“Anasının cenazesi için o lanet köye sürünerek gitmeyeceğim,” diye geri cevabı verdi kocası. Ama banka hesabını duyduğunda, çiçeklerle kapısında belirdi.

Ben o lanet köye annenin cenazesine gitmek için sürüklenmeyeceğim, diye bağırdı kocası. Ama annesinin banka hesabından bir şey duymasıyla çiçekle geldi.

Elif, sabahın henüz karanlık olduğu bir pazartesi sabahı, telefonunun ısırgan çaldığını duyunca gözlerini ovuşturdu. Saat sadece sekiz dakikalık bir Ağustos sabahı gösteriyordu. Yanında oturan Mert, yastığı başına çekip kulaklarını bir kenara kapatarak sesi bastırmaya çalıştı.

Alal? Elif’in sesi uykulu, boğuk ve titrek bir hâlde çaldı.

Elif, ben Emine Şahin, annenin komşusuyum, diye telaşlı bir ses duyuldu. Canım, sakın rahat ol annen kalbi dün gece yandı. Ambulans çağırdık ama zamanında yetişemediler.

Telefon parmaklarından kaydı, odada bir dönme başladı. Anne gitti. Üç hafta önce son bir kez konuşmuşlardıAyşe anne, sıcak havayı şikayet etmiş, elma ağaçlarından ve bahçe mahsulünden bahsetmişti.

Ne oldu? diye gözleri hâlâ kapalı bir şekilde Mert mırıldandı.

Annem öldü, diye Elif nefesini tutarak fısıldadı. Kelimeler kulağına yabancı bir şekilde çalınıyordu.

Mert dirsekleri üzerinde otururken Elife tek bir bakış attı. Üzüntü yoktu, merhamet yoktusadece hafif bir sıkıntı ifadesi.

Bu pek hoş bir durum Başınız sağ olsun, diyerek kafasını duvara çevirip yine sustu.

Elif yavaşça ayağa kalktı. Bacakları jel gibi, ama bir şeyler yapması gerekiyordu. Cenaze, evrak işleri, paketleme Kafası düşüncelerle dönüyordu. Gardıroba yöneldi, bir seyahat çantası çıkardı ve içine bir siyah elbise, topuklu ayakkabı, pasaportunu koydu.

Mert yatağa oturup telefonunu aldı ve haber akışını kayıtsızca açtı.

Nereye gidiyorsun? diye ekrana bakarak sordu.

Köye. Cenaze için.

Hangi köy? O uzakta 300 kilometre uzaklıktaki lanet köy mü?

Mert, annem öldü. Anlamıyor musun? diye Elif çığlık attı.

Mert bir şey duyduğunu hisseder gibi acı bir yüz ifadesi takındı.

Benim bu hafta bir sunumum var. Yöneticiler Moskovadan geliyor. Her şeyi bir anda bırakıp o çukur gibi yere gitmem mümkün değil.

Elif bir gömlek tutup dönerek, Ben senden bir şey beklemiyorum, sadece annemin cenazesi, dedi.

Ne? Ölen kişi kimseyi umursamaz. Ben kariyerimi düşünmek zorundayım. Hatırlıyor musun, konut kredimiz var ya?

Elif sessizce çantayı doldurmaya devam etti. On beş yıllık evlilikte, Mertin huysuzluğu, cimriliği ve ev içindeki ilgisizliği sabretmişti. Ama bir şey kırıldı. Birlikte tutan son ip de kopmuştu.

Ne kadar kalacaksın? diye Mert mutfağa yönelerek sordu.

Üçdört gün. Her şeyi halletmek, evrak işleri yapmak zorunda.

Çok harcama, zaten yeterince harcama var.

Elif çenesini sıktı. Hangi harcama? Yeni akıllı telefonun 80.000 TLye mal olması mı? Sonsuz balık tutma gezileri mi?

İki saat sonra, otobüs istasyonunda çantasını tutuyordu. Mert onu arabayla götürmek de bile teklif etmemiştibaşka yöne gidiyorum demişti. Sarılma, destek sözü yoktu.

Yerliler mezarı kazsın, diye veda ederken Ben o çukur gibi yere sürüklenmem demişti.

Otobüste pencere kenarında oturdu. Altın renkli buğday başakları Ağustos güneşi altında hızla geçiyordu. Annesi bu mevsimi çok severdi; Ağustos en cömert aydır, toprağın ekinlere karşılık verdiği ay derdi.

Yanındaki tombul, nazik yüzlü kadın, Tatile mi gidiyorsun? diye sordu.

Cenaze için. Annem öldü.

Allah rahmet eylesin Bir ebeveyni gömmek en zor şey.

Elif başını salladı, konuşmak istemedi. Mertin sürüklenmem sözleri kulaklarında çınlıyordu. Yine nasıl bu kadar kayıtsız olunabilirdi? Ayşe anne, ona aylarca ev yapımı reçel, el örgüsü çorap, kırık bacağına bakmak gibi şeyler yapmıştı.

