Kocamdan Ya Ben Ya Kedilerin Ultimatomu: O Günü Onun İçin Bavul Topladım!

Yine tüy! Bak şu cekete bir, Nazlı! Daha dün kuru temizlemeye vermiştim, bugün sanki hayvan barınağında sabahladım gibi görünüyor. Buna daha ne kadar katlanacağım?

Keremin sesi yalnızca sinirli değil, son altı aydır her küçük şeyde ortaya çıkan o sivri, tahammülsüz tonda çınladı. Nazlı, ocakta pişirdiği krepin altını kapatıp derin bir iç çekti ve eşine döndü. Kerem, holün ortasında durmuş, koyu lacivert ceketini öfkeyle tutuyor, yakasında gerçekten birkaç beyaz tüy görünüyordu.

Kerem, niye böyle bağırıyorsun? dedi Nazlı sakin bir sesle, ellerini önlüğüne silerken. Eşyalarını salondaki sandalyeye asma demiştim, biliyorsun Pamuk orayı çok seviyor. Direk dolaba koysan tüyle uğraşmazsın. Getir, ben hemen temizlerim.

Nazlı rulo fırçasını aldı, birkaç kez ceketin üstünde gezdirdi ve kumaş tekrar tertemiz oldu. Ama Keremin yüzündeki öfke dinmedi. Aksine, elini hızla çekip sanki ona dokunduğu için iğrenmiş gibi tiksinerek silkelendi.

Mesele dolap değil Nazlı! Sorun bu evde nefes alınmıyor olması. Her tarafta senin o… hayvanların! Kanepeye oturulmaz, halıya basılmaz. Eve dinlenmeye geliyorum, ama mama kabı, kum kabı, tırmalama tahtasıyla cambazlık ediyorum. Bu evi hayvanat bahçesine çevirdin!

Nazlı sessizleşti, içinde eski bir burukluk yeniden kabarıyordu. Bizim evimiz dedi adam. Oysa bu geniş yüksek tavanlı üç artı bir ev Nazlıya babaannesinden miras kalmıştı, Kerem altı yıl önce yalnızca bir bavul ve dizüstü bilgisayarıyla gelmişti buraya, evlendiklerinde. Flört ederlerken Nazlının sevimli kedileri Pamuk ve Periden hiç rahatsız olmamış, hatta Pamuku severken huzurun ta kendisi derdi.

Flört bitti, evlilik hayatı ve gerçekler başladı. Keremin düzen anlayışı ameliyathane titizliğinde, ilgisi ise yalnızca kendi etrafında dönüyordu.

Yahu toplamda iki kedimiz var, dedi Nazlı, mutfağa geçip kahve koyarken. Ve onlar benden önce bu evdeydi. Onlar artık ailemden.

Aile mi? alayla güldü Kerem masaya otururken. Onlar kedi, Nazlı. Hiçbir faydası yok, yemek yiyip uyuyorlar. Mama fiyatlarını gördün mü? Dün kasada fişi bırakmışsın. Bin beş yüz lira! Kedi maması için! Benden tatile bütçe ayıramayalım diye tasarruf ediyoruz bir de.

O, Pamukun böbrekleri sorunlu diye aldığım diyet mama. Ayrıca kendi maaşımdan ödüyorum, senin paranı harcamıyorum.

Ortak bütçemiz var! diye bağırdı Kerem, masaya vurduğunda kahve kaşığı titredi. Sen paranı mamaya harcayınca, bana et, sebze almak düşüyor. Bu bildiğin matematik!

Nazlı bir zamanlar kendisine şiirler okuyan, çiçek getiren adamı şimdi karşısında tanıyamıyor, huysuzlukla dolu yeni Kereme bakıyordu. İşinde reform olacaktı, işi kaybetme endişesi taşıyordu; ama öfkesini sadece Nazlıdan ve iki savunmasız kediden çıkarıyordu.

