Bir sebep bulup evlenme teklifi ettim. Günlük
Bugün pek içimden geldi, yazmak istedim. Desteğiniz, beğenileriniz, yorumlarınız ve takipleriniz için gönülden teşekkür ederim; çocuklarım ve beş kediciğim adına da bağışlarınız için ayrıca minnettarım.
Lütfen beğendiğiniz hikâyeleri sosyal medyada paylaşın, yazarın yüreğine su serpersiniz!
– Kızın nesli bir köpek mi istiyordu? – diye sordu bir gün karşı komşum, mahalleden Sevgi Abla.
– Çok istiyor ama fazladan paramız yok ki. Başımızda kimse yok, kendi kendimize geçiniyoruz, – dedim. Komşum ise gülümsedi: – Ben de tam ona göre bir köpek vereceğim, hem de bedava, hadi gel bak.
Tabii, kızım Selin okuldan erken gelmişti o gün, duyar duymaz tutturmaya başladı:
– Anne, ne olur gidelim, bedavaymış işte! Söz veriyorum, hem derslerimde hep beş alacağım, hem de köpekle hep ben ilgileneceğim, anne ne olur!
– Ah be Yavuz, bu ne şimdi! Kızın aklını karıştırıyorsun, sonunda olan bana oluyor, – diye söylendim içimden, ama aslında gülümsüyordum.
– Asuman, bir de bana o gözle bak, ondan sonra kız. Ben kötü adam değilim, çalışkanım, doğru düzgün biriyim, sadece yalnızım o kadar!
– Hadi oradan Yavuz, ne bakacağım sana! Ben seni bilmiyor muyum, benden yedi yaş küçüksün, ben lisedeyken sen daha ortaokula gidiyordun. Akıllı ol! – diye çıkıştım, ama o da lafını esirgemedi.
– Şimdi aramızda yaş farkı kalmadı ki. Baksana, ensenden azıcık uzun boyum, üstelik senden daha güçlüyüm! – Yavuz bana sarıldı hafifçe,
– Bak Selin, annen benden kısa, güçsüz bile! Gördün mü?
– Ama sen de aklı kıt, kızının yanında sarılıyorsun bana, – dedim ve kendimi kurtardım zar zor.
– Ya işte ben de onu diyorum, senin gibi akıllı birine ihtiyacım var, o yüzden hep içimde yara…
– Yeter artık, köpeğe bakmaya gidecek miyiz, yoksa gitmeyecek miyiz? – dedi Selin neredeyse ağlayacak gibi.
– Hah işte! Böyle bir köpeği nereden bulacaksınız? Hem de bedava ve dünyalar tatlısı. Onun da çok ilginç bir hikâyesi var. Hadi gidip gösterelim mi? – Yavuz’un sesi çok sır doluydu. Selin de hemen elimi tuttu, tutturdu:
– Anneee, söz vermiştin!
Yavuz gözlerinden Asuman’ın kararsız olduğunu anlamıştı, aceleyle atıldı:
– Ben arabayı çalıştırıyorum, ev çok yakın zaten. Hiç pişman olmayacaksınız!
Etrafa bakarak iç çektim ve Seline seslendim:
– Hadi o zaman, küçük köpek diyorlar, ama bak, eğer derslerin kötü olursa
Yol boyunca Selin hep sordu: – Anne, köpek mutlu mu? Adı ne? Yavuz Abi, çok kaldı mı oraya?
Sonunda eski bir apartmanın önünde durduk.
– Bu, rahmetli annemin evi. Kiraya vermiştim ama pek şanslı olmadım. Evi bugün görsen üzüleceksin; dün kiracılardan para almaya geldim ki, şok oldum!
Ev tam bir harabeydi. Her yerde dağılmış bakliyat poşetleri, boş bisküvi kutuları ve buruşmuş, kokan konserve kutuları. İki gariban; biri sarı gözlü, gri bir kedi; diğeri karışık, tüyleri birbirine girmiş bir köpek, yan yana, birbirine sarılmış oturuyordu.
Çamur içindeydiler ama vazgeçmemişlerdi talihsiz yazgılarından.
