Sanatoryumda Dansa Gittim ve Okuldan İlk Aşkım ile Karşılaştım

18Mayıs 2025, Cumartesi Yalovanın huzur dolu kaplıcası

Bugün sabahın erken saatlerinde, günlük koşuşturmadan kaçıp biraz nefes alabilmek için kaplıca programına bir dans akşamı ekledim. Romantik bir macera aramıyordum; tek istediğim, gürültülü şehir hayatından bir anlığına uzaklaşmak, canlı müzik eşliğinde ayaklarımı hafifçe hareket ettirmekti.

Salon, sohbet sesleriyle saxofon melodilerinin karışımına bürünmüş, ben ise ince, hafif bir yaz elbisesi içinde, sanki lise mezuniyet balosunda gibi genç bir kız gibi hissettim. O anda birinin omzuma dokunduğunu fark ettim.

Birlikte dans eder miyiz? diye bir erkek seslendi. Döndüm, hafif bir tebessümle yabancı birinin elini tutmaya hazırdım. Fakat bu yabancı, yıllar önce tanımadığım bir yüz değildi. Yüzünü gören an, kırk yıl önce görmediğim birini bir anda hatırladım gibi oldu.

Karşımdaki Ahmetti; okul yıllarımın ilk gençliği, defter kenarlarına şiirler yazıp eve kadar yürüttüğüm o genç.

Ayaklarım sanki pamuk gibi yumuşadı. Ahmet? diye fısıldadım. Tanıdık, bir miktar şakacı bir gülümseme takındı; lise sıralarında yan yana oturduğumuz günlerin anısıydı bu.

Selam, Elif dedi, sanki yeni tanışmıştık Biraz dans eder miyiz?

Eski bir swing orkestrası çalmaya başladı ve parkurda yere adım atarken, yıllar boyunca hiç kopmayan bir bağ gibi hissettim. O, liderliğin güvenli, ama nazik olmasını sevdiğimi hatırlıyordu; bu da beni tekrar on sekiz yaşındaki hayalperest bir kız gibi hissettirdi, yaşamın daha yeni başladığını düşündürttü.

Kırk yıl sonra karşılaşmak tesadüf değil; geçmişi ve geleceği yeniden yorumlamamıza vesile bir fırsattır, diye içimde bir ses yankılandı.

Bir ara köşedeki küçük masada oturduk, havada hafif bir parfüm ve taze çiçek kokusu dolaşıyordu. Seni bir daha göreceğim hiç aklıma gelmezdi diye itiraf etti Ahmet. Mezuniyet sonrası iş, taşınmalar, hayat bir çember gibi dönüp durdu Şimdi kırk yıl süzüldü.

Ben evliliğimin bir kaç yıl önce sona erdiğini, iki çocuğumun ayrı hayatları olduğunu anlattım. Ahmet üç yıl önce eşini kaybetmiş, yalnızlığına alışmakta zorlanmıştı. Konuşurken, sanki zaman farklı bir dil konuşsa da, ortak esprilerimiz ve sıcak bakışlarımız hâlâ aynı notada yankılanıyordu.

Müzik yeniden çaldığında Ahmet elini uzattı.

Bir tur daha? diye sordu. Akşam öyle geçti; bir dans, bir sohbet, bir başka dans, bir başka sohbet. Bu kaplıca buluşması sıradan değildi; çok daha derin bir şeydi.

Dansların sonunda terası çıktık. Denizin üzerinde hafif bir sis yayılmış, fenerler gecenin koyu mavi tonuna sıcak bir altın ışığı serperken, Ahmet birdenbire:

Yüz yaşında birlikte dans edeceğimizi söylenmişti, hatırlıyor musun? dedi. Gülümseyerek ekledi: Sözü tutmuş oldum.

Boğazıma bir düğüm düştü. İlk aşkların neden bitmesi gerektiğini, sürerlerse sihrin kaybolacağını düşünürdüm. Şimdi önümde gri saçlı, gözlerinde derin kırışıklıklar olan Ahmet vardı ve ben hâlâ o genç delikanlıyı gördüm.

Odama geri dönerken kalbim on sekiz yaşındaki gibi çarpmaya devam ediyordu. Bu tesadüf değildi; kader bazen ikinci bir şansı, geçmişi tekrar yaşamak için değil, onu doğru bir şekilde yeniden anlamak için verir.

Bu buluşma, nazik bir hatıra, geçmişin ve şimdinin anlamı, yaşama yeni bir başlangıç olma ihtimali

Ertesi sabah Ahmet, sahil boyunca yürüyüş teklif etti. Güneş ufukta yavaşça yükselirken, deniz altın ve pembe tonlara bürünmüş, plaj hâlâ neredeyse bomboştu; sadece martılar suyun üzerinde süzülüyordu ve uzakta yaşlı bir çift deniz kabukları topluyordu.

Ayaklarımız çıplak, dalgalar serinçe ayak bileklerimizi okşarken Ahmet hayatının hikâyelerini paylaştı: okul sonrası yön değiştiren kader, mutlu olmaya çalışan seyahatler, ama en çok eski gülümsemesinin getirdiği huzur. Dinledikçe sözcükleri yılların sessizliğini eritecek bir ısıya dönüştü.

Birden durdu, kumdan küçük bir kehribar buldu ve uzattı.

Çocukken kehrarbı, denize düşen bir güneş parçası sanırdım dedi gülümseyerek Bu senin tılsımın olsun.

Parçayı avuçlarıma sıktığımda, deniz onu soğutmalıydı ama bir sıcaklık hâlâ içimde kalmıştı. Ahmete baktığımda, sadece bugün bir adam değil, okul günlerindeki ışıl ışıl genç de görünüyordu.

Yürüyüş uzun sürmedi, ama zaman sanki birkaç dakikada geçti. Dönüşte rüzgâr saçlarımı savururken, Ahmet bir kez daha başımın üzerindeki saçları nazikçe iterek gençliğimdeki o hareketi tekrarladı. Anladım ki bu bir nostaljik masal değil; gerçek, farkında olduğum, korkusuz bir şansa ihtiyacım var.

Hayatta bazen geçmişi farklı bir pencereden görmemizi sağlayan, yeni duygulara kapı açan fırsatlar çıkar. Bu, yaş farkını aşan, içten bir bağ.

Akşam terasda oturup gün batımını izlerken, büyük bir telaş olmadan sessizlik bize huzur verdi. Ahmet elini benim üzerime koydu ve fısıldadı:

Belki de hayat bize ikinci bir gülümseme verir.

İçimde bir kez daha umut filizlendi; belki de mutluluk, yıllar sonra yeniden çiçek açar.

Rate article
Lifequest
Sanatoryumda Dansa Gittim ve Okuldan İlk Aşkım ile Karşılaştım