Tam o sırada Pamuk ağır adımlarla mutfağa girdi. Kocaman, bembeyaz, yemyeşil gözlü, Nazlının ayağına sürtündü, hafifçe miyavladı.

Defol git! diye bağırdı Kerem ve ayağıyla kovaladı.

Kedi korkuyla sıçradı, parkede kaydı, tutunmaya çalışırken tırnaklarıyla Keremin pantolonunu yaraladı. Yırtık sesi duyuldu.

Bir anlık sessizlik. Kerem, pantolonundaki yırtığı gördü.

Bitti! dedi, sesi buz gibi soğuktu. Son damla da taştı.

Sandalyeyi devirdi, yüzü kıpkırmızı kesildi.

Beş sene dayanmışım! Pişmiş yemeğe kedi tüyü katık ettim, kedi tuvaletinin kokusuna sabrettim, geceleri delirmiş gibi koşturmalarını çektim! Ama elbiselerime zarar verilmesini asla! Şimdi net soruyorum:

Nazlı ellerini göğsüne bastırıp dondu. Pamuk hemen salondaki kanepe altına kaçtı. Peri, pencere önünden kalkıp kulak kesildi.

Sorun ne Kerem? dedi Nazlı kısık sesle.

Ya ben ya bu mahluklar, dedi Kerem gözlerinin içine bakıp, kelimeleri teker teker vurgu yaparak. Seçimini akşama kadar yap. Kreşe, sokağa, barınağa ver, bana ne. Ama döndüğümde burada tek bir kedi istemiyorum. Ben erkeğim! Değer görmek istiyorum!

Ciddisin yani? Bir pantolon için mi ültimatom?

Pantolon için değil! Tavrın için! Kedileri benden çok seviyorsun. Kanıtla tam tersini. Akşam göreceğim.

Çantasını kaptı, kahveyi bile bitirmeden kapıyı öyle bir çekti ki duvardaki takvim düştü.

Nazlı mutfağın ortasında kala kaldı. Otomatik bir refleksle takvimi tekrar yerine astı, sonra sandalyeye oturup ağladı. Bu bir hüzün ağlaması değil; çaresizlikten, içerlemeden doğan, boğazda sıkışan bir düğümün boşalmasıydı. Böyle bir talepte bulunmak Nasıl denenebilirdi? Pamuk on iki yaşında, yaşlı ve hasta; Peri, sokakta bir gün bile yaşayamayacak kadar ürkekti.

Pamuk kanepenin altından çıkan sesi yokladı, ortalık sakinken usulca yanına geldi, patileriyle dizine dokundu, gözlerinin içine baktı. Yüksek sesle mırladı. Nazlı başını onun yumuşacık tüylerine gömdü.

Sizi asla bırakmam, diye fısıldadı. Saçma şeyler bunlar.

Gün karmakarışık ilerledi. Nazlı iş yerini arayıp yıllık izin kullandı, çiçekleri suladı, dolapları yerleştirdi ama aklı hep aynı noktada takılı kaldı.

Altı ay önce Keremin Periye gece karanlığında kasıtlı olarak tekme attığı, kedilere yatak odasını yasaklattığı geceler, maaşı kendinden düşük olduğu halde masraflar yüzünden çıkardığı kavgalar Ve ev de Nazlınındı zaten.

Öğle yemeğine doğru bütün bu sis dağılırken buz gibi bir netlik geldi. Keremin ültimatomu bir öfke anı değil, bir sınavdı. Kendinden güçsüzü harcamayı talep eden biri, sevgiyi hak etmezdi. Bugün kediye taktısı, yarın annesine, bir gün olur Nazlıya da çelme takacaktı.

Saat dört olmuştu. Kerem yedide dönüyordu, vakit boldu.

Nazlı yatak odasına geçti, dolaptan büyük valizi indirdi. O iki yıl önce Antalyaya giderken kullandıkları bavuldu. Tozunu sildi, açtı. İçini metodik şekilde doldurmaya başladı: takım elbiseler, gömlekler, kazaklar, pantolonlar.

