26 Temmuz, Çarşamba
Bugün kendimi aynanın karşısında buldum, yüzümdeki kremi nazikçe yayıyordum. Yaz sabahının henüz ilk ışıkları İstanbulun pencereyi saran sıcaklığını hatırlatıyordu, ama evde klima sayesinde serinlik hâkimdi. Dışarıda temmuz güneşi asfaltı kavuruyordu; içerde ise bir nefes serinliği hissediyordum.
Yine yeni bir krem mi? diye sordu Murat, gazete satırları arasında başını kaldırmadan.
Yeni değil, diye cevapladım sakin bir sesle. Aylar önce aldığım aynı ürün.
Murat başını salladı ve okumasına geri döndü. Bizim evimizde bu tür sohbetler artık rutin hâline gelmişti. O, harcamalarımı merak eder, ama sınır koymazdı. Evimizdeki para ortak bir havuz gibi, ihtiyaç duydukça çekilir, eklenirdi.
Ben büyük bir inşaat firmasında muhasebeci olarak çalışıyorum, maaşım düzenli ve tatmin ediciydi. Murat ise bir fabrikada tekniker; biraz daha az kazanıyor ama yine de rahat bir yaşam sürdürüyoruz. Yıllık bir kez tatile çıkabiliyor, küçük zevklerimizi karşılayabiliyoruz.
Evliliğimizin başından beri kendi ihtiyaçlarımı karşılamayı alışkanlık hâline getirmiştim. Şampuan, saç kremi, kozmetikler, kıyafetler hepsini ben alırdım, Murat hiç itiraz etmezdi, bu doğal bir şeydi bence.
Bugün tırnak bakımına gideceğim, diyerek kahvaltıda söyledim.
Tamam, dedi Murat, ekmeği tereyağı ile yağlarken. Ben de işten sonra Tolgayla garaja gidip motoru kontrol ederiz.
Üç yıldır haftada bir kez tırnak bakımına gidiyorum; işimde müşterilerle yüz yüze geliyorum, ellerimin bakımlı olması önemli. Murat bu ziyaretleri hiç eleştirmez, hatta güzel bir eşe sahip olduğu için gurur duyar. Haftada iki kez spor salonuna gidiyorum, düzenli olarak bir estetisyenle çalışıyorum ve kaliteli kıyafetler alıyorum. Otuz beş yaşında olmama rağmen genç hissettiriyor bana dış görünüşüm.
İlk uyarı, kayınvalidem Şerifenin bir hafta sonu ziyaretiyle geldi. Şerife, otoriter tavırlarıyla bilinen bir kadındı; her konuda görüşünü söylerdi.
Madem tırnak bakımına gidiyorsun, yine mi? diye sordu Muratın annesi, Elif banyoya girdikten sonra.
Evet, yine gidecek, diye cevapladı Murat.
Her hafta? dedi Şerife başını sallayarak. Bu çok mu?
Anne, Elif çalışıyor, buna harcama yapabiliyor, dedi Murat savunurcasına.
Belki ama ne kadar sık? diye ısrar etti. Ben bütün hayatım tırnaklarımı evde boyardım, hâlâ aynı görünümdeyim.
Murat omuz silkti, bu konuda hiç düşünmemişti.
Kosmetikleri çok pahalı! diye ekledi Şerife. Banyoda gördüm, üç bin lira değerinde şişeler var.
Anne, bununla ne ilgisi var? diye Murat hafif bir sinirlilikle yanıtladı.
Paralar ortak, sen sıkı çalışıyorsun, ama bu harcamalar boşa gidiyor, dedi Şerife.
Sözleri aklıma kazındı; Murat artık Elifin harcamalarına dikkat etmeye başladı. Elif, pahalı kremler, serumlar, maskeler alıyordu; hepsi de bütçeyi zorlayacak nitelikteydi. Kıyafetleri de ucuz değildi, marka olmasa da kaliteliydi.
Bu yeni yaz botları ne için üç çift? diye sordu Murat bir gün, yeni bir alışveriş çantası gördüğünde.
Renkleri farklı, farklı kıyafetlere uyacak, dedi Elif şaşkınlıkla.
Tek bir çift alıp farklı renklerde giyebilirdin, diye önerdi Murat.
Elbette alabilirdim ama bunlar hoşuma gidiyor, dedi Elif.
İçimde bir rahatsızlık hissettim; Elifin harcamaları gerçekten fazla mıydı, diye düşünmeye başladım.
Kayınvalidenin bir sonraki ziyareti, yazın ortasında, bunaltıcı bir sıcaklıkta gerçekleşti.
