Mehmet Yılmaz evine bir kız getirdiğinde babam şaşkınlıktan donakaldı, alnı ter içinde kaldı.
İlk büyük hayal kırıklığımdı; ömrüm boyunca unutmayacağım bir ders.
Küçük yaştan beri boyumun kısa olması beni güvensiz kılmıştı. Çocuk bakımında en ufak çocuk ben olur, kızlar bile bana göre daha uzundu. Arkadaşım yoktu; tek başıma oynardım. Diğer çocuklar oyuncağımı aldığında susar, hiçbir şey söylemez, anne babama şikayet etmezdim.
Okula başladığımda durum değişmedi. Küçük diye çağırıyor, dalga geçiyorlardı; ben de yumruklarımı daha sıkı sıkar, sessizce dayanıyordum. Şakalar dayanılmaz hâle geldiğinde, anneme babama spor kulübüne kaydolmamı önerdim.
Yıllar geçti, beni tanıyamaztınız. Büyüdüm, kaslı ve formda bir vücudum oldu. Dokuzuncu sınıfta kızlar bana ilgi göstermeye başladı, ama çocukluk acılarını hafızamda taşıdığım için kimseyi yakın tutmadım.
Üniversiteye başladığımda hayat bir anda değişti. Kendime daha çok güvenmeye başladım, çevremle kolayca iletişim kuruyordum, kızlar da bana sıcak bakıyordu.
Böylece Elifle tanıştım; kiralık dairede oturan bir öğrenciydi. Başta sadece onu binanın girişine kadar uğurluyordum, bir gün ise Elif beni evine davet etti. Böylece yakın bir ilişkiye başladık.
Fakat gerçek bir mutluluk bulamıyordum. Bir gün kalbimin sesini dinleyerek ona şöyle dedim:
Evlenelim.
Elif kahkaha attı:
Mehmet, hayatın daha önünde! Yakışıklı ve spor bir adamsın, daha çok kızla tanışacaksın. İstediğinle çık, en iyisini seç.
Sesim soğuklaştı.
Ciddi misin?
Tabii ki! diye omuz silkti. Bir nişanlım var. Mahalledeki en yakışıklı ve zengin adam, bana düzenli para gönderiyor, yurt yemekte kalmamam için. Sadece tatillerde görüşüyoruz, seninle geceleri geçiriyorum.
Sözleri içimi yaktı.
Yani ben sadece bir ara seçenek miyim? diye ekrana acı bir sesle sordum.
Mehmet, gerçekten hoşuma gidiyorsun ama sen de anlarsın
Kısa bir an içinde eşyalarımı toplamaya başladım. Elif alayla bakarak:
Alıttın mı? Şimdi gerçeği öğrendiğin için iyi. Kızlara ilk anda güvenme. Onları daha iyi tanı, kalbini açmadan önce.
Böylece evime döndüm, valizi kapının önüne bıraktım.
Annem endişeyle:
Oğlum, ne oldu? Düğün olmayacak mı?
Hayal kırıklığı, dedim, cebimden bir yüzük çıkardım. Al, sana benden daha çok ihtiyacın var.
Annem üzgün bir bakış attı:
Güzel bir yüzük, kendim takarım, diye iç çekti. Mutfakta senin en sevdiğin poğaçalar var, nane çayı demledim. Otur, bir şeyler içelim, konuşalım.
O anda eksik kalan sıcaklık ve şefkati hissettim.
Üniversitede Eliften kaçınmaya çalıştım, ama o sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ders çıkınca Konstantin adında bir arkadaşıyla el ele tutuşup fısışluyor, sonra bilinmeyen bir yöne kayboluyordu.
Onun sözlerinin sadece bir bahane olduğunu anladım; ben onun geçici bir eğlencesiydim, bir sonraki daha uygun seçenek için bir ara boşluk. Bu düşünce ruhumda buruk bir iz bıraktı.
Birkaç gün sonra yeni bir sınavla karşılaştım:
Mehmet, doğum günümde gel! dedi Tamara, grup içinde en güzel öğrencilerden biri.
Acaba bu gerçek bir şans mıydı, yoksa bir başka tuzak mı?