– Bir aydır gelmemiştim, sadece kira için uğradım. Ne göreyim! – diye coşkuyla anlatıyordu Yavuz.
Mahalledekiler, evde kalan iki genç kadının birkaç hafta önce bir gece sessizce taşındığını söylemiş. Kiralarını da ödememişler. Kediyi ve köpeği ise kapalı evde, kendi kaderlerine terk etmişler. Aç ve susuz kalmış, kaderlerine mahkûm bırakılmışlar.
– Nasıl dayanabilmişler? – diye korkuyla sordu Selin.
Yaşama savaşı dağınık eve izini bırakmıştı. Açlıktan köpek ve kedi bulabildikleri her şeyi yemişti. Bisküvi ve şekerleri ilk gün bitirmişler, makarnalara, mısır gevreklerine geçmişler. Şans eseri açılmış konserve ve süt torbalarını da silip süpürmüşler. Ne buldularsa yemişler işte!
Bir de su meselesi var tabii. Muhtemelen kedi ya kazara açtı, ya da öğrenmiş, banyodaki musluğu hafifçe akmaya bırakmış. Şans işte, musluk tam açılmadı, yoksa alt kata sel basacak; belki daha erken kurtulurlardı bile
Yavuz hemen kediyi ve köpeği beslemeye başladı. Selin, koşup ikisini de okşadı, yanında getirdiği mamayla doyurdular garipleri.
Benim de gözlerimde yaşlar birikti.
– Bak, doğru düşünmüşüm senin hakkında Asuman, senin gibi bir kadın için sözümde dururum, – dedi Yavuz alçak sesle, Selin köpek ve kediyi avucuna alıp doyana kadar sevip beslerken. – Hadi ikisini de alalım mı eve? Asuman, bana evet der misin? Ben bugüne kadar bu yüzden evlenmedim, sırf senin gibi birini bulamadım. Evlen benimle, çok mutlu olacağız. Arabam var, iki evim var, Selin de büyüyünce birini ona vereceğiz, birini de iyi kiracılarla doldururuz. Evlen benimle Asuman, belki bizim de çocuklarımız olur, huzurlu mutlu yaşarız. Hem artık kedimiz, köpeğimiz de var; her düzgün evde olduğu gibi, hadi kabul et!
– Kabul et anne! – Konuşmaların tümünü anlamasa da, Selin sevinçle bağırdı.
Yavuz gülerek ekledi:
– Görüyor musun, herkes razı, sıra sende!
– Saçmalama Yavuz, gerçekten ciddi misin? – diye utandım birden.
Yavuz yakışıklı, iyi kalpli bir adam. Hayvanları da atmamış, sahiplenmiş, korumuş. Aslında kendi kendime düşünürdüm, biri bana evlenme teklif etse acaba ne hissederim diye. Henüz alışmadan, bir de Yavuz kollarını tekrar sarınca, yüreğim küt küt attı.
– Biraz düşüneceğim, şakacı seni! – dedim, yüzüm kızardı.
– Tamam, düşün tabii. Ben onu alıp eve götüreyim, size de köpek kalsın. Yarın ben ve Minnoş haber almak için uğrarız ama, sen de Barboşla etrafı topla, – deyip köpeğe seslendi, o da sanki anladı, havladı.
Yavuz sonunda beni ikna etti; ona evet dedim.
Bir ay sonra, bütün apartman toplandık, düğün ettik.
Yemekler benim evde hazırlandı, masalar ise Yavuzun evindeydi, çünkü orası daha genişti.
Minnoş ve Barboş yeni sahiplerinden hiç ayrılmadı; hayvanlar hep iyi insanların yanında kalmak ister biliyoruz.
Bir yıl sonra Yavuzla ikizlerimiz oldu; Duygu ve Efe.
Minnoş ve Barboş şimdi de çocuklara göz kulak oluyor. Büyük ailede herkese bir görev mutlaka var.
Ve en önemlisi, büyük ve mutlu ailede, mutluluk da bol oluyor!
Çocukların mutluluğu bir başka; bir de evde kediyle köpekle şenlik varsa, tadından yenmez!