Onu şımarttın, dedi Şerife akşam yemeğinde, Elif mutfakta yemek hazırlarken. Her hafta tırnak bakımı, her iki haftada bir estetisyen Evde iş de çok.
Elif işini iyi yapıyor, evimiz temiz, diye savundum.
Her zaman bir şeyler eksik, diye ekledi Şerife. Para da aynı. Ayda ne kadar salonlara harcıyorsun?
Murat hesabı açtı; tırnak bakımı haftada 1.500 TL, ayda 6.000 TL, estetisyen ise iki haftada bir 3.000 TL, yani yine 6.000 TL. Toplamda ayda 12.000 TL güzellik harcaması yapıyorduk.
Bu fazla, diyerek onayladım.
Tam da bu yüzden, dedi Şerife, sen susuyorsun. Onu yönlendirmelisin, sadece isteklerini karşılamamalısın.
O akşam Elife bir konuşma talep ettim.
Elbette, dedi Elif bulaşıkları yerine koyarken. Sık sık salonlara gidiyorum, fazla mı?
Ne demek fazla? diye sordum.
Haftada bir tırnak, iki haftada bir estetisyen Belki daha seyrek olabilir mi?
Neden? diye sordu Elif şaşkınlıkla. Görünüşüm iyi olmalı ve param var.
Para var ama daha tasarruflu olabilirsin, diye temkinli bir öneri sundum.
Daha tasarruflu mı? Hangi harcamalardan tasarruf ediyorum? Bira arkadaşlarımla, balık tutma, garajdaki yeni aletler?
Murat’ın yanakları kızardı. Ben de harcamalarımı hiç gereksiz saymamıştım.
Başka şeyler, mırıldandım.
Elbette, erkek ihtiyaçları, cevapladı Elif.
Benim ihtiyaçlarım da harcama gerektirmiyor mu? diye sordu Elif daha soğuk bir sesle.
Değil ki, diye boğazımda takıldım.
Elif, tamam diyerek mutfaktan çıktı ve sessiz bir akşam başladı.
Sonraki günlerde küçük uyarılar sıklaştı. Yine salon mu? dedim, Elif çantasını tutarken.
Evet, dedi kısaca.
Faturalar hâlâ ödenmedi.
Öde, diye şaşkınlıkla yanıtladı.
Nerede para? Güzellik için harcadın.
Elif bir an durdu, Manikür 1.500 TL, fatura 800 TL. Nasıl kıyaslayacağız? dedi.
Gereksiz harcama diye homurdandım.
Elif sessizce çantasını kapattı. Ben ise bir galibiyet duygusuyla yalnız kaldım. Ancak bu zafer kısa sürdü; Elif artık konuşmayı kesintiye uğratıyor, harcamalarıyla ilgili sorulara tek kelimeyle cevap veriyordu.
Bir akşam, Elif yeni bir telefon almış gibi görünüyordu; ben de onu merak ettim.
Ne kadar? diye sordum.
35.000 TL, dedi, ayarları değiştirirken.
Pahalı. Neden değiştirdin?
Eski yavaşladı, yeni daha hızlı.
Elif sadece salata devam etti, ben ise bir şeylerin ters gittiğini hissettim.
Ertesi sabah markette kartımla ödeme yapamadım.
Elif, para nereye gitti? dedim.
Hangi para? diye şaşkın.
Ortak hesaptan. Dört bin lira olması gerekiyordu.
Olmalıydı, dedi Elif. Annem bana, faturalarını sen kendin öde demişti. Ben bir şey yapmam.
Annemin sözleri kulağımda çınladı; benim de ona aynı şeyi söylemiştim aylar önce.
Ne dedin? diye bağırdım.
Sen bana ‘kendi faturalarını öde’ demiştin, dedi Elif, yemeğini çenesine götürürken. Ben de aynı şeyi yapıyorum.
Anne kim? diye sordum.
Benim annem, diye yanıtladı. Senin annen gibi.
Baştan aşağı bir şok yaşadım; sözlerimin geri dönmesi beni şaşırttı.
Telefon bir ihtiyaç, tırnak bakımı bir lüks, dedi Elif.
Telefon iş için, savundum.
Tırnak bakımı da iş için. İnsanlarla görüşür, belgeler imzalarım.
Mantık bir yana, tartışma bir çıkmaza girdi.
Lütfen, bu konularda kavga etmeyelim, dedim.
Kavga mı? Benim harcamalarım sınırlandırıldığında bu bir tutum, seninkileri ise ertek.
Sessiz kaldım, Elif tabağını bitirip yatak odasına çekildi.
