Ben kimseyi davet etmedim! Asumanın sesi titredi. Sizi çağırmadım ki!
Murat mutfakta durmuş, makarna sosunu dikkatle çırpıyordu. Bir elinde çırpıcı, diğerinde açık bir yemek kitabı vardı; yüzünde ise ciddi bir ifade.
Sarımsak, domates ve fesleğen kokusu tüm evi sarmıştı, oturma odasında yakılmış mumların hafif tütün kokusuyla karışarak sıcacık bir atmosfer yaratıyordu. Asumanın salona dizdiği mumlar ortama romantik bir hava vermişti.
Galiba beceriyorum, dönüp eşine baktı Murat. En azından kesilmedi sanki.
Asuman gülümsedi, gözleriyle ona uzaktan sarıldı. Siyah saçlarını aceleyle toplamıştı; iri ela gözlerinde mutfağın loş ışığı parlıyordu.
En yetenekli kocam sensin, yanına yaklaşıp belinden sardı Muratı. Harika kokuyor. Hani şu Romadaki lokantaya benzemiş.
Hedefimiz zaten o, güldü Murat. Düşünsene, sessizlik, hafif müzik, mum ışığında bir akşam yemeği Ne telefon ne misafir. Sadece sen ve ben.
Doğum gününü baş başa geçirme fikri ikisinin de uzun zamandır hayaliydi. Sürekli koşturma, bitmeyen akraba ziyaretlerinden bıkmışlar, birbirlerine ayıracak özel bir akşam istiyorlardı.
Asuman sevdiği şarabı önceden almış, Murat işi erken bırakıp bütün yemekleri kendisi yapmak istemişti.
Hazırlıklar bitince atıştırmalıkları salonun ortasına koydular, Asuman hafif bir müzik açtı.
İyi ki doğdun, aşkım, kadehini kaldırdı Murat. İnşallah bu sene sana huzur ve mutluluk getirir.
Teşekkür ederim canım, Asuman kadehini onunla tokuşturdu.
Şaraptan bir yudum aldı. Gözlerini kapayıp anın keyfine vardı. Aylarca böyle bir geceyi beklemişti zaten.
Tam o anda apartmanın zilinden tiz ve nahoş bir ses duyuldu. Muratın kaşları çatıldı.
Kim ki şimdi? Kimseyi beklemiyorduk
Asuman omuz silkti ama içini bir huzursuzluk kapladı. Soğuk bir his dalgası tüylerini ürpertti. Murat kapı paneline yöneldi.
Kim o? dedi.
Cevap öyle tanıdıktı ki apartman boşluğunda yankılandı:
Muratçığım biz geldik! Aç bak, sürpriz getirdik! Asumanın doğum gününü kutlamaya geldik!
Muratın yüzünde bir mahcubiyet ifadesi belirdi, şaşkınca Asumana baktı.
Annem mi? fısıldadı. Sen burada ne arıyorsun?
Ne olacak, gelinimi doğum gününde yalnız bırakacak değilim! Soğukta bekletiyorsun, hadi aç şu kapıyı!
Murat çaresiz kapı açma düğmesine bastı. Odada buz gibi bir sessizlik oluştu.
Annen mi şimdi? Hiç haberin yok muydu? Asuman fısıldadı. Sesi titriyordu.
Sadece arayacağını söylemişti
Daha toparlanamadan kapı gürültüyle çalındı. Davetli gibi değil de, ev sahibi gibi.
Murat derin bir nefes alıp açtı kapıyı. Kapının önünde, annesi Sebahat Hanım duruyordu. Ufak tefek, toplu bir kadındı; kısa saçlı ve dudakları kıpkırmızı rujluydu.
Üzerine renkli desenli bir şal sarınmış, elinde de büyük bir plastik kap tutuyordu.
Sonunda açtınız! Az daha donuyorduk burada! dedi, hiç selam bile vermeden kendini içeri attı, paltoyla birlikte kapının önünde karmakarışık bir ortam yarattı.
O an, arkasında yalnız olmadığını gördüler. Dört beş kişi birden arka arkaya eve doldu: Sebahat Hanımın abisi Hikmet amca, iri yapılı eşofmanlı bir adam, kolunun altında meyve suyu kutusu; onun karısı, zarif ama enerjik Melek abla kocaman bir pasta kutusu taşıyor, sanki kalkan gibi göğsünde tutuyordu. Sonra, yirmili yaşlardaki kızları, Elif, hemen bir köşede telefonuna gömüldü ve daha küçük yaşlarda iki kardeş, evin içine doğru çığlık çığlığa koştular.
Anne, ne oluyor şimdi? güçlükle konuştu Murat.
Ne olacak canım! Ailedeniz sonuçta! Asumana sürpriz yapmaya geldik! Her şey senin için güzelim! dedi Sebahat Hanım, gelinine kabı uzattı. Al bak, evde kemikli etten paça yaptım. Murat bayılır.
Asuman refleksle ağır kabı aldı.
