Sadece Bir Dadı Değil: Üniversiteli Ali̇sa’nın Zorlu Sınavları, Yarı Zamanlı Dadılık ve Yalnız Baba Boğdan’ın Ailesine Umut Olma Hikayesi

Sadece Bir Bakıcı Değil

Zeynep, üniversite kütüphanesindeki masada, önünde yığılmış kitap ve defterlerin arasında oturuyordu. Parmaklarıyla hızlıca notlarını karıştırıyor, gözleri satırların üzerinden kayıyor yaklaşan vizeye hazırlanmaya çalışıyordu. Hocaları ciddiyetiyle ünlüydü: bir kere vizeyi kaçırırsan, tekrarına kalmak neredeyse kesindi. Zeynepin buna tahammülü yoktu bu dönem zaten çok zorlu geçiyordu.

O sırada yanına, sınıf arkadaşı Elif geldi. Masanın ucuna oturdu, hafifçe Zeynepe doğru eğildi ve yumuşak bir sesle konuştu:

Ek iş arıyordun ya, hâlâ ihtiyacın var mı?

Zeynep bir an başını kaldırdı, dudaklarını aralamadan başını salladı. Gözlerini tekrar notlarına çevirdi, zaman daralıyordu ve öğrenilmesi gereken oldukça çok şey vardı.

Hımm, nihayet tek cümleyle cevapladı, düşüncelerinin ipini kaçırmamaya çalışarak. Her şey vakitte bitiyor işte. Her gün ders var, kaçırmak da olmaz yani, biliyorsun.

Elif gülümsedi. Zeynepin çalışmaya ne kadar önem verdiğini elbette biliyordu. Birkaç saniye sustuktan sonra heyecanlı bir ifadeyle devam etti:

Sana çok uygun bir iş var. Benim apartmandan Engin abi var, bekâr baba. Eşi vefat etmiş ama tam nasıl bilmiyorum, dedi Elif, söylenti detaylarını savuşturmak istercesine burun kıvırarak. Dedikodulara hevesi yoktu. Neyse, Engin abi şu sıralar işten başını kaldıramıyor, akşamları bir çocuk bakıcısına ihtiyacı var. Saat dörtten sekize kadar filan.

Zeynep sonunda notlarından başını kaldırdı ve ona dikkat kesildi. Elif, ilgisini yakaladığını fark ederek devam etti:

Sen çocukları çok seviyorsun, zaten eğitim fakültesindesin ve tecrübeli de sayılırsın. Dört tane küçük kardeş!

Zeynep düşünceli bir şekilde elindeki kalemi döndürdü. Evde kardeşlerine bakmak, ona her zaman sıcak bir duygu verirdi. Kimse zorlamazdı, yorucu olsa bile keyifliydi de.

Çocuklar kaç yaşında? diye sordu, sesi içten bir merakla doluydu.

Zeynep bir anlığına sustu. Çocuk bakıcılığı fikri hem cazip, hem de ürkütücüydü. Hele ki böyle bir kayıp yaşamış bir çocuğa yaklaşmak zor olurdu.

İkiz kızlar, altı yaşlarındalar, diye yanıtladı Elif. Engin abinin bir de büyük oğlu var ama o artık büyümüş, yardıma gerek kalmamış. Bora, on üç yaşında, sürekli sporda, babasına yardım edemiyor.

Beni kabul ederler mi acaba? diye sordu Zeynep, sinirle kalemi masaya vuruyordu. Sonuçta hâlâ öğrenciyim, son sınıfa da yeni geçtim…

Evet, kardeşlerine göz kulak olmuştu; evet, stajda anaokulunda çalışmıştı ve çocuklara bayılıyordu Ama kendi kardeşin başkaydı, yabancı çocuklar ise bambaşka bir sorumluluktu.

Elif elini salladı, tüm endişeleri adeta havada savuştururcasına:

Tabii ki kabul ederler! Engin abi dün özellikle sordu, Birini önerebilir misin? diye. Vereyim mi numaranı?

