, beni mahvederler.

Zarfı Mehmetin eski ceketinin cebine koydu, büyük bir paket poğaça ve tatlılar verdi.

Gidelim, sizi treninize bırakalım. Çıkışa az kaldı, dedi.

İstasyonun kalabalığı içinde yürürken kadın her şeyi telefonuna kaydediyordu, iş yerinde göstermek için.

Mehmet ve kedi vagonun içinde otururken, kadın kediyi bir kez daha okşadı, Mehmetin yanakına bir öpücük kondurdu ve ayrıldı.

Tren hareket etti. Kısa bir süre sonra kadın, kocasıyla buluştu; makyajını silerken şöyle dedi: Her şeyi yaptım, onlar beni uzun süre bekletecek. Kocası, Affet bizi Tanrı, bu yalan için, diye yanıtladı, ardından öpüştü. Aksi takdirde o, bütün ömrünü ülke içinde dolaşır, kedisiyle beraber yaşlanırdı. Biz onun ızdırabını durdurduk.

Kötü için yalan, doğru bir şeydir, dedi kocası. Eve gitsinler, bu doğru. Kadın, Sahibini bulmaya çalıştım; ama ben bulamadıysam, kimse de bulamaz, diyerek kocasıyla sarıldı. Sen doğru yaptın. Birlikte eve gittiniz ve bu en önemli şey. Bu, bizim en güzel günahımız olsun, dedi.

Kalabalık içinde kayboldular, sanki bir nehir gibi akıp giden insan akıntısında.

Vagonun içinde yeniden demiryolunun sesi duyuluyordu. Artık herkes kiminle seyahat ettiğini biliyordu: uzun beyaz sakallı adam ve Barış adı verilen kızıl kedi.

Barış diyorlar ona, dedi Mehmet. Kedi şaşkın bakışlarla ona baktı, ama sanki kabul ediyormuş gibi bir mır mır sesi çıkardı. Artık isim ne olursa olsun, yanındaki kişi önemliydi.

Kedi başını Mehmetin bacağına koydu, tırnaklarını pantolonuna çarptı ve huzur içinde uykuya daldı; artık bırakılmayacaktı.

Vagon gürültüsü, insanlar neşeyle bağırıyordu. Roller doğru oynanmıştı: kedi sahibini bulmuştu, insan da vazgeçmediği bir dostu bulmuştu.

Ve lütfen kadını yargılamayın; bazen yalan, doğru bir eylemin tek yoludur. İşte benim hatıram.

Rate article
Lifequest
Peronda koşan kedi, herkesin gözlerinin içine bakıyordu. Sonunda, hayal kırıklığı içinde miyavlayarak uzaklaştı. Uzun boylu, sakallı bir adam birkaç gündür ona yiyecek vermeye ve yakınlaşmaya çalışıyordu. Onu, iş seyahatinden dönerken trenle geri gelirken fark etmişti.