Köy sessiz ve yeni kesilmiş çim kokusuyla karşıladı. Köyün kenarında beyaz badanalı, mavi pencere çerçeveli bir ev vardı. Annesi her yıl bu beyazlamayı yeniliyordu: Ev güzel olmalı, tıpkı bir bayram gibi.

Kapıda Emine Şahin, Elif, canım Ayşe anne hiç şikayet etmedi, bahçede çalışıyordu, neşeliydi dedi.

Nerede?

Evde. Komşularla hazırladık. Mavi elbise onun en sevdiği. Tabut Petrovichin, köydeki usta zanaatkarın işi.

Elif oturma odasına girdi. Tabut beyaz bir örtüyle kaplanmış bir masada duruyordu. Annesi sanki uyuyormuş gibi huzur içinde yatıyordu. Yüzü daha genç, pürüzsüz görünüyordu. Elif diz çöküp ilk kez o gün ağladı.

Cenaze ertesi gün planlandı. Elif akrabalarınıkuzenini, yeğeniniaramayı ihmal etmedi. Herkes geleceğini söyledi.

O akşam köy muhtarı Ahmet Çelik geldi. Gri saçlı, sakallı, köyde herkesin adını bilen bir adamdı.

Elif Yılmaz, başsağlığıma kabul edin. Ayşe anne nadir bir ruhtu. Buradaki herkes ona saygı duyar.

Teşekkür ederim.

Resmi bir işim var. Annen bir yıl önce bana gelmiş, tasarruf defterinin bir kopyasını noter onaylatmak istemişti. Mevduat senin adındaydı.

Elif belgeyi şaşkınlıkla aldığında, annesi bunun hakkında hiç söylememişti. Düşük bir yaşam sürer, her şeyi tutmuştu.

Yaklaşık 55.000 TL, diye ekledi muhtar. Yıllarca biriktirdi, faizle birikti.

Elifin kalbi sıkıldı. Elli beş bin TL hayatlarını değiştirebilirdi. Kredi borcunu ödeyebilir, bir araba alabilir, daireyi yenileyebilirdi.

Ayrıca evi de bıraktı. Vasiyet noter dairesinde. Her şeyi düşünmüş, akıllı bir kadın.

Muhtar ayrıldıktan sonra Elif verandada oturdu. Gökyüzü pembe tonlarla yanıyordu. Uzakta inekler otlaklardan dönüyordu. Annesi bu akşamları çayla, gün batımını izleyerek severdi.

Telefonu sessizdi. Mert bir kez bile aramıştı mı? Elif kendisi aradı.

Evet? Mertin sesi sinirliydi.

Cenaze yarın ikide.

Ne? Ben söyledimgitmem.

Para konusunu konuşmak için değil. Annem 55.000 TL birikim bırakmış.

Sessizlik. Sonra hafif bir öksürük.

55 bin? Ciddi misin?

Evet. Ve evi de bana bıraktı.

Bu harika! Mertin sesi birden sıcakla doldu. Belki gelirim? Evrak işleri için yardımcı olurum?

Zaten halledebilirim.

Elif, ben senin eşinim. Yanında olmam lazım.

Elif acı bir gülümsemeyle, Ben ağladığımda sırtını döndün. Para duyduğunda hatırlaydın, dedi.

Gelmek istersen, gel.

Mert bir daha gelmedi. Sadece akrabalar ve komşular cenazeye katıldı. Ayşe anne saygı çerçevesinde, samimi konuşmalar ve gerçek gözyaşlarıyla toprağa verildi.

Dört gün sonra Elif şehre döndü. Kapı kilidi zor döndüMert yine yağlamayı unutmuştu. Çöp kutusu taşmış, birikmiş bulaşıklar, çürük yemek artıkları… Dört gün içinde ev bir ihmal yığınına dönüşmüş, bir çöküş sonrası gibi.

Yatak odada Mert, kırışık bir tişört içinde tabletine bakıyordu. Elif adımını duyunca gözlerini kaldırdı ama ayağa kalkmadı.

Geldin mi? Açım.

Elif kapıdan bakıp, tıraş olmamış yüzü, yağlı saçı, tembel duruşuyla ona baktı. On beş yıl… Nasıl bu hâle geldi?

Bir kez bile bulaşıkları yıkadın mı?

Vaktim yok. İş.

Bugün Pazar.

Ben de dinlenmek istiyorum.

Sessizce mutfağa girdi, elleri otomatik hareket etti, ama aklı annesini düşünüyordu; yıllarca her kuruş biriktirmişti ki kızı daha iyi bir hayat yaşasın. Ve bir adamı, mezarını kazarken çöp toplamayan birini.

Akşam beklenmedik bir şey oldu. Mert büyük bir kırmızı gül buketi ve pastaneden Elifin en sevdiği eklerle geldi.

Canım, düşündüm Çok kötüyüm. Annen öldü, ben orada yoktum. Çok yanlıştım.

Çiçekleri bir vazoya koydu, ekleri bir tabağa dizdi, çay demledi. Yüzü pişmanlıkla gerildi.