Onun güven dolu sesi Zeynepi şaşırtmıştı. Notlara, saate baktı; sonraki derse yarım saat vardı… Birden bunun tam da aradığı fırsat olabileceğini hissetti. Üniversiteye yakın, saatler uygun, bence çocuklar da çok tatlıdır diye geçirdi aklından.

Kalbi heyecan ve beklentiyle hızlandı. Derin bir nefes aldı, emin bir tonda cevapladı:

Ver, tamam!

************

Zeynep çok heyecanlıydı. Bugün, ilk iş günü denebilirdi. Kardeşlerine defalarca bakmıştı belki ama burası başkaydı; burada farklı birinin çocuklarına, tam bir sorumlulukla sahip çıkacaktı. Çantasını tekrar tekrar kontrol etti; telefon, anahtarlar, küçük not defteri, ikizlere atıştırmalıklar, hepsi tamamdı.

Bir gün önce Engin abiyle tanışmaları beklendiğinden çok daha rahat geçmişti. Sakin, sevecen bir adamdı; her şeyi açık açık anlatmıştı. İkizler Cemre ve Derin önce çekingen, babalarının arkasına saklanırken, on dakika sonra susmak bilmeden yaptıkları resimleri göstermeye başladılar. Zeynep onlara hemen ısındığını hissetti, kızların o sevimli halleri içini eritmişti.

Ama şaşırdığı asıl konu başkaydı Engin abinin kendisi. Elif, komşusu bekâr babadan bahsederken bu kadar yakışıklı olduğuna hiç değinmemişti nedense. Uzun boylu, güler yüzlü, içten biri… Zeynep, bunu bilseydi bu kadar heyecanlanır mıydı bilemedi. Şimdi onun yanında kızarmamak için kendisini zor tutuyordu.

Aman kontrolü kaptırma, diye telkin etti kendine. Bu sadece iş.

Burası, küçük ama sıcak bir anaokuluydu; rengarenk bir bahçesi vardı. Engin abi sabah öğretmenlere Zeynepin çocukları alacağını bildirmişti, hatta vekalet kağıdını da vererek işi garantiye almıştı. Zeynep derin bir nefes alıp saçını düzeltti ve bahçeye girdi.

Bahçede çocukların çığlıkları, kahkahaları, kumdan kaleler… Zeynep hemen Cemre ve Derini buldu; onlar salıncakta, bir şeyler konuşuyorlardı. Zeynepi görünce hafifçe gülümsediler.

Yavaşça yaklaşıp onların seviyesine çömeldi, sevecen bir ifadeyle:

Hadi bakalım kızlar, eve gidiyoruz mu? Size çok güzel bir şey hazırlarım.

Cemre bir anlık tereddütle öne çıktı:

Napacaksın mesela? diye sordu, merakla gözlerini kısıp.

Hmm, Zeynep düşünüyormuş gibi yaptı. Belki reçelli krep? Ya da çikolatalı kurabiye?

Derin hemen heyecanlandı:

Çikolatalı olsa süper olur!

O zaman karar verildi, dedi Zeynep, ellerini ikisine doğru uzatarak. Hadi, gidelim.

Kızlar kısa bir tereddütten sonra ellerini verdiğinde Zeynepin içi huzurla doldu. Heyecanı hafiflemişti, yerini sıcak bir mutluluk aldı. Acaba başaracak mıydı bu işi?

İkizler birbirlerine uzun uzun, anlamlı bakışlar atıyorlardı; sanki kendi aralarında anlaşmış gibiydiler. Hep aynı hareket, aynı kafa eğişi, aynı adımla yürümeye çalışmaları… Ve bakışlarında dört yaşındaki bir çocuğa göre fazla bir ciddiyet vardı.

Bu sırada Zeynep, büyük kardeş Boranın dün gece kendisine anlattıklarını hatırladı. Dün akşam, Bora onu kenara çekip alçak sesle anlatmıştı, Engin abinin belki de söylemeye çekindiğini.