Sağ olun Sebahat Hanım, dedi zor bela. Ama biz biz kimse geleceğini düşünmemiştik
Ayol biz misafir değiliz ki, ailedeniz! diyerek gülüp salonun yolunu tuttu Sebahat Hanım. Aman ne romantikler! Mumlara bak hele!
Melek abla, ortadaki çiçek vazosunu ve şarap kadehlerini itip pastayı masanın ortasına koydu.
Ay Asumancığım, iyi ki doğdun! Pastayı kendim yaptım, şu eski Alman pastası, bayılacaksın!
Çocuklar, bağırış çağırış salonun ortasında koşturuyordu. Bir tanesi neredeyse yere vazoyu devirecekti ki, Asuman zorlukla son anda yakaladı.
Kalbi küt küt atıyordu. Murat ise ancak kendine geliyor, durumu toparlamaya çalışıyordu.
Bir zahmet madem geldiniz Buyurun. Asuman, mutfakta mı otursak?
Ama Sebahat Hanım hepsini organize etmeye başlamıştı bile.
Neyin mutfağı ya, burada otururuz! Hikmet, masayı yana çek. Melek, tabak getir. Elif, bırak artık o telefonu, yardım etsene biraz!
Elif gözleri telefondan ayrılmadan gönülsüzce mutfağa doğru yürüdü. O romantik ve huzurlu akşamdan eser kalmamıştı.
On dakika sonra tüm masa dışarıdan gelen yiyeceklerle dolmuştu: paça, rus salatası, zeytinyağlı biber dolması, turşu ve koca bir pasta.
Ee Asumancığım, anlat bakalım; hayat nasıl gidiyor? Sebahat Hanım kanepede oturmuş Asumanı süzüyordu. Hâlâ o aynı işte misin? Müdür hâlâ uğraşıyor mu?
Her şey yolunda, sağ olun, Asuman kaşığıyla salatasını karıştırarak cevap verdi.
Bizim Elif var ya iş bulamadı hâlâ, devam etti Sebahat Hanım. Onca sene oku oku, şimdi evde oturuyor. Belki senin şirkette bir boşluk olur, hani biraz bakabilsen…
Asuman sessizce başını salladı. İçinde bir şeyler düğüm oluyordu. Murat ise omuzları düşmüş, yanında oturuyordu.
Hikmet amcanın futbolla ilgili sorularını sabırla yanıtlayan Muratın morali tamamen bozulmuş, gözleriyle sürekli Asumandan özür diliyor gibiydi.
Çocuklar, tatlıyı gömüp tekrar koşuşturmaya başladı. Küçük olan, Asumanın yıllardır cam vitrinde biriktirdiği cam figürlerini keşfetti.
Anne bak! Ne güzel parlıyorlar! diye bağırdı.
Dikkat et oğlum, kırılır onlar! diye fırladı Asuman ama iş işten geçmişti.
Çocuk nazik bir cam kuğu figürünü çekiştirince, anında kırılır gibi tak-tuk bir ses duyuldu. Kristal paramparça oldu, etrafa saçıldı.
Bir anda ölüm sessizliği…
Müzik çoktan bitmişti, mumun çıtırtısı dışında hiçbir şey duyulmuyordu.
Ay çocukcağız, Melek abla haykırdı. Oğlum dedim sana, dokunma!
Aman büyütmeyin, elini salladı Sebahat Hanım. Cam neticede. Atarsınız olur biter. Çocuk, ne yapsın?
Asuman yavaşça gözlerini kaldırdı.
O, anneannemin hediyesiydi, dedi; hafifçe fakat çok net şekilde. Artık hayatta değil.
Allah rahmet eylesin tabii canım, ama çocuk işte. Eve misafir gelince değerli ne varsa kaldırmak lazım, dedi Sebahat Hanım, aldırmaz bir ifadeyle.
Bardak taştı. Asuman bir anda ayağa fırlayıp sandalyeyi geriye itti.
Ama ben çağırmadım ki sizi! Davet etmedim! Biz Muratla bu geceyi kendimize ayırdık! Benim doğum günüm, aile toplantısı değil bu!
Salonda derin bir sessizlik oldu. Çocuklar bile gerildi, ortamın aniden nasıl soğuduğunu hissettiler.
Hikmet amca tabağına bakıyor, Melek abla şaşkın şaşkın ağzını açmıştı, Sebahat Hanımın yüzü kıpkırmızı oldu.
Demek öyle? dedi donuk bir sesle. Biz kutlama için geliyoruz, hediye getiriyoruz, masa kuruyoruz, fazlalık mı oluyoruz? Yani kendi oğlumun evine bile gelemiyor muyum?
Anne, yeter artık, dedi Murat usulca yerinden kalkarak. Asuman haklı. Biz bu akşamı ikimiz geçirmek istiyorduk. Habersizce çıkıp gelmen, yanında bütün memleketi toplaman doğru değil.
Eve dalmak mı? Ben oğlumun evine dalıyor oluyorum yani! Ben seni büyütmedim mi, sana canımı vermedim mi! Şimdi karın var diye gelmemem mi gerekiyor?
Mesele Asuman değil ki! Mesele bizim planlarımıza, özel hayatımıza saygı!