Affet beni, Elif. Nasıl tanıdık hatırlarsın? Pazarda salatalık ve kabak satarken tanışmıştık. Annen bana bir aile gibi baktı.

Elif başını salladı. O gün Mert canlı, ilgili, sevgi dolu biriydi. Şimdi nereye kaybolmuştu?

Parayı düşünüyordum Doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz. Bankaya, notere gitmek için bir gün izin alabilirim. Dolandırıcılar çok.

Teşekkür ederim ama ben hallederim.

Ama aileyiz! Parayı birlikte yatırım yapmalıyız. Tanıdığım birisi var, yatırımda uzman.

Bu benim annemin mirası. Kararları kendim alırım.

Mert kaşlarını çattı, Tabii canım, ama ailede her şey paylaşılıyor. Kredi, ev hep beraber ödedik.

Senin adına kredi alındı, diye Elif hatırlattı.

Bu sadece formalite! Daire bizim, sen orada kayıtlısın

Kayıt sahiplik demek değil. Miras eş malı değildir.

Mert aniden ayağa kalktı, pişmanlık maskesi düşmeye başladı.

Ne demek istiyorsun? Paylaşmayacağım mı?

Ben acele bir karar vermek istemiyorum. Annem bir hafta önce öldü. Zaman lazım.

Zaman mı? Araba istediğimde zaman istemedin! Paramız yok dedin!

Çünkü yoktu. Zor günlerimizdi.

Ama şimdi var! 55.000 TL! Bir araba alabiliriz, Avrupaya gidebilirizsenin çektiğin o ucuz spa!

O ucuz spa tek ayakta kaldığım tek yerdi. Altı ay biriktirdim.

Yeter! Masayı çarptın. Vazo sallandı. Ben senin eşinim! diyorsun, yarı hakkım var!

Hayır, yok. Kanun açıkça diyor ki miras kişisel maldır.

Nereden biliyorsun?

Otobüste okudum. Ve boşanma davasını sizin izniniz olmadan açabileceğimi öğrendim.

Mert dondu, sonra yavaşça bir sandalyeye oturdu.

Boşanmak mı istiyorsun?

Düşünüyorum. Gerçek şu ki; annemin cenazesine gelmedin çünkü umursamadın. Şimdi para duyunca umrumda oldun.

Gerçekten pişmanım! İş, stres

Yalan söyleme. Annenin ölümü senin için bir para hesabı demekti.

Nasıl cüret! On beş yıldır bizim için çalıştım!

Çalıştın mı? Ne zaman yemek pişirdin? Çamaşır yıkadın? Ben de çalışıyorum, ama bu evi tek başıma yönetiyorum!

Bu bir kadının işi!

Erkek işi ne? Kaba olmak, talepkar olmak, hiçbir şey yapmamak! Ben ihtiyacım olduğunda nerede?!

Mert vazoyu duvara fırlattı, gül dalları kırıldı, cam kırıldı.

Senin gibi bir hain!

Ben köyden çıkıp üniversiteyi bitirdim, iş buldum, kendi paramı kazandım! Sen daha sonra ortaya çıktın ve almaya çalıştın!

Söyledikleri doruk noktasına ulaşmıştı. Mert bağırıyor, kollarını savuruyordu, tükürüğü havada uçuşuyordu. Elif ona baktı ve yıllardır bir yabancı gördüsaldırgan, açgözlü bir yabancı. Neden ona tahammül etmişti? Yorgun, iyi niyetli, zamanla değişecek diye kendini kandırmıştı.

Biliyor musun? dedi sakin bir sesle, ayağa kalkarak. Çık.

Bu benim dairem!

Bu bir konut kredili daire, ben yarısını ödüyorum. İstersen polisi ararım, senin evi kırdığını söylerim.

Anahtarı demirden çıkardı, ona uzattı.

Eşyalarını al, koridöre bırak.

Vazgeçmeye cesaretin yok!

O anda koridördeki kapı açıldı. Komşu Nermin Arslan, gürültüye merakla gelmişti.

Her şey yolunda, Nermin, dedi Elif sakinlikle. Mert sadece çıkıyor.

Kadın, Mertin çarpık yüzüne ve Elife baktı, yorgun ama kararlı bir bakış attı. Bir şeye ihtiyacın olursaPetrovich yardımcı olur, dedi.

Mert kaybettiğini anladı. Şahit olduğu için daha fazla sorun yaratamadı. Ceketini alıp bir anda dışarı fırladı.

Bundan pişman olacaksın! diye bağırdı.

Elif kapıyı kapatıp duvaraElif, artık kendi yolunu çizmeye karar vermişti; geçmişin gölgesi artık yalnızca pencereden süzülen akşam güneşiyle silinmişti.

Rate article
Lifequest
“Anasının cenazesi için o lanet köye sürünerek gitmeyeceğim,” diye geri cevabı verdi kocası. Ama banka hesabını duyduğunda, çiçeklerle kapısında belirdi.