Önceleri çok farklılardı, demişti Bora, tişörtünün kenarını çevirerek. Herkese koşup sarılırlardı. Sonra annemiz olmayınca cümlesini tamamlayamadı, sonra devam etti. Tam anlayamıyorlar, herhalde kendilerinde suç arıyorlar. Kötü çocuk muyuz da annemiz gitti? diye ağlıyorlardı. Babamla ben anlatmaya çalışıyoruz, Anneniz sizi çok severdi diyoruz. Ama kapandılar, gülmeyi bıraktılar. Yabancıyla hele hiç konuşmuyorlardı. Eskiden babaannem bakardı, ama o da hastalanınca babam mecburen bakıcı aradı.

Borada erken gelen bir olgunluk, ama aynı zamanda kardeşlerini sahiplenmenin verdiği bir kararlılık vardı.

O akşam Zeynep sessizce başını sallamıştı. Şimdi kızlara bakarken, üstlenmek üzere olduğu büyük sorumluluğu daha iyi anlıyordu.

Ama ikizlerin ona bu kadar çabuk alışması Zeynepi umutlandırmıştı. Onlarla oyunlar oynamış, bir iki mendil hilesi göstermiş, sonunda ikizlere gülmeyi tekrar hatırlatmayı başarmıştı.

Bora ona, O yüzden babam seni seçti, kızlar hemen ısındı. Ama lütfen bizi yarı yolda bırakma, demişti.

Zeynepin boğazı düğümlendi, ama kararlılıkla başını salladı:

Elimden geleni yapacağım, bir daha gülmeleri için uğraşacağım.

Bora hafifçe gülümsedi, Ben de arada ilgilenirim, antrenmanlar dışında. Masal anlatmakta iyiyimdir, dedi.

Harika olur, dedi Zeynep samimi bir şekilde. Çok sevinirler.

***************

İki ay geçti; Zeynep artık Aksoy ailesinin bir ferdi gibi olmuştu. Bu sürede değişen çok şey oldu. Cemre ve Derinin kaybolan neşeleri, yerini sıcak bir bağa bıraktı. Artık Zeynep geldiğinde gülerek kapıya koşuyor, ona sarılıyor ve vedalaşırken ayrılmak istemiyorlardı.

O akşam, Zeynep yine eve gitmek için hazırlanıyordu. Oyun oynarken etrafa saçılan oyuncakları topluyor, gün boyunca öğrendikleri bir şarkıyı mırıldanıyordu. Cemre ve Derin ise koltuğa oturmuş, özlemle ona bakıyorlardı.

Bizimle kal! diye bağırdı Cemre aniden; koşup Zeynepe sarıldı, elleriyle beline dolandı. Evde ne yapacaksın ki?

Zeynep bir an ne yapacağını bilemedi. Sonra gülümseyerek eğildi, küçük kızı okşadı.

Derse hazırlanacağım, açıklamaya çalıştı. Yarın üniversite sınavım var, tekrar etmem lazım. Yarın yine gelirim, hiç özlemeye bile vaktiniz olmayacak! dedi, neşeli olmaya çalışarak.

Ama Derin de hemen ayağa atladı, araya katıldı.

Şimdi bile özledik! Sen kal, dedi saf bir çocuk ciddiyetiyle.

Zeynep onların gözlerindeki o içten duyguyu görünce yumuşadı. Yere çömeldi, göz hizalarına geldi.

Peki nerede uyumamı istersiniz? Sizin yatağınızı daraltmam olmaz ki!

Cemre bir an düşündü, sonra yüzü parladı:

Babamın odasında kocaman yatak var, sana da yer yeter!

Derin atıldı:

Evet, evet! Babam akşamları işte kalıyor, ona da sorun olmaz!

Zeynep gülmekten kendini zor tuttu. Kızların safiyane duygularıyla böyle ulu orta konuşmaları ona tatlı geldi. Onların yanağını okşadı:

Çok naziksiniz, dedi içtenlikle. Ama gerçekten gitmem lazım. Yarın daha erken geleceğim, oyun oynarız, masal okuruz, birlikte kurabiye yaparız!