Ortada kimseye yararı dokunmayan, bol bağrışmalı bir tartışma başladı. Sebahat Hanım sitem etti, Murat anlatmaya çalıştı, akrabalar ise sessizdi.
Asuman daha fazla dayanamadı; sessizce arkasını dönüp odadan çıktı.
Tartışma sesleri kapıdan sızarak odaya ulaşıyordu, sanki duvarda yankılanıyordu.
Ne kadar geçti bilmiyordu; on dakika mı, yirmi mi Zaman ağır ağır akmıştı. Sonra salonda bir sessizlik hâkim oldu. Ardından birkaç ayak sesi, husursuz fısıldaşmalar, giriş kapısının kilidi ve kapının kapanış sesi
Yatak odasının kapısı aralandı. Eşi Murat içeri girdi, omuzları tamamen düşmüştü.
Gittiler, dedi sessizce. Asuman, özür dilerim, keşke apartman ziline hiç bakmasaydım…
Ama bakmasaydın, dedi Asuman kısık, yorgun bir sesle. Dur demeliydin!
Annem işte Kötü niyetle yapmadı ki.
Kim için yaptı bütün bunları? Asuman döndü, gözlerinde öfke vardı. Kendisi için… Her zaman böyle; bize sormadan gelir, her şeyi kendi istediği gibi yapar, her şeye karışır. Sen de her defasında onaylıyorsun…
Camdan aşağı baktılar. Sebahat Hanım ile bütün akrabaları arabaya yerleşiyordu.
Bir kriz geçmiş gibi gözüküyordu ama Asuman biliyordu, bu sadece geçici bir ara
Böyle devam edemem, Murat, diye kısık sesle konuştu. Annenin her an hayatımıza, pastalarıyla, tavsiyeleriyle dalmasından bıktım.
Gerçekten konuşacağım onunla. Bu böyle gitmez diyeceğim.
Yüzlerce kez dedim, hiçbir şey değişmiyor!
Hayalini kurdukları huzurlu akşam, başlamadan bitmişti.
Özür dilerim yine de, dedi Murat. İyi ki doğdun, canım!
Asuman gözlerini kapattı. Otuz üç yaşındaydı ama bulundukları ana bakınca, altmış yaşındaymış gibi hissediyordu.
İstersen kalanlarla kutlamaya devam edelim mi? dedi Murat umutla. Masa hala tıklım tıklım.
Hiç iştahım yok, dedi Asuman soğuk bir sesle. Çok yoruldum, sadece uyumak istiyorum.
Odayı terk edip banyoya gitti. O berbat akşamı üzerinden silkeleyip yeni güne uyanmak, hele ki Sebahat Hanım ve ailesi olmadan, başka bir gün yaşamak istiyordu.
Sebahat Hanım ise, eve dönerken hala kırgındı; oğlunu ve gelinini bu kadar rahatsız ettiğini asla anlamıyorduBanyonun soğuk aynasında kendine baktı Asuman; hafifçe titreyen ellerinin üstüne su sıçrattı, derin bir nefes aldı. Gözlerinin altında yeni beliren gölgeleri ve karmaşık hissiyatı saklamaya uğraşmadı artık.
Birkaç dakika sonra odasına döndü, Murat hâlâ yatağın kenarında oturuyordu. İkisi de sessizliğin içinden birbirine bakarak, lafların ötesinde bir şey taşıdılar: biriken yılgınlık, ama bir yandan birlikte yeniden başlamak isteyen küçük bir umut.
Murat yavaşça elini ona uzattı. Asuman duraksadı, sonra yavaşça yanına oturdu. Sessizce başını Muratın omzuna yasladı.
Bir süre öylece oturdular dışarıda şehir sessizleşirken, içeride yorgun bir yakınlık sardı etraflarını.
Aralarında konuşmadan anlaştılar o an; bu geceyi kurtaramamışlardı, ama hayallerinden vazgeçmeyeceklerdi. Birlikte, gerekirse defalarca kez sınırlara buraya kadar demeyi öğreneceklerdi.
Murat hafifçe güldü; sesi ince bir sızı gibi ama umut doluydu.
Gelecek yıl… Söz veriyorum. Kimseye adresi bile söylemeyeceğim. İtalyada deniz kenarında bir masa, ikimiz, başka kimse yok.
Asuman hafifçe başını salladı, gülümsedi.
O gün gelene kadar… Şimdi… Yalnızca senin yanında uyumak, başka bir şey istemiyorum, dedi usulca.
Yavaşça ışığı kapattılar, geceye karıştılar. O günün bütün gürültüsü ve hayal kırıklığı, karanlıkta birbirlerine sarılmış iki insanın nefeslerinde dağılıp gitti.
Dışarıda haziranın serin esintisi perdeleri hafifçe dalgalandırırken, Asuman uykuya dalarken içinden şunu geçirdi: En büyük sürpriz, her şeye rağmen hâlâ birbirlerine sahip olmalarıydı. Ve bazen, dile getirilmeyen en küçük huzur, en kıymetli hediyeydi.