Kalbi sıkıştı bir an. Belki de hata yapıyordu? Belki sadece bir geçiş dönemiydi? Ama sabahki Keremin gözlerinde sevgi değil, küçümseyiş vardı. Hayır, bencillikle pazarlık yapılmazdı.

Çoraplarını bile yan ceplere dikkatlice dizdi. O sırada kapı çaldı. Nazlı irkildi. Acaba erken mi döndü? Ama Keremin anahtarı vardı. Kapı dürbününden bakınca komşusu, Emine teyzeyi gördü.

Nazlı kapıyı açtı.

Ay Nazlıcığım, bugün sabah beyefendi çıkarken zil gibi kapı çarptı. Her şey yolunda mı kuzum? Sesi buradan duydum

Her şey yolunda Emine teyze, dedi Nazlı gülümseyerek. Biraz ev içi düzeni konuşuyorduk, o kadar.

Hadi bakalım. Akşam çaya mutlaka bekliyorum, cevizli kek yaptım.

Çok teşekkür ederim, inşallah uğrarım.

Nazlı valiz toplamaya devam etti. Banyo rafındaki kişisel eşyaları; diş fırçası, tıraş makinesi, pahalı losyon, deodorant hepsini kozmetik çantasına tıktı. Ayakkabılar; botunu, sporcusunu, terliğini paketledi.

Altı buçukta koridorda iki valiz, kocaman bir spor çantası hazırdı. Ev bir tuhaf geliyordu; sanki başka birinin yaşadığı bir mekan olmuştu ya da üzerindeki ağırlık kalkmıştı.

Nazlı kendisine nane çayı yaptı, kedilere bol mama koydu, salondaki koltuğa oturdu. Pamuk ayaklarının dibinde, Peri ise hemen yan kolçağa tünemişti.

Saat 19:15de anahtar döndü. Nazlı kımıldamadı. Kerem içeri girdi, nefes nefese; anlaşılan asansör yine bozuktu.

Ne oldu? holdeki sesi zaferle çınladı. Doğru kararı verdin mi? Nerede o tüy yumağı mahluklar, umarım çöpte?

Odaya dalınca durdu.

Nazlı elinde çay fincanı oturuyordu, kediler de yerindeydi. Pamuk tek gözünü açıp kapadı, Kereme hiç aldırmadığını gösterdi.

Anlamadım, dedi Kerem öfkeyle. Kulakların sağır mı oldu? Ya ben, ya onlar dedim. Ateşle oynuyorsun!

Gayet iyi duydum seni, Kerem, dedi Nazlı fincanı sehpanın üstüne koyup. Seçimimi yaptım.

Nereymiş o? Neden bu mahluklar hâlâ burada?

Çünkü ev onların. Senin seçimin ise koridorda.

Kerem şaşkınlıkla holdeki valizlere döndü.

Bu ne? sesi çatladı.

Salona geri döndü; artık gözlerinde korku, inançsızlık vardı.

Benim eşyalarımı mı topladın? Beni kediler için mi gönderiyorsun?

Kediler için değil, bana bunu yaşatıp da seç diyen biriyle zaten olmazdı, Kerem. Seven insan ültimatom vermez, çözüm arar. Sen güç gösterisi yapmak istedin, kadın ve iki savunmasız hayvan üzerinde. Güçten çok zaaf bu.

Manyak mısın sen! diye bağırdı, elleriyle havayı döverek. Kırkına gelmiş kadın! Kedili kadın Kim ister seni? Ben bakıyordum sana! Bir hafta bile yapamazsın, güle güle.

Ev benim, işim var, maaşım var, dedi Nazlı parmaklarını sayarak. Yetişkin erkek çocuk bakımı, sinir harbi, sürekli laf yeme Hepsinden kurtuldum, Kerem. Nihayet rahat edeceğim.