Kızlar hafifçe somurtup başlarını salladılar. Sonunda Cemre iç çekip sordu:

Ama geleceğine söz ver!

Söz, kesin geleceğim, diyerek kucakladı ikizleri. Sevdiğim çocuklara hiç yalan söylemem.

Biraz daha yanlarında kalıp onları sevdi, sonra usulca ayrıldı.

Haydi bakalım, oyuncaklar toplanacak, sonra sizi yıkayıp pijamalarınızı giydireceğim. Babanız gelince her şey düzenli olsun ister.

Kızlar isteksiz de olsa hemen elele oyuncak toplamaya başladılar, Zeynep onları gülümseyerek izledi. Onlara karşı bağı her geçen gün daha da artıyordu.

Aslında, kızların babalarının odasında kalmasını teklif etmesi onu fena halde utandırmıştı. Aklı hemen başka yerlere gitse de, çocukların bunu tamamen iyi niyetle yaptığını, sadece yanında olmak istediklerini biliyordu. Ama hayali inatçıydı; gözlerinde Aksoyların evi, sıcak bir akşam, loş ışıkta Engin abiyle çay içip sohbet ettikleri sahneler canlandı.

Kendini hemen toparladı. Bu sadece iş, diye tekrarladı, eşyalarını toplayıp kızlara yarın kesin geleceğine söz verip evden iyice hızlıca çıktı.

Dışarıda derin bir nefes aldı, akşam serinliğinde yanaklarındaki utanç kırmızısı hâlâ geçmemişti. Yolda saçlarını düzeltti, çanta sapını sinirli sinirli elledi.

O sırada Koridorda, bütün bu telaşı gülümseyerek seyreden Bora vardı. Zeynepin evin havasını nasıl değiştirdiğini, babasının ona bakarken nasıl sesinin yumuşadığını, Zeynepin ise sürekli kızardığını çoktan çözmüştü.

Sanırım bizim şaşkın babamın bir şansı var, dedi kendi kendine. Evin tekrar bir kadın yüreğine açılması, sadece kardeşi ve babası için değil, kendi mutluluğu için de istiyordu. Zeynep bu aileye tam olarak uyuyordu: sıcacık, sabırlı, hayat dolu

Ama neden kimse ilk adımı atmıyor ki? diye söyleniyordu. Büyükler niye bu kadar zor insanlar

Engin abi akşam eve geldiğinde, Bora sabırsızlıkla babasıyla konuşmaya karar verdi. Babası ceketiyle uğraşıp oturma odasına geçerken, Bora karşısına geçti:

Baba, niye bekliyorsun? dedi, kollarını kavuşturarak.

Engin abi, elindeki dosyalara bakarken bir an şaşırdı:

Efendim? Ne için bekliyorum?

Zeynepi sevdiğini ben bile fark ettim! Hadi ya, beraber şu kafeye gitsenize!

Engin abi bir an durdu, yüzü kızardı, kaşlarını çatıp gözlüğünü düzeltti:

Oğlum, ne diyorsun sen? Zeynep kızların bakıcısı! Çocuklarla iyi anlaşıyor, önemli olan o…

Hadi ama, dedi Bora atılarak. Gördüğümü inkâr edemem, gözlerinize bakınca her şey belli oluyor. Zeynep, beraber bir kahve içelim desen bile yeter!

Engin abi koltuğuna yaslandı, yüzünü ellerine gömdü alışık olmadığı bir mahcubiyetle.

Kolay değil, Bora, dedi tedirginlikle. Kızlar ona çok alıştı, benim bir hareketim yüzünden her şey bozulursa, Zeynep giderse bunu düşünmek istemem

Bora inatçıydı, kararlı bir ifadeyle ileri uzandı.

Zeynep de senden hoşlanıyor, dedi inançla. Gözlerini kaçırıyor, yanakları kızarıyor. Sanki işini kaybetmemek için susuyor. Baba, lütfen dene!

Babası ona gülümsedi. Bora, sanki bir sürü aşk hikayesine tanık olmuş gibi kesin konuşuyordu.

