Her Şeyde Bir Hayır Vardır: Varlıklı ve Güçlü Bir Annenin Gölgesinde Büyüyen Vlanın, Hata ve Yenilgilerle Kendi Yolunu Bulma Hikayesi

Ne oluyorsa hayırlısı oluyor

Gülay Hanım, kızı Nehiri adeta kendisinin bir yansıması gibi yetiştiriyordu. Nehir de her dediğini dinler, annesini üzmemek için elinden geleni yapardı. Gülay Hanım kendini hem güçlü, hem de başarılı bir kadın olarak gördüğü için, Nehirin de hep onun koyduğu kurallara harfiyen uymasını beklerdi.

Nehir, derdi annesi, ciddi bir ses tonuyla benim gibi bir yere gelmek istiyorsan, söylediğimden asla şaşmayacaksın. Anladın mı? Umarım hayat boyu bu söylediklerimi unutmazsın.

Anladım anneciğim, diye yanıt verirdi Nehir.

Nehir annesini çok seviyordu, bu yüzden de ona kulak vermeye çalışır, hayal kırıklığı yaratmaktan çekinirdi. Gülay Hanım ise kızından adeta bir mükemmeliyet abidesi yaratmak isterdi. Tabii çocuk büyüdükçe işler zorlaşmaya başladı.

Sonuçta çocuk dediğin şey, olur olmaz bir şeyleri devirir, kirletir, düşer kalkar Nehir de farklı değildi. Ama okulda gerçekten çok başarılıydı. Çünkü biliyordu ki, eğer bir dersten üç alırsa annesi için resmen facia olurdu.

Nehir, utanılır vallahi! Bir üç almak ne demek? Bizi, babanı hiç mi düşünmüyorsun? Sakın bir daha böyle bir şey yapma, hemen toparla şu notunu! diye çıkışırdı Gülay Hanım.

Tamam anne, derdi Nehir usulca, ama arada dayanamayıp Anneciğim ama sadece bir tane üçüm var, o da tamamen şanssızlıktan diye mırıldanırdı.

Hiç önemli değil kızım Sen herkesten üstün ve akıllı olmalısın, başka yolu yok.

Nehir üzülür, ama hızla üç olan dersini beşe çekerdi. Okuldan takdirle mezun oldu, başka türlüsü zaten imkansızdı. Annesi Nehirin üniversiteye kolayca yerleştiğini duyunca memnun oldu.

Kızım, aferin sana valla, gurur duyuyorum. Böyle devam et, unutma.

Gülay Hanım’ın inşaat şirketi vardı, hiç kadın işi değil biliyorum, ama demir gibi yönlendirir, kontrol ederdi. Mahalledeki erkek iş adamlarının bile ağzı açık kalırdı. Zaten Nehirle ilgili başka bir planı da hazırdı; okul biter bitmez delikanlıyı hemen yanında çalıştıracaktı.

Açıkçası Nehir, annesinin kanatlarının altından çıkmayı, rahatça nefes almayı istiyordu. Üniversiteyi başka bir şehirde okumaya heves etmişti ama ne mümkün

Kızım, benim yanımda olacak, gözümün önünden ayrılmayacak, derdi annesi. Ne demek başka şehir? Kendi şehrimizde üniversite varken başka yeri ne yapacaksın?

Nehir yine sesini çıkaramadı. Üçüncü sınıfa geçerken hayallerinden de biraz uzaklaşmıştı. O sıralar ciddi şekilde âşık oldu. Daha önce birkaç çocukla çıkmışlığı vardı, ama bu kez içine bambaşka bir duygu doğmuştu. Bunu saklama ihtiyacı hissediyordu, çünkü önceki çıkmalarında pek bir ciddiyet yoktu zaten.

Mert, mavi gözlü, güler yüzlü biriydi ve Nehirin aklını başından aldı. Mert de aynı üniversitenin başka bir bölümünde okuyor, fakat derslerde biraz zorlanıyordu özellikle dönem ödevlerinden hiç hazzetmiyordu. Bir gün Nehiri fakülte koridorunda yakaladı:

Nehir, bana şu dönem ödevinde yardımcı olsan ya, perişan oldum

Nehir sevinçle Yardım ederim tabii! dedi, çünkü Merti gerçekten seviyordu.