İyi! diye bağıracaktı ki, o anda Pamuk ayaklanıp, sırtını dik tutarak tısladı. Kerem şaşırıp geri çekildi.

Defol, diye homurdandı. Otur burada kedilerinle geber. Ben düzgün kadın bulurum kendime! Yalnızlıktan çürürsün!

Koridora koştu. Nazlı valizlerin çekildiğini duydu.

Bilgisayarım nerede? diye bağırdı.

Yan çantanda yan cepte.

Kimliğim?

Büyük bavulda, üstteki bölümde. Hiçbir şeyi unutmadım. Hatta en sevdiğin kupanı da koydum.

Nazlı’nın sakinliği onu daha da azdırıyordu. Biraz daha bekledi, acaba özür diler mi diye. Ama Nazlı sabit oturdu.

Kapı bir daha kapandı. Bu kez kesin. Bavul tekerleklerinin apartman zemininde kaydığı duyuldu.

Nazlı bir süre sessizliği dinledi. İçinde boşluk, korku, pişmanlık bekledi. Onun yerine derin bir rahatlama hissetti. Sanki sırtındaki ağır bir yükü bırakmış gibi.

Pamuk gelip kafasını eline sürdü. Nazlı onu okşadı.

Evet, kahramanım, kıkırdadı. Bizden kötü ruhu kovduk mu?

Peri sahneye cesaretle atlayıp dizine kıvrıldı.

Bir süre sonra telefon çaldı. Aşkım yazıyordu ekranda. Nazlı yüzünü buruşturup numarayı engelledi, ardından rehberde Kerem Eski olarak değiştirdi ve sildi.

Mutfağa geçti, geçen yılbaşından beri bekleyen şarap şişesinden bir kadeh doldurdu, kendine bir peynirli sandviç yaptı. İçinde huzur vardı. Ertesi gün kolay olmayacaktı. Belki Kerem arayacak, görüşmek isteyecek, yasal olarak restleşecekti. Ama artık dert etmiyordu.

Bugün, Nazlı evindeydi. İstediği yere ceketini asabilir, bir parça ekmek yere düşse de kimse surat asmaz, hiç kimse bir kediyi tekmelemez.

Kapı tekrar çaldı. Bu kez kısa ve nazikti; Kerem olamazdı.

Nazlı açtı. Karşıda Emine teyze, elinde bezle örtülü bir tabakla duruyordu.

Nazlıcığım, lahanalı börek getirdim, sıcacık. Sabah eşini duydum valizlerle, yolculuk mu?

Nazlı komşusunun iyi yürekli yüzüne, börek tabağına ve kapı arkasında merakla bakan kedilerine baktı.

Hayır Emine teyze, gülümsedi tabağı alıp. O başka bir yere taşındı, temelli. Gel çayımızı içelim, vaktim de bol sesi de çok sakin artık bu ev.

Gece çok güzel geçti. Çay içtiler, börek yediler, kediler mırıldandı. Nazlı tam beş yıl sonra ilk defa özgürlüğünü ve huzurunu hissetti. Ve bir şeyin farkına vardı: Yalnızlık, evde kediyle oturmak değildir. Asıl yalnızlık, yanında olduğu halde seni ve sevdiklerini yok sayan birine katlanmaktır; her gün kendini inkar etmektir.

Ertesi gün kedilerini kuaföre götürdü. Onlar da güzelliği hak etmişti. Çünkü bazen hayatın yüklerinden kurtulmak için asıl çöpü temizlemek gerekir.

Eğer bu hikâyenin bir anlamı olacaksa şu olsun: Sevgi, ültimatuma boyun eğmek demek değildir; fedakarlıktır, birlikte çözüm aramaktır. Hiçbir zaman kendinizden, değer verdiklerinizden vazgeçmeyin. Gerçek huzur da işte burada başlar.

Rate article
Lifequest
Kocamdan Ya Ben Ya Kedilerin Ultimatomu: O Günü Onun İçin Bavul Topladım!