Kolay diyorsun, dedi Engin abi başını sallayarak. Ya yanlış anlar? Belki kendimi üstün görüyormuşum gibi düşünür? Bu gerçek değil, dizilerde olur bunlar…

Her şey hemen birlikte olalım demek zorunda değil ki! devam etti Bora. Önce hep beraber bir yere gidersiniz, park, kafe olur, hem samimi olur hem kimse rahatsız olmaz. Sonra bakarsın, her şey rayında giderse belki sonra özel olarak davet edersin. Yeter ki küçük adımlarla başlasın.

Engin abi düşünceliydi ama öneri ona mantıklı geldi. Önce küçük, ailece bir aktivite

Gerçekten olur mu diyorsun? dedi tereddütle.

Tabi ki olur! dedi Bora güvenle. Başlangıç yap gerisi gelir. Eğer kötü giderse, unut gitsin. Ben de karışmam, dedi elini kaldırarak ve gülümsedi.

Baba oğul göz göze gelip güldüler. O sırada salondan Cemre ve Derinin sevinç çığlıkları geliyordu, Zeynep ile saklambaç oynuyorlardı. Engin abi içten bir sıcaklık hissetti. Belki Bora haklıydı, belki küçük bir risk almaya değerdi.

**************

Engin, günlerdir Boranın sözlerini kafasında döndürüyordu: Zeynep senden hoşlanıyor! Gerçekten de dikkatle bakınca, Zeynepin onunla konuşurken gözlerini kaçırışı, ona bir teşekkür ettiği zaman gülümsemesinin ayrı bir sıcaklık taşıdığını fark etti.

Galiba bu zamana kadar ya fark etmedim ya da kendime itiraf edemedim, diye düşündü eve girerken.

Evden neşeyle gülüşen çocuk sesleri geliyordu. İçeri girip ayakkabısını çıkardı, kulak kesildi.

Zeynep abla, sence bizim babamız dünyanın en iyi babası mı? dedi Cemre, belli ki Derinden ve Boradan ödünç aldığı bir cesaretle.

Tabii ki en iyisi, Zeynep oyalanmadan cevap verdi, o sırada Cemrenin saçlarını örüyordu.

Hem iyi kalpli, hem nazik, ciddiyetle ekledi Cemre. Zeynep ona başını sallayarak katılıyordu.

Ve yakışıklı! dedi Derin, göz ucuyla Zeynepe kaçamak bakarak.

Çok yakışıklı, dedi Zeynep, farkında olmadan. Fakat duraksayıp bir anda yüzü kızardı.

Kızların sorusu karşısında cevap bulamasa da, hızla konu değiştirmek istedi.

Anneniz muhteşem bir insandı, babanız da öyle. Size çok çok değer veriyor.

Biz de onu seviyoruz. Peki ya sen? diye sordu Derin, kocaman gözlerle.

Zeynep tamamen afalladı. Odada bir anda sessizlik oluştu, Bora bile nefesini tuttu. Gözleri kaçacak yer aradı.

Şey Hadi bakalım, saat kaç olmuş! Akşam yemeği hazırlamam lazım! Kim yardım edecek?

Kızlar hemen atlayıp Biz yardım ederiz! diye koştular.

Engin abi ise tam bu sırada içeri girdi, Zeynepin ona bakışındaki o heyecanı gördü ve gülümsedi.

Bugün ailecek dışarıda yemek yesek olur mu? dedi tatlı bir ifadeyle. Özellikle çocuklara iyi gelecek bence, biraz hava değişikliği

O an salon adeta bayram yerine döndü:

Dışarıda mı? Yaşasın!

Dondurma da var mı?

Parka gidebilir miyiz?

Zeynep uzaktan tebessüm etti. Engin abi ona yaklaşıp, kısık sesle:

Sizin için de uygunsa, değişiklik hepimize iyi gelir, dedi.

Zeynep hafifçe başını salladı. Çok iyi olur, dedi.

Bu küçük başlangıç; kocaman bir adımın ve güzel bir yolun ilk halkasıydı.

