İstenmeyen Ama Gerekli Torun: Aile Bağlarını Zorlayan Bir Kız Çocuğunun Hikayesi

– Bak işte, gördün mü? Tam da o kız! Eminim, dedim sana! – dedi şık giyimli bir kadın, saf görünümlü bir adama kısık sesle. – Birkaç dakika izleyelim şunu.

Beş yaşındaki minik Elif, kum havuzunda pür dikkat oynuyor, kendince bir prenses şatosu inşa ediyordu. Şatodan çok dev bir tepeciği andırıyordu yaptığı şey ama Elife göre yardım kabul etmek gururunu incitirdi. Her şeyi kendi başına başarabilirdi! Hem daha hendek kazacak, şatoya bir ejderha mağarası açacaktı! Sonuçta krallığı birinin koruması gerekirdi!

Yazın ortasında, güneşin kavurucu sıcağı altında, Elif gölgelik çadır sayesinde serin ve rahattı. Ailesi ise sıcaktan bunalıp duruyordu. Annesi, güneş çarpmasından endişelenip gölgeye çekilmiş, babasından ise soğuk içecek ve dondurma almasını istemişti. Telefonu çalınca annesi dikkati dağılmış, Elifi bir anlığına gözden kaybetmişti. Yan tarafta bekleyen gözlemcilerin ise tam da bunu istediği belliydi.

– Merhaba, ufaklık, – diyerek yüzsüzce Elifin yanına çömeldi kadın, Elifin endişeyle geriye çekilmesine neden oldu. Dengesi bozulunca minik, yaptığı şatoyu yıkıp üzerine düştü. Gözyaşları hemen süzüldü yanağından. Bütün emeği boşa gitmişti! – Ağlama, sadece biraz kum bu! İstersen sana buraya gerçekten şahane bir şato yaparım.

– ANNEM! – diye çığlık attı Elif, yuvada ve evde öğrenilen tüm güvenlik derslerini hatırlayarak.

Hemen ayağa kalkıp, kum havuzundan fırladı ve ona doğru hamle yapan tanımadığı adamın kollarından kendini son anda kurtardı.

Elifin annesi Eda, kızının yırtıcı çığlığını duyunca telefonu yere fırlatarak koştu. Telefonda hala endişeli bir ses yankılanıyordu.

– Canım kızım, – Elife sarıldı kadın. – Ne oldu güzelim, neyin var?

– Orada… orada… – hıçkırdı minik Elif, annesinin boynuna sıkı sıkı sarılmış halde. – Orada tuhaf bir teyze vardı! Bir de amca! Beni yakalamak istedi! Anne korktum!

O sırada Elifin babası Kemal de geldi. Kızlarına kısa bir bakış atıp sapasağlam olduğuna emin olduktan sonra, onu korkutan iki yabancıya dik dik baktı.

Altmış yaşlarında bir kadın, bu aile tablosuna bakınca memnuniyetsizce dudaklarını büktü. Bu çocuk… Hiç şüphesiz torunu olmalıydı! Saç rengi, gözleri, yüz hatları… Tam anlamıyla Ahmetin küçüklüğünün aynısı! Tabii cinsiyeti farkı haricinde.

– Pek uzaklara gitmişsiniz, – küçümseyici bir tonla konuştu kadın, eski gelinine bakarken. – Nasıl cüret ettin kızımı böylesine uzaklara götürmeye?

– Kemal, Elifi eve götür. Ben burada meseleye bakacağım, – dedi Eda, kızını güvenle kocasına teslim edip. – Belki babama da haber ver. Gerekenleri ayarlasın.

– Sakın ha! Torunumla tanışamam mı yani? – diye bağırdı yaşlı kadın, ama uzun boylu güçlü adamın ardından gitmeyi hiç denemedi. Onlar burada baskın değildi. Ah neden daha önce sormamıştı, Eda yeniden evlenmiş mi diye…

– Nebahat Hanım, – dedi Eda, önündeki kadını alaycı bir tiksintiyle süzerek. – Ne dediğinizin farkında mısınız? Hangi torun? Yoksa hafızanızı mı kaybettiniz? Hatırlatayım size…

**********************

– Nasıl oldu, ne zaman torunum geliyor? – heyecanla sordu Nebahat Hanım, hastaneden dönen oğlu ve gelininden.

