Eşim, tüm bayramlarda yatak odamızı ailesine verip, bizim salonda yerde yatmamızı teklif etti: “Babamın beli rahatsız, annem sessizliği sever, biz de bir hafta idare ediveririz, naz mı yapıyoruz?” — Benim de belimde fıtık var, işe de gideceğim, ama rahat uyumak onlara mı yok bana mı haram? — dedim. Eşim inat etti: “Onlar misafir, büyüklerimiz, misafirperverlik şart. Hem ne olacak, Valilerin şişme yatağını getirdim, salonda yere sereriz, gençliğimizde kamp yapar gibi olur.” Oysa annesi sabah altıda uyanıp mutfakta gürültüye başlıyor, oda arası kapı yok… O yetmezmiş gibi, annemizin gözünden hiçbir şey kaçmıyor; kremimden bir avuç alıp babasının çatlayan topuklarına sürmüş, sonra da “12 bin liraya krem mi alınır, Serkan senin eşin parayı nereye harcıyor?” demiş! Evde kendi yatağında dinlenemeyen bir benim sanırım… Sabaha karşı maraton gibi geçen misafirlerle uykusuz gecelerin ardından, sonunda bavulumu toplayıp lüks bir otelde yer ayırttım. “Bizim evde bana yer yoksa, ben de kendime yer bulurum!” dedim. Eşim mesaj attı: “Matras sarktı, annem-dadım beni zorluyor, ne olur dön!” Ama bu sefer geri adım yoktu. Üç gün sonra eve döndüğümde herkes dersini almıştı. Serkan, o eski efsanevi şişme matrasi da makasla parçalayıp çöpe atmıştı. Bayramda yatak odasını misafire vermek, gerçekten aile sevgisi midir, yoksa kendi huzurundan vazgeçmek midir? Sizce ne yapmalıydım?

Günlük 2 Ocak, Salı

Bugün olanları yazmasam içimde kalacak, biliyorum. Ne garip; insan kendi evinde bile kendine yer bulamayabiliyormuş. Ama baştan anlatayım

Geçen hafta arifesinde, eşim Hakan mutfakta bana dönüp “Anne-babam yılbaşında geliyorlar ya, yatak odasını onlara verelim, biz salonda yerde yatabiliriz,” deyiverdi. Babasının bel fıtığı varmış, annesi de ışığa, sese hassasmış. Yaşları gereği rahat edemedikleri için yatak odasına ihtiyaçları varmış. Bizim ortopedik yatağı iki ay araştırıp, zor zahmet aldığımızı unutmuş, ayrıca annesi sabahları beşte kalkıp mutfakta gürültü yapar, salonla mutfak birleşik zaten; ben sabaha karşı dinlenemem. Üstelik kaza sonrası belimde problem var, benim de işim var, rapor yetiştirmem gerek.

Hakan “Ay yapma ne olur, ben hallettim. Selimden çift kişilik şişme yatak aldım, salona sereriz, gençlikteki gibi kamp gibi olur, çok da güzel,” dedi. “Romantizm mi, kırk yaşında yerde mi?” dedim. İçimde bir huzursuzluk kabardı. Belli ki kararını çoktan vermiş. Anne-babasına konforu söz vermiş, bana ise danışmamış.

Biliyor musun, aile büyüklerine hürmet önemlidir ama bir kadının kendi evinde, kendi yatağında dinlenmeye hakkı yok mu? Hakan, “Sen de empati kur, onların torunları için geliyorlar, otel tutalım desem alınırlar, ayıp olur, biletleri de aldılar,” deyince ben de sessizce kabullendim.

Hazırlıklar, göç telaşı gibi geçti. Dolabımdaki elbiseleri antrede askıya dizdim, kozmetik malzemelerimi banyoya sakladım kayınvalidem Şengül Hanım yeni ne bulsa dener, sonra da beğenmez, illa eleştirir. Hakan salona devasa mavi bir şişme yatak kurdu, “Bak, bal gibi rahat,” dedi. Ben pek emin olmasam da sustum.

30 Aralık sabahı kapı çaldı, kayınvalide, kocaman kürklü şapkasıyla antreyi kapladı. “Sonunda geldik! Tren az kalsın raydan çıkıyordu, kondüktör kaba, çay istedik zorla getirdiler! Sibel, ne solgunsun, yoksa hasta mısın? İrfan dikkatli ol o valizi oraya koyma, içinde turşular var!” dedi. İrfan Bey ise halısına baka baka, sanki evde değil de bir pansiyondaymış gibi hemen terlik aradı.

Evin içinde koşturmaca. Şengül Hanım ilk iş yatak odasını denetledi. “Eh, idare eder, ama şu perdeler karanlık, o kadar koyu olmasın. Yatak dedikleri de sertmiş, Hakan ortopedik dedi ama ben anlamam. İrfan sen bir uzan, bakalım uygun mu?” Kayınpeder paçasıyla, ayakkabısıyla yatağa yattı. Dişim sıkıldı ama sustum.

İrfan Bey, “Fena değil,” dedi. “Ama bu yastıklar ne? Yuvarlak, yumuşak yok mu?” Şengül Hanım da, “Bizim zamanımızda kuş tüyü vardı, kimse belini sakatlamadı,” diye ekledi.

Salona kurulan şişme yatağa hevesle baktı Hakan: “Anne, burada biz yatacağız,” dedi.