***********************

Aylar geçti. Aksoyların evinde yavaş yavaş ama sağlam değişiklikler yaşandı. Başlangıçta sadece çocukları gezdirmek gibi başlayan aile gezileri, kısa sürede bir alışkanlığa dönüştü. Engin abi ve Zeynep, kızlar uyuduktan sonra çay içip uzun uzun konuşmaya başladılar; ilk baştaki utangaçlık ve resmiyet yerini güven ve huzura bıraktı.

Bora, süreci keyifle izliyordu. Planı tuttu, babası daha mutlu, Zeynep daha huzurluydu. Şimdi Engin abiyle Zeynep göz göze geldiğinde, Zeynepin yüzünde sadece mutlu bir tebessüm vardı.

Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra, Engin abiyle Zeynep salonun loş ışığında oturuyorlardı; ellerinde çaylar, pencerede kızların asıp unuttuğu ışık zinciri parlıyordu.

Biliyor musun, dedi Engin abi yavaşça, ışık halkalarına bakarak, sana uzun zamandır söylemek istiyorum…

Zeynep heyecanla başını kaldırdı, gözlerinde umut ve tedirginlik karışık.

Ben hayatımı artık sensiz düşünemiyorum, dedi Engin abi, Zeynepin elini tutarak. Gülüşün, kahkahan, bu eve getirdiğin huzur Sana sadece bir bakıcı olarak değil; bu ailenin asıl bir parçası olmanı istiyorum. Benimle evlenir misin?

Zeynepin gözleri doldu, kalbi yerinden fırlayacaktı. Sonra, yumuşak ama kararlı bir sesle cevapladı:

Ben de seni çok seviyorum. Birlikte olmak istiyorum.

*************************

Düğün hazırlıkları çok kısa sürdü; gösterişli bir törene gerek yoktu. En yakınları, birkaç arkadaş ve akrabalarıyla küçük, samimi bir kır kafesinde toplandılar. Asıl şenlik ise Cemre, Derin ve Boranın heyecanıydı.

İkizler, aynı pembe elbiselerde, kulaklarına büyük kurdeleler takmış, misafirlerin eline gül yaprakları dağıtıyorlardı. Tören sırasında, yüzükleri tuttuğu yastığa dört elle sarılmışlardı.

Baba, çok yakışıklısın! Cemre Engin abinin koluna asıldı.

Zeynep abla, tam bir masal prensesi! heyecanla ekledi Derin.

Bora, babasının yanında dimdik duruyordu. Gözlerinde gerçek bir mutluluk vardı.

Gördün mü baba, demiştim olacak diye, fısıldadı tören sonunda.

Engin abi oğlunun omzunu sıktı, ardından Zeynepe döndü. Göz göze geldiler, Zeynepin bakışında sevgi dolu bir parıltı vardı.

Artık biz bir aileyiz, dedi Zeynep, parmaklarını Engin abinin ellerine kenetleyerek.

Sonrasında yemek, kahkahalar, pasta Çocuklar sırayla gelin ve damadı kucaklıyor, ilgilerine doyamıyorlardı. Pasta kesilince Cemre ve Derin ilk lokmayı almadan rahat etmedi.

Akşam, misafirler dağılırken, Engin abi ve Zeynep verandada yalnız başlarına kaldılar. Gökyüzü yıldızlarla doluydu, yaz akşamı çiçek kokuyordu.

Sanırım hayatımın en güzel günüydü, dedi Zeynep, eşine sokularak.

Benim de, dedi Engin abi onu sarıp, Ve en önemlisi, bu güzel günlerin daha birçoğu bizi bekliyor.

Zeynep ona bakıp gülümsedi; artık hayatında korku yoktu, belirsizlik yoktu. Geride sadece bir aile, sevdiği bir insan ve birlikte kuracakları harika bir gelecek vardı.

Rate article
Lifequest
Sadece Bir Dadı Değil: Üniversiteli Ali̇sa’nın Zorlu Sınavları, Yarı Zamanlı Dadılık ve Yalnız Baba Boğdan’ın Ailesine Umut Olma Hikayesi