Sonbaharda Volodimir hastalandığında her şey değişti. Komşular aradı: – Andrey, gel! Baban yattı, kendi başına kalkamıyor.

Sonbaharda Mehmet hastalandığında, her şey değişti. Komşular hemen telefon etti: Ali, gel. Baban yatakta, tek başına kalkamıyor.
Elif vefat ettiğinde, köyün kenarındaki evde bir sessizlik hakim oldu. Mehmet, onun eşi, yalnız kaldı. Komşular şöyle dediler:

Elif olmadan ona çok zor gelecek, çünkü o her işin başındaydı: bahçeyi, evi, tavukları, inekleri.

Mehmet yine de dayanıyordu. Sabahları hayvanları otlatıyor, öğlenlerde avluda dolaşıyor, bir şeyler tamir ediyor, elleri boş kalmasın diye. Oturup üzülmek onun karakterine göre değildi. Fakat yıllar etkisini gösterdi; yetmiş yaşını geride bırakınca sağlığı bozuldu, bacakları artık dayanamıyordu.

Şehirde yaşayan oğlu Ali sık sık ziyarete gelirdi. Bir bankta oturup şöyle derdi:

Babacığım, bizimle gelmek ister misin? Burada daha rahat olur, biz de bakarız.

Mehmet ise inatla yanıt verirdi: Hayır, evlat. Sizlerin kendi aileleri, kendi işleri var. Ben burada, evimdeyim, her köşesi bana ait.

Ali içini çekerek dinlerdi; babasının gururlu, suskun yapısını iyi biliyordu. Kimseye acı çektirmekten hoşlanmazdı.

Oğlu Alinin eşi Büşra, bu konuşmaları sessizce dinlerdi. Büşra, İstanbulda hemşirelik yapar, iki ergen çocuğu olan bir anneydi. Kayınpederi ona hep sert ve biraz mesafeli gelirdi; takdirini göstermekten kaçınırdı.

Yine sonbaharda Mehmet hastalandığında, komşular bir kez daha telefon etti:

Ali, gel. Baban yatakta, tek başına kalkamıyor.

Ali hemen yola çıktı. Ev soğuktu, ocak boştu. Mehmet ince, kambur bir şekilde yatağa yatmıştı.

Babacığım, dedi Ali, niye sessiz kaldın?

Mehmet elini sallayarak, Bir şey değil, evlat. Sizin başınıza iş düşürmek istemedim. Geçecek, kalkacağım, dedi.

Fakat kalkamadı. Hastaneden döndükten sonra herkes anladı ki, o köyde tek başına ayakta kalamaz. Ali tekrar ikna etmeye çalıştı:

Bizim yanımıza gel, hastane de daha yakın, biz de yanındayız.

Mehmet ise, Yük olmak istemiyorum. Sizde çocuklar, iş var Ben kime yararım? diye yanıt verdi.

O anda Büşra söze girdi. Yorgun kayınpederine bakıp kalbinde bir acı hissetti.

Babacığım, dedi içtenlikle, artık direnme. Sen bir yük değilsin, ailemizdensin. Bizimle gel, her şey iyi olacak.

Mehmet şaşkınlıkla ona baktı; sanki ilk defa sadece bir gelin değil, sıcak yüreklı bir kadın gördü.

Sen de benimle gelmek istemez misin, gelin? diye fısıldadı sessizce.

Hayır, babacığım, diye gülümsedi Büşra. Yerimiz var, çocuklar da sevinir.

Böylece Mehmet şehre taşındı. İlk başta alışması zor oldu; gürültü, kalabalık, dar bir avlu, geniş bir bahçe yerine. Büşra, ona evde olduğu hissini vermek için elinden geleni yaptı. En sevdiği mercimek çorbasını, fasulyeli bir yemekle pişirdi, çamaşır yıkadı, odasına köyden getirdikleri eski bir lamba koydu.

Bir akşam Mehmet şöyle dedi:

Teşekkür ederim, kızım.

Ne için? diye sordu Büşra.

Beni yalnız bırakmadığın için. Ali iyi bir oğlum, ama sen Elif gibi; o da en zor işleri gönülden üstlenirdi.

Büşra gözyaşlarını tutamadı; kayınpederi ona bir kız gibi seslendirdiği için kalbi ısınıyordu.

Zaman geçtikçe çocuklar dede yanına koşar, onun gençlik anılarını, eşini ve evlerini nasıl inşa ettiğini dinlerdi. Dede, torununa ahşaptan tekne yapmayı öğretir, bir diğerine eski türküler söyletti.

En ilginç olanı ise, her zaman koşturup yetişemeyen köy evinde, Mehmetin gelişiyle ev ısındı. Büşra anladı ki, iyiliği sadece ona değil, tüm aileye bir hediye olarak getirmişti; varlığıyla bir bütün oluverdi.

Ali bir gün karısına şöyle dedi:

Senin bunu yapabileceğini hiç düşünmemiştim. Babam hep gururluydu, ben de sizin uyum sağlayamayacağınızdan korktum.

Ne demek bu, diye gülümsedi Büşra. Onun da sevgiye ihtiyacı olduğunu görmek yeterliydi.

Mehmet, onlar arasında birkaç yıl daha yaşamaya devam etti; hastalıklarına rağmen bir çiçek gibi açtı. Bayramlarda herkes masada bir araya gelir, o ise şöyle derdi:

En büyük mutluluk, birine bir bardak su sunabilmek ve birine yaşam alanı bırakabilmektir.

Son gününde, Büşranın elini sıkıca tutup fısıldadı:

Teşekkür ederim kızım, yalnız kalmama izin vermediğin için.

Mezardan sonra Büşra uzun uzun mezarın başında durdu; bir kayınpederi değil, bir baba daha kaybettiğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Sonbaharda Volodimir hastalandığında her şey değişti. Komşular aradı: – Andrey, gel! Baban yattı, kendi başına kalkamıyor.