Bir zamanlar, ikinci kez hamile olduğum bir dönemde, kapımda bir kız çocuğu ve beşiğiyle bir bebek belirdi.
Böylesi bir hâl bana bir zaman mümkün gelmezdi. O anda, yıllarca yanımda olduğumu sandığım birinin kim olduğunu birdenbire fark etmemiştim.
Mehmet’i on beş yaşımda tanıdım; o sırada on yedi. Beş yıl sonra evlendik ve bir yıl içinde hamile kaldım. Kızımız dünyaya geldiğinde Mehmetin sevinci gökyüzü kadar genişti. Ona bakan gözleri bir başka ışıldadı, işine daha da çok koyuldu.
Kocam, şehir merkezine yakın iki odalı bir daire almıştı; kızımız onun için en kıymetli hazinesi olmuştu. Okul öncesi kurula, kurslara ona eşlik ediyor, birlikte parkta yürüyüşler yapıyor, çizgi film izliyorlardı. Ailemize bakışım her daim mükemmel bir tablo gibi geliyordu. Fakat bir gün her şey bir anda değişti.
İkinci hamileliğimin ortasında bir ses kapıyı çaldı. Kapı eşiğinde, beşiğiyle bir genç kız duruyordu. Yanına geçtim ve içeri girmesini rica ettim. Yaklaşık yirmi yaşında, adı Aylin olan bir genç kızdı; o da on dokuz yaşındaydı. Aylin, Mehmetin ikinci eşi olduğunu itiraf etti.
İki hafta önce bir erkek çocuğu dünyaya getirmişti ve bir noktayı netleştirmek istiyordu. Bana, iki yıldır birlikte olduklarını ve Aylinin kolay kolay vazgeçmeyeceğini anlattı. Mehmeti aradım ve gelmesini söyledim. Cevabı beni hayretle karşıladı:
Ey kızlar, eskiden nasıl bir bütünüz, devam edelim. Hiçbir şeyi değiştirmeye niyetim yok. Boşanmak istemiyorum, ama Aylini de bırakmayacağım.
Bu sözleri kabullenmek istemedim. Gözlerimden süzülen gözyaşlarıyla valizini topladım. Kapıdan dışarı atarken Mehmet peşime koştu:
Canım, pişman olacaksın. Bu daire benim adına tescilli, sen ve çocukların şehrin dışındaki eski bir köşeye gitmek zorunda kalacaksınız. Nafaka düşünme bile; resmi maaşım çıra gibi. Şimdi nasıl geçineceğinizi düşünün.
Sevdiğim adamın damak tadına böyle sözler dökmüş olması bana inanılmaz geldi.
Artık çocuklarımın onun gölgesinde büyümesini istemediğim kesinleşti. Mehmet, Aylinle birlikte gitti; ben de eşyalarımı ve çocukların çantalarını alıp kendi daireme çekildim.
Gözyaşına vakit yoktu. Mehmet çabucak boşanma davasını açtı, ben de son paramı iyi bir avukata verdim. Avukat, dairenin bana ve çocuklara bırakılmasını sağladı; nafaka talebinde bulunmadım bile.
Yedi yıl sonra yeni bir evlilik yaptım. Bu kez kocam, önceki eşi gibi değildi; o, bana huzur veren bir adamdı. Aylinin sadece eski eşimin parasına ihtiyacı olduğu ortaya çıktı; evsiz kalan Mehmeti dışarı attı. O, bana geri dönmeye çalıştı; ama bir kez daha duyduğum o sözler hâlâ kulaklarımda çınlıyordu ve onu bir daha kabul etmedim.