Ertesi gün, Elif işten izin alarak evde kalacaktı; ben yalnız kalmayı bekliyordum. Ancak Elif bilgisayar başına geçip evrakları incelemeye başladı: daire alım satım sözleşmesi, ilk peşinat bir milyon iki yüz bin TLyi Elif ödemişti; ipotek ödemeleri eşit bölünmüş, ama büyük kısmı Elifin maaşıyla karşılanıyordu. Buzdolabı, çamaşır makinesi, koltuk gibi mobilya ve beyaz eşyalar da Elifin hesabından çıkmıştı.
İlginç bir tablo, diye düşündü Elif, kağıtları bir dosyaya koyarken.
Akşam, parayı konuşmak istedim ama Elif tek kelimeyle cevap verdi ve erken uyudu.
Ertesi gün, tanıdığım bir avukat, Veysel Yılmaz, aile hukuku konusunda uzman, bana bir randevu verdi.
Elif Hanım, durumu değerlendirelim, dedi Veysel.
Dairenin tapusu eşime ait, ama ben büyük bir maddi katkı sağladım, anlattım.
Hukuk mahkemede senin katkını göz önüne alır. Daha büyük bir pay ya da tazminat alabilirsin, dedi avukat.
Geçici ayrı yaşamayı düşünürsem ne olur? diye sordum.
Eğer mal varlığı senin katkınla oluşmuşsa, mahkeme yeni bir konut tahsis edebilir ya da maddi tazminat verebilir, diye yanıtladı.
Bu plan zihnimde şekillenmeye başladı.
Belgeleri hazırla, dava dosyasını ve geçici konut talebini düzenle, dedi Veysel.
Barışçıl çözüm mümkün mü? diye uyardı.
Barış artık bitti, diye kararlı bir sesle cevap verdim.
İki gün içinde dava dosyası hazırdı, Elif aynı anda bir kopyasını Murata gönderdi.
Murat akşam eve dönerken bir tebligat buldu; önce bir hata olduğunu sandı, ama belgeleri okudukça Elifin ciddiyetini anladı.
Elif! diye bağırdım, odasına koşarak.
Eşyalarımı topluyorum, dedi, bir bavul doldururken.
Neden? Neden bu kadar aniden?
Nasıl harcamalarımı sınırladın, şimdi benim de harcamalarımı sınırlıyorum, dedi. Sen benim harcamalarımı ‘gereksiz’ diye nitelendirdin, ama kendi harcamalarımı bir türlü sorgulatmadın.
Ama bu sadece bütçe, diye savundum.
Ben bütçeyi yeniden düzenliyorum, diye cevap verdi.
Korku içinde kaldım; boşanma düşüncesi hiç aklıma gelmemişti.
Her şey değişir, Elif. Bütün şeyler, dedim, ama kelimelerim boğazımdan kaçtı.
Elif bavulunu kapatıp çıkmaya hazırlanıyordu.
Nereye gidiyorsun? diye sordum.
Yeni bir daireye. Mahkeme kararını beklerken.
Hangi parayla? Senin bir paran yok! diye bağırdım.
Var, diye gülümseyerek cevapladı. Seni harcamadığım ama gereksiz dediğim paralar.
Kapı kapanınca evim bir yabancı gibi hissetti.
Dava üç ay sürdü; Veysel haklı çıktı. Elif, dairenin iki üçte birini ya da eşdeğer bir miktarda para talep edebileceğini öğrendi. O, parayı seçti.
Mahkemede biz bir aileyiz diye bağırdım, Elif ise aile eşitliği demektir, birinin diktatörü değil dedi.
Boşanmanın ardından ben daireyi tek başıma ödemek zorunda kaldım; Elifin maaşı olmadan yaşam çok zorlaştı. Masaj seanslarını, arkadaş buluşmalarını, yeni telefonu satmak zorunda kaldım.
Elif ise şehir merkezinde küçük bir daire kiraladı, bölüşülen parayla rahat bir hayat sürdü. Güzellik salonlarına geri döndü, meslek içi kurslara katıldı, yeni kıyafetler aldı.
Bir gün alışveriş merkezinde karşılaştık. Elif neşeli, ben yorgun ve yorgun bir haldeydim.
Nasılsın? diye sordum.
İyiyim, diye kısa bir yanıt verdi.
Belki konuşuruz, hatalarımı anladım, dedim.
Elif bir an düşündü.
Biliyor musun Murat, artık herkes kendi hesabını ödüyor. Ben özgürlüğüm için ödeme yapıyorum, sen ise sonuçların için.
Böylece bir kez daha anladım; değer vermeden birini kaybetmek ne kadar kolay.




