21 Temmuz, Perşembe
Bugün mutfağın köşesinde otururken, yabancı bir kadına bakıp onun sessiz bir sesle fısıldadığını duydum:
Neyim var, seninle ne yapayım ki? diye sordu. Sanki bana, Büyükanne, seni almalı değildik diyormuş gibi.
Mırmır üç yaşındaydı; insan sesinin tonlamasını çok iyi kavrıyordu. O kadın bana hoş görünmüyordu, beni istemiyormuş gibi hissetti. Ev sahibesi artık hayatta olmadığını biliyordum. O gece, yaşlı kadının ayakları altında yatarak, ruhunun yavaşça tavandan pencereye doğru yükselip dışarı süzülmesini izledim.
Sonra evde yeni eşyalar belirdi. Kokusundan hoşlanmadığım bu nesneler, evin sıcaklığını çaldı, soğuk bir havaya dönüştü. Beni gözetleyen, göz ucuyla bakmaya çalışan yabancılar çıkmaya başladı. Bir gün, evden aniden kayboldum. Yeni kadın mutfağa gelip kahvaltıyı koyduğunda, dün bıraktığım yemek hâlâ dokunulmamıştı.
Belki de bu daha iyidir diye derin bir nefesle rahatladı.
Ben, kimsenin bana bir şey atfetmesini beklemeden, kapı aralıklarından sessizce süzüldüm. Eşyalar taşınıyor, yeni yüzler giriyordu.
Şimdi bilinmeyen yollarla ilerledim; çitleri aştım, yolları geçtim. Karanlık, sevgi eksikliği olan yerlerden kaçındım. Çocuklar bana taş attı, iki kez çatıdan düşürdüler ama vazgeçmeden ileriye, geçmişin gölgesinden uzaklaştım.
Yorgun düştüm, karnım üç gündür gurultuluyordu. Çit arkasında eski bir ahşap kulübe gördüm; içinde kimse yok gibiydi. Hava yemek kokmuyordu, ama evden sıcak ve huzur yayıldı. Bir delikten geçip içeri girdim, çatı katında açık bir pencere buldum ve oraya tırmandım.
Çatı katı samanla doluydu, fare kokusu hâkimdi. Köşede eski bir battaniye yatıyordu. Üzerine uzandım, ilk kez evdeymişim gibi hissettim; yorgun ellerim titriyordu. Karnım yine gurultulasa da gözlerimi kapatıp uykuya daldım.
Uyanınca bir insan sesini duydum. Açık pencereye doğru sürünerek baktım; bahçede bir kız çocuğu birine bir demir tepsiye bir şeyler koyuyordu. Yemek olduğunu hemen anladım; havada iştah açıcı bir koku vardı.
Şimdiden karnım çalınıyordu. Sessizce çatı katından inip tepsiye doğru ilerledim. En büyük parçayı kapıp kaçtım, tam zamanında. Çadırın arkasından bir kız çocuğu çıktı; ardından kızıl bir köpek ve iki tombul yavru köpek koştu.
Hadi, güzelim dedi kız, sana bir şey getirdim, gidelim.
İçimde bir kez daha o kadının sesindeki sıcaklığı ve sevgiyi duydum; sanki evdeki anıyı tekrar hissediyordum.
Amanın! diye bağırdı kız, misafirimiz var! Sen de aç mısın, kedi?
Ben tepsiye çok yaklaştım; güçlükle kaçacak kadar çabuk değildim. Kız, köpeklere ve yavrulara yemek verirken benim hâlâ orada durduğumu fark etti ve yanına birkaç daha parça koydu:
Ye, dedi sakin bir sesle, çok açsın gibi görünüyor. Sonra bir kase getirip biraz süt döktü.
İç, şimdi susuzluğunu gidermelisin, diye ekledi.
Sütü içtim, kalanını yedim, sonra tekrar çatı kata tırmanıp battaniyeye uzandım. O an, evde olduğumu kesin olarak anladım.
Yaz boyunca bu evde kaldım. Kız, her gün gelip beni ve Kızıl adlı köpeği, yavrularını besledi. Kızıli ve Civciv adlı iki yavrusunu sevgiyle Kızıl ve Civciv diye çağırdı. Ben de çatı katında fare yakalamayı öğrendim; kız geldiğinde bir fareyi ona sunar, Teşekkür ederim derdi; ben de ona dokunulmasına izin verir, eski sıcaklığı tekrar hissederdim.
Sonbahar geldi, geceler soğumaya başladı. Ben hiç soğuğa alışkın değildim; kar görmemiştim, sabahları beyaz uçurtma gibi şeyler gördüm. Ekim ayının sonundaydık.
Bir gün kız gelmedi, büyük bir arabayla büyükbabam geldi. Ben çatı katından dışarı bakarak bu tanımadık insanı izledim. Kız bahçeye gidip yemek koydu; evin önünden Kızıl, ardından iki yavru koştu.
Ah, sen! Burada bir aile var dedi büyükbaba gülerek.
Evet! dedi kız, şimdi kedi de gelecek ve çatı katına baktı.
Ben büyükbabanın sesindeki tehdit bir şey duymadım, aşağı indim.
Gel, korkma dedi kız ve sırtımı okşadı.
Yemek yemeye başladım.
Hadi bakalım, evimize gidelim dedi büyükbaba, artık burada dolaşmayın. Yavruları arabaya koyup götürdü. Kızıl de peşinden koştu. Ben temkinliydim.
Kedi dostum, gel, korkma, dedeye gideceğiz, orada orman var, orada herkes mutlu olacak dedi kız.
Sesindeki ton, sesindeki kelimeler, beni bir zamanlar sokakta bulup evine getiren o kadının sesini hatırlattı. Kız, nazikçe beni kucağına alıp arabadaki büyük bir sepetin içine koydu; içinde sıcak bir bez vardı.
Direnç göstermedim, gözlerimi kapattım. Bir kez daha insanın, hayvanların affediciliğini, bize sevgilerini koşulsuzca sunmasını gördüm. Ve bir kez daha, insanları…
Belki de hayvanlar, bize her şeyi bağışlayan tek varlıklardır. diye düşündüm, kalemimi kapattım.