O günden sonra Nehir, Mertin bütün dönem ödevlerini onun yerine yazmaya başladı; Mert de ona aşkıyla ödeme yaptı Nehirle ilgilendi, dışarı çıkardı, birlikte kafeye, sinemaya gittiler.

Gülay Hanım bir şeylerin ters gittiğini hemen sezer, sordu:

Kızım, yoksa âşık mı oldun?

Nereden anladın? diye şaşırırdı Nehir.

Suratından belli Tanışalım bakalım o çocukla, neymiş kimmiş görelim.

Nehir, Merti eve davet etti, ailesiyle tanıştırdı. Annesi de babası da nazik davrandı, Gülay Hanım bile fazla eleştirmedi. Ama Mert gidince annesi, Nehir, bu aşk falan değil. O çocuk seni kullanıyor, hepsi bu. Ne konuşacak bir şey var, ne de zekâ pırıltısı! dedi.

Anne, haksızsın! dedi Nehir ilk defa annesine karşı dik durarak. Mert hedefleri olan, kitap okuyan, tarihle ilgili, sen beni kafadan yargılıyorsun! Herkes senin gibi olmak zorunda mı?

O çocuk sana uygun değil, diye annesi yine karşı çıktı.

Nehir kendi yolunda yürümeye karar verdi.

Anne, kusura bakma ama Mertten ne dersen de, ben onu seveceğim, görüşmeye devam edeceğim.

Gülay Hanım şaşkınlıkla baktı ve öfkeyle elini salladı.

Görürsün gününü, Mertin sıradan biri olduğunu anlayacaksın.

Fakat Nehir bildiğinden şaşmadı, okulu bitirince Mertle evlendi. Annemi bu konuda yanılttığım için çok sevinçliydim, diyordu.

Hayat gösteriyor ki, bazen vasat öğrenciler çalışkanlardan daha çok yol alabiliyor. Mert de öyleydi; mezun olur olmaz çok iyi bir işe girdi. O sırada Nehir, hâlâ annesinin yanında çalışıyordu.

Mertin ailesi ona öğrenciyken küçük bir daire hediye etmişti, evlenince Nehir de annesinin gözetiminden kurtulduğunu sandı, ama sevinci uzun sürmedi. Çünkü annesi onu hemen kendi şirketine aldı.

Bir gün Mert eve geldi:

Nehir, beni müdür yaptılar hem de şimdilik deneme süresiyle. Asılmaya devam ediyorum, inşallah kalıcı olurum, dedi heyecanla.

Üç ay sonra iş yerinde kalıcı müdür oldu. Artık Nehirin annesinin yanında, altında çalışmasına dayanamıyordu.

Nehir, annenin yanında çalışarak bir şey kazanamazsın. Hadi artık onun gölgesinden çık, diye takılıyordu. Hayatına sahip çıkamazsan hep başkaları yönetir. O kadın seni eziyor, sen de teslim oluyorsun.

Nehir bu sözlere hem kırılıyordu, hem hak veriyordu. Gerçi zamanla Mertin bu konuda sitemleri azaldı; lakin Mert gittikçe içine kapanmaya, mesafe koymaya başlamıştı. Nehir de buna ses etmiyor, En azından susuyor, ilişkimizi didiklemiyor, diye kendince seviniyordu.

Bir yıl kadar geçti, bir akşam Mert eve geldi ve içten bir sessizlikle:

Biriyle tanıştım, ona âşık oldum. Senden ayrılmak istiyorum. O kadın bambaşka birisi, üzgünüm, dedi.

İlk defa Nehirin sinirleri boşaldı. Bağırdı, çağırdı, bir tabağı kırdı, Mertin cep telefonunu alıp duvara fırlattı. Sonra iki gömleğini de yırtıp boşaldı, sakinleşti.

Mert ise sadece izledi ve sonunda, Demek içinde böyle bir hırs varmış, keşke daha önce görseydim. Ama geç kaldım, dedi ve çıktı, gitti.

Nefret ediyorum senden, dedi Nehir, çantasını topladı, bir daire kiraladı ve gitti.