– Kızımız olacak, bunu size defalarca söyledim, – gergince gülümsedi Eda, kayınvalidesinin en kısa sürede evden çıkmasını dileyerek. Bu kadın artık yalnızca uyumak için evine gidiyordu! Eda mecburen odasında saklanıyor, kötü hissediyorum diyerek ondan uzak duruyordu.

– Doktor kesin yanlış söylüyor, – dedi Nebahat Hanım kendinden emin bir şekilde. – Bizde hep erkek doğar!

– Büyük oğlunuzu sırf eşi bir kız çocuk doğurdu diye mi sildiniz aileden? – dedi Eda alayla, usanan bir tavırla. Her gün dinlenen aynı hikaye.

– O çocuk onun değildi! – aniden öfkelenen kadın, geçmişin bu tatsız bölümünü anmak istemiyordu. – O kadının oyununa geldi! BENİ! Beni ciddiye almadı! O kız peşinde geçip gitti! – son lafı neredeyse tükürerek söylüyordu, ağzındaki hakareti zor tutuyordu.

– Sonuçlar ortada, DNA testi bile var. Beş kez bizzat siz kontrol ettiniz, hala hile olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz oğlunuzu.

– Hepsi sahte! Bana inanmaz mısın? Cahil kız… – öfkeden titrese de Nebahat Hanım kavga çıkarmamaya kararlıydı. Gerilime dayanamadı; ya toruna ya da aileye bir şey olmasından korkuyordu. Torun şarttı! Arkadaşları torun sahibi olalı çok olmuştu, bir tek onun torunu olmuyordu…

– Kimse bir şey demezse ben odama geçiyorum. Başım döndü zaten.

Eda kendini odaya kapattı. Son günlerde hep aynı şeyi düşünür olmuştu; acaba Ahmetle evlenerek yanlış mı yapmıştı? Evet, çok seviyordu, bu tartışmasız. Ama BÖYLE bir kaynana ile hayat çekilir miydi? Annesi haklıydı; keşke uzak bir şehre taşınsalardı!

Taşınmayı kocasına birkaç kez açmıştı, ama Ahmet bu fikri asla kabul etmemişti.

Olur mu hiç? Annemi burada tek başına mı bırakacağım? Peki ya babam? O zaten ortada yok, sürekli koltukta pinekliyor, elini bir çiviye bile sürmez. Kardeşim? O da annemle küs zaten. Sen de biliyorsun, niye onun dediğine uymadığını… Test midir, belge midir… Onu da aldatabilirler.

Bunun üzerine Eda, kocasından annesiyle yalnızca mesafeli olmasını istemiş, fazla karışmamasını rica etmişti.

– Annem sadece iyiliğimizi ister! – demişti Ahmet, bozulmuş bir ifadeyle. – Yardım ediyor, temizlik yapıyor, kıymetini bil! Sen de sürekli odada saklanma…

– Senin dediğin gibi odada saklanmam, sadece annenden bıktığım için! – en sonunda Eda da isyan etti. Suçlu o muydu? Sırf tartışma çıkmasın diye sabrediyordu! – Eğer annem böyle devam ederse, torunu göremez! Doğruca ailemin yanına giderim! Ve biliyorsun, babam emekli albay, giderken yardım eder bana. Anlaşıldı mı?

Bu krizden sonra, Nebahat Hanım biraz daha geri adım attı. Her gün gelmeye devam ettiyse de, süresini kısalttı, iğnelemesi de azaldı. Yine de Eda biliyordu ki, bu rahatlık uzun sürmez ve eski günler dönerdi.

Bir başka problem de vardı; Nebahat Hanım kız çocuğu fikrine kesinlikle karşıydı! Ona göre aileye erkek çocuk lazımdı! Büyük oğluyla yaşanan kavga, onun bu saplantısının en net örneğiydi.

Ve Ahmet de aynı yolda ilerliyordu. Sanki kızı olamazmış gibi bakıyordu. Ultrason sonuçlarına umursamazca bakıyordu.

– Kız olursa hem seni hem onu dışarı atarım, – bir gece sarhoşken Edaya söylemişti Ahmet. – O kız başkasından, ben Ahmetim, bana yalan söktürmem!