Akşam yemekleri, bitmeyen sofra, kayınvalidemin dertsiz tasasız konuşmaları: Komşular, hastalıklar, siyasetten dert yanmalar… Ben ise mutfakta, adeta evin hizmetçisi gibi… Ne zaman otursam, “Sibel, havluları cambi,” “Sibel, ekmek aldın mı? İrfan beyaz ekmek yemez” diye talimatlar…

Ve gece. O kocaman mavi şişme yatak tam bir işkenceymiş meğer. Biri kıpırdansa diğeri dört köşe oluyor. Lastik gıcırdıyor, çarşaf bir saate varmadan top olmuş. Altımızdan buz gibi zemin soğuk akıyor. Sabaha kadar uykum bölündü.

Sabah kalktığımda adeta kamyon çarpmış gibi hissettim; boynum tutulmuş, belim sızlıyor. Şengül Hanım mutlu, “Harika uyuduk! Sadece yatak biraz sertmiş, İrfan’a da yaramadı. Sibel kızım, senin salatan niye böyle? Ben hep taze salatalıkla yaparım, yumurtan da krem gibi olmuş” dedi. Dayanamadım, “Şengül Hanım, biz evde bu tarifi seviyoruz, ayrı tabak yapabilirsiniz,” dedim.

Banyoya gittim, tiryakisi olduğum kremim kutusundan epeyce eksilmiş, kapağı açık. Kayınvalidem sormadan sürmüş, kayınpederin topuklarına yedirmiş. “Aa, o krem mi? Valla bilmiyordum, kuruymuş İrfanın ayağı. Sende çok vardı sen nasılsa kullanmazsın! Ha bir de kaç liraydı o? On iki bin lira mı, bu kadar şeye para verilir mi!?” dedi. Hakan “Abartıyorsun, yılbaşı günü moraller bozulmasın, yenisini alırım,” dedi.

İçimde bir şey koptu. “Haklısın Hakan, moral bozulmasın diye kendime artık zaman ayırmam lazım,” diyerek paltoyu sırtıma aldım. Hemen telefondan baktım, İstanbuldaki şık bir otelde boş yer var, yılbaşı gecesi fahiş fiyata Yine de düşünmedim, bir haftalığımın yarısı gitti ama çekinmedim.

Eve döndüm, sessizce eşyalarımı topladım. Hakan “Nereye?” diye şaşırdı. “Otele gidiyorum, annem de müsait değil, evde bana yer kalmadı,” dedim. Kendisini sakin bırakıp, evden çıktım. Kayınvalidem şaşkın, Hakan perişan. Otele gittiğimde hayatımda ilk defa yılbaşını kendi başıma, huzur içinde geçirdim; köpüklü küvet, temiz yatak, keyif

Sabah kadar ne aradılar ne çaldırdılar… Ve içimden “Eksik olmasınlar, şimdi anlarlar belki” dedim.

İki gün sonra, geri döndüğümde mutfak savaş alanı Hakan perişan görünüyor, şişme yatak patlak, yatak odası da darmadağın. “Sibel, ben hata ettim, gel tekrar ayarlayacağız, annemler salona geçecek, babam da memnun, lütfen dön evine,” dedi.

Yine de bunu yaşamadan anlayamazdı. O iki gün bana çok şey öğretti: Kendine sınır çizmezsen evinde bile yerin olmaz. Ev, birlikte yaşanacak; onun kadar benim de hakkım var. Hakan da anlamış ki, rahat bölüşmek gerek; sadece anne-baba değil, insan eşiyle de empati kurmalı.

Ve söylemeden geçemeyeceğim: Kendi konforumdan vazgeçmek artık benim için yok. Eğer aynı şey tekrar olursa yatak yatak, yer yer. Ben de hakkımı savunmayı öğrendim. Artık biliyorum ki insan önce kendine sahip çıkmalı ki, başkalarına da huzurlu kalabilsin.

Bu yaşadıklarım bana şunu öğretti: Kendi sınırlarını çizmeyen, bir gün evinde bile misafir olur. Senin hikayeni bilmiyorum, ama ben kendi evimde nihayet kendime bir yer açmayı öğrendim.

Rate article
Lifequest
Eşim, tüm bayramlarda yatak odamızı ailesine verip, bizim salonda yerde yatmamızı teklif etti: “Babamın beli rahatsız, annem sessizliği sever, biz de bir hafta idare ediveririz, naz mı yapıyoruz?” — Benim de belimde fıtık var, işe de gideceğim, ama rahat uyumak onlara mı yok bana mı haram? — dedim. Eşim inat etti: “Onlar misafir, büyüklerimiz, misafirperverlik şart. Hem ne olacak, Valilerin şişme yatağını getirdim, salonda yere sereriz, gençliğimizde kamp yapar gibi olur.” Oysa annesi sabah altıda uyanıp mutfakta gürültüye başlıyor, oda arası kapı yok… O yetmezmiş gibi, annemizin gözünden hiçbir şey kaçmıyor; kremimden bir avuç alıp babasının çatlayan topuklarına sürmüş, sonra da “12 bin liraya krem mi alınır, Serkan senin eşin parayı nereye harcıyor?” demiş! Evde kendi yatağında dinlenemeyen bir benim sanırım… Sabaha karşı maraton gibi geçen misafirlerle uykusuz gecelerin ardından, sonunda bavulumu toplayıp lüks bir otelde yer ayırttım. “Bizim evde bana yer yoksa, ben de kendime yer bulurum!” dedim. Eşim mesaj attı: “Matras sarktı, annem-dadım beni zorluyor, ne olur dön!” Ama bu sefer geri adım yoktu. Üç gün sonra eve döndüğümde herkes dersini almıştı. Serkan, o eski efsanevi şişme matrasi da makasla parçalayıp çöpe atmıştı. Bayramda yatak odasını misafire vermek, gerçekten aile sevgisi midir, yoksa kendi huzurundan vazgeçmek midir? Sizce ne yapmalıydım?