Sevgili Günlük,
Bu akşam, hastanede geçen uzun bir günün ardından, sokakta bir hamburger arabasının yanına yaklaştığımda içimi bir koku sardı. Anne… ne güzel kokuyor burada… çok canım istiyor! Bana da bir tane verir misin? Hiç böyle bir şey tatmadım, diye mırıldandım, omzumdaki eski çantamı göğsüme bastırarak.
Hastaneye gelmemizin sebebi tedavi değil, kimsesiz bir hastalıkla mücadele eden eşim Mehmetmeydi. Yorgun, aç ve aklı hâlâ yanaklarında yanıp sönen hastalığıyla, bir an olsun kendime bir şeyler almanın çekingenliği içinde kaldım. Elimde beş lira, gönlümde bir dilek ve gözlerimde kırgın bir utanç vardı: hayatımın büyük bir kısmını başkalarına veren birinin, kendi ihtiyacını dile getirmesi ne kadar zor.
Sesim titrek ama içten, sanki bir hatâ işlediysem af dilercesine yükseldi. Çene altına sıkı bir mendil bağlamış, eski palto omuzlarıma ağır bir yük gibi düşmüştü. Artık isteklerin peşine düşen bir yaşta değildim; ama o ızgara etin ve kızarmış ekmeğin kokusu beni çocukluğumun unutulmuş anılarına götürdü.
Gün boyu hastane odasında, Mehmetin yanındaki plastik sandalyede oturmuş, cihazların bip seslerini dinleyip, infüzyon tüplerine bakıyordum. Son kez ne zaman düzgün bir yemek yemiş olduğumu hatırlamıyordum. Yoğun iş, analizler ve endişeler arasında açlık bir kenara itilmişti; ta ki akşamüstü o soğuk havada hastane bahçesinden çıkana dek.
Rüzgar kemiklerine işlediğinde, o sıcak ışık benim yolumu aydınlattı. Küçük adımlarla, çocukluk anılarını canlandıran bir kokuya doğru ilerledim. Kıvamlı köfte kızartılıyor, yeşil salatanın üzerine sos damlatılıyor, ekmekler altın gibi kızarmıştı; sanki bir film sahnesindeydim.
Kalın elbisenin cebinden beş liralık kıvrılmış bir banknot çıkardım; kâğıt ince bir dua gibi titredi. İnce ellerimle uzattım, yılların emeğiyle yıpranmış bir hayatın izlerini taşıyan bu parayı.
Bu kadarım anne Bir mini sandviç yapabilir misin? O da yetse de, ona bir lokma da veririm, böylece Dedeye de bir tatlı sunmuş olurum, dedim.
Hamburger arabasındaki genç adam, Emir, bir an durdu. Şehrin gürültüsü bir nefesliğine sönmüş gibiydi. Titrek ellerimi ve beş liralık banknotu gördü; bu bakışta bin kelime saklıydı. Bir saniye içinde aklı dalıp, annesinin ona mısır ekmeği ve peynirle karşıladığı anıları canlandı. Sen gençsin, enerjine ihtiyacın var, derdi, elini bir çatal gibi uzatırdı.
Emir derin bir nefes aldı, banknotu eski kadının avuçlarına geri koydu ve nazikçe parmaklarını tuttu.
Anneciğim, bu parayı kendiniz için saklayın. Bu hamburger bizim evimizden; bir tanesini size, bir tanesini de Dedeye takdim ediyorum.
Yaşlı kadın gözlerini ovuşturdu, gözyaşlarını tutmaya çalıştı.
Olmaz ama Ben fakir bir zavallı değilim; bu etin içinde bile bir umut arıyorum, dedi.
Emir nazikçe gülümsedi:
Bana bir şey anlatayım mı? Büyükannemin öğütlerini: Allah iki elini verdi; biri çalışmak, diğeri yardım etmek için. Bugün ben senin şehirden gelen torunun olurum.
Hamburgeri büyük bir özenle hazırladı. En taze ekmeği, en lezzetli köfteyi, renkli sebzeleri ve özel sosunu ekledi sanki bir aile sofrası için bir yemek yapıyormuş gibi. İki tanesini özenle paketleyip, iki değerli hazine gibi sundu.
Ayşe Nine ellerindeki hareketi izlerken hayret etti:
Allah sana uzun ömür versin, evlat. Bugün beni soğuktan, hastaneden ve kederden bir anlık uzaklaştırdın. Hamburger mi daha güzel, yoksa senin kalbin mi?
Emir hafifçe güldü, gözlerinin köşesinde bir dokunuş belirdi:
Eğer büyükannem şimdi beni görse, şunu söylerdi: Aferin evlat, öğrendiklerini unutmamışsın!
Gökyüzü kararırken, elime bir kutu dolusu sıcak sevgi aldım. Bu sadece bir yemek değildi; bir şehirde, koşuşturan hayatın içinde, bir an durup beni gördüğü için bir kadının onurunun yeniden hatırlanmasıydı. O akşam sadece midelerimiz değil, eski bir yara da iyileşti; görünmez bir kalp, yeniden insan oldu.
Her şeyin bir Lira’ya değişmediğini, ama bir gülümsemenin dünyayı döndürebileceğini bir kez daha anladım.
Sevgili Günlük, bu satırları yazarken içimde hâlâ bir sıcaklık var. Belki bir gün, bir başkasına da İyi ki varsın diyebilecek bir insan olabilirim.
Ayşe
(Not: Hikayeyi okuyan herkes, İyi insanlar hâlâ var diye bir not eklesin ve bu anıyı paylaşsın; belki birine umut olur.)