Annesine hiçbir şey anlatmadı, başına ne iş geldiğini bir süre sakladı. Fakat Gülay Hanım, hemen fark etti:

Nehir, hiç keyfin yok, gözün sönük. Yoksa evde sıkıntı mı var?

Nereden çıkarıyorsun? Sorunun yok çünkü artık bir eşim yok.

Allah Allah, biliyordum işte! Ne zaman oldu bu?

Nisan ayında

Sen de o günden beri bize bir şey demedim, öyle mi?

Nehir, annesini kesmeye çalışmadı, olan biten bütün öfkeyi sabırla dinledi. Annesi Zaten uyardım seni, bunun olacağı belliydi, yolunu çiz. En azından çocuğun yok, bak şanslısın. Bundan sonra beni dinle! Ders oldu umarım, diye lafı koydu.

Anne, ne oluyorsa hayırlısı oluyormuş, dedi Nehir ve kararlı şekilde ayağa kalktı. Artık seninle çalışmak istemiyorum, yeter! dedi ve odadan çıktı. Gülay Hanım afalladı, ardından bakakaldı.

Nehir bir süre annesinin gölgesinden uzaklaşmayı kafaya koydu, çünkü annesi her günü ona zindan edecekti, yine nasihatlere boğacaktı, önünü kesecekti.

Bir gün eve dönerken, tramvaydan inerken ayağı çukura girdi, bir anda kendini yerde buldu. Can havliyle oturduğu yerde kaldı:

Tam da bu eksikti işte! diye söyleniyordu.

O esnada oradan geçen genç bir adam hemen yanına koştu:

Neyiniz var, iyi misiniz? dedi ve yardımcı oldu. Nehir de ayağını zor basıyordu.

Çok acıyor, dedi yüzünü buruşturarak.

Tamam, bana sarılın, sizi arabaya götüreyim, dedi ve, işin doğrusu, Nehir karşı koyamadan ona destek olup otomobiline aldı. Hastaneye gitmeliyiz, kemik kırılmış olmasın.

Benim adım Cem, sizinki nedir?

Nehir.

Hastanede film çektiler, kırık çıkmadı şükür, yalnızca güçlü bir burkulmaydı. Bandaj sardılar, ne yapması gerektiğini anlattılar, eve gönderirken Cem, hiç ayrılmadan yanında bekledi, arabayla evine bıraktı.

Telefon numaranızı verir misiniz? Belki yardıma ihtiyacınız olur.

Nehir bir an duraksadı, sonra verdi. Ertesi gün Cem aradı:

Bir şeye ihtiyacınız var mı? Bence ayağın hâlâ iyi değildir.

Meyve suyu, biraz meyve, bir de ekmek olsa yeter, dedi Nehir.

Bir saat geçmeden kapı çaldı. Nehir sekerek kapıyı açtı. Cem koca iki poşetle içeri girdi.

Aman Allahım, bu kadar şeyi ne yapacağım?

Bunu tanışmamızı kutlamak için getirdim. Eğer uygun görürseniz, birlikte küçük bir kutlama yapabiliriz. Merak etmeyin, her şeyi ben yaparım. Hatta, isterseniz senli benli olalım mı artık?

Nehir kahkaha attı, ona da iyi gelmişti bu samimiyet. Cem mutfakta döktürdü, masayı hazırladı, marketten aldığı köfteyi ısıttı, bardaklara meyve suyu koydu. Alkol yoktu, zaten kullanmadığını başta söyledi. O akşam gerçekten keyifli geçti.

Dört ay sonra Nehir’le Cem evlendiler. Bir sene dolmadan da kızları Elif dünyaya geldi. Sonradan insanlar Yahu böyle bir adamı nereden buldun? diye sorarlardı. O da gülerek:

Caddenin ortasında beni yerden topladı. İnanmıyorsan ona sor, aynısını anlatır.

Dinlediğin için teşekkür ederim canım. Umarım hayatın sana da hep güzellikleri getirir.

Rate article
Lifequest
Her Şeyde Bir Hayır Vardır: Varlıklı ve Güçlü Bir Annenin Gölgesinde Büyüyen Vlanın, Hata ve Yenilgilerle Kendi Yolunu Bulma Hikayesi