İşte o anda Edanın içinde evliliğe dair her şey bitti. Artık boşanmak lazım demeye başladı. Babasının da desteği ile her şeyin çok çabuk halledilebileceğini biliyordu.

Beklenildiği gibi Elif doğdu. Ahmet, doğumhanede kıyamet kopardı, karısının yanında yatan genç bir annenin korkudan yatağın köşesine sindiğini bile umursamadan. Onu susturmak hemşirelere ve güvenliğe düştü, binadan çıkarıp götürdüler.

Ertesi gün Nebahat Hanım da ziyaretine geldi. Bağırmasa da, Edaya aşağılayıcı sözler söyledi. Ama yine de Eda’nın kurtarıcısı, üniformalı ve apoletli bir adam, bir bakışla odaya huzur getirdi; kadını susturdu ve tehdit etti: Edaya iftira atmaya devam ederse sorun yaşar!

Ahmet hiç vakit kaybetmedi, boşanma davası açmaya koştu. Ama ona kanunda, Çocuk 1 yaşına girmeden isteğiyle boşanamazsın dediler. O da hemen kızını reddetti ve babalığı düşürmek için dava açtı.

Avukat bile gülüyordu başta; Bizde kız doğmaz gerekçesiyle mahkemeye dilekçe getiren kimseyi görmemişti.

– Bu davayı zor kazanırsınız, – itiraf etti avukat. – Kardeşinizin de kızı var, siz söylediniz.

– O ondan değil!

– Ama DNA raporu var…

– O da sahte! – Annesinin gazıyla Ahmet inat ediyordu.

– Yine de mahkeme raporu gerçeklemiş sayar.

– Ben biliyorum, benim kızım değil!

DNA testi bile yapılmadan Eda, onunla tüm bağlarını kesti ve hakkındaki davayı kabul etti. İleride Ahmet kızına sahip çıkmak isterse ne yapacaktı? En iyisi tek başına anne olarak kalsın…

************************

– Ne oldu, hatırladın mı? Ahmeti neden getirmedin?

– Ahmet… Ahmet öldü, – dedi Eda’nın annesi matemli bir sesle. – Ve Elif onun tek emaneti. Merak etme, biz ona çok iyi bakar, onu gerçek bir insan gibi yetiştiririz…

– Siz mi bakacaksınız? Ne hakla? – diye tısladı Eda öfkeyle. – Benim kızım için siz, hiç kimsesiniz. Sizin oğlunuz onun için de hiç kimse! Mahkeme kararıyla da bu böyle! Seni kızımın yanında bir kez daha görürsem, polise başvururum. Kaçırma teşebbüsünden! Babam bu şehirde çok sayılır, sakın peşimi bırakmayın!

– Sen anlamıyorsun, bizden başka kimsemiz yok!

– Büyük oğlunuz var! Onun da kızı var, gidin ona!

– Bizi görmek bile istemiyor, – diye fısıldadı kadın, gözlerini kaçırarak. O anda ne büyük hata yaptığını anladı.

– Akıllı adammış, – Eda başı ile onayladı. – Bize verdiğiniz zararı unutmadık, daha neler bekliyorsunuz? Kızımı nasıl aşağıladığınızı da unutmadım!

– Eda Hanım, sorun var mı? – Babasının yanında çalışan iki görevli hızlıca yanlarına geldi.

– Evet, birazcık. Şu kişilerin şehrimizi terk etmelerini sağlayın lütfen.

– Ama…

– Amaya gerek yok, – dedi görevli, bir adım öne çıkınca Sönmez ailesi hemen geri çekildi. Eda ise bunun karşısında gülümsedi. – Hadi bakalım, gidiyoruz.

Eda evine yürüdü. Keyfi yerindeydi! Yalnızca kafasında bir soru takılı kaldı.

– Şu Sönmezleri göz altında tutmak gerek. Evlerinden çıkmasınlar, bir daha buralarda görünmesinler! Babama söylerim, gerekeni yapar…

Rate article
Lifequest
İstenmeyen Ama Gerekli Torun: Aile Bağlarını Zorlayan Bir Kız Çocuğunun Hikayesi