“Bırak Tek Başına Gitsin, Belki Orada Kaçırırlar!” – Tatil Öncesi Evde Fırtına, Televizyona İnanan Kayınvalideyle Yurt Dışı Korkuları, Umutlu Biricik Yolculuk ve Tayland’da Dostluklar: Ali’nin Cesareti, Anton’un Tereddütleri, Türkiye’den Bir Ailenin Korkularla Yüzleşme Hikâyesi

Tek başına gitsin. Belki orada kaçırılır, diye homurdandı kayınvalidesi.

Tatil öncesi o boğucu akşam, neşeli bir heyecan ve hoş telaşlarla dolu olmalıydı.

Ama Eren ve Zeynepin evinde havada bir gerginlik asılıydı. Salonun ortasında, adeta endişenin anıtı gibi, Aysel Hanım dimdik duruyordu. Televizyon kumandasını elinde sıkı sıkıya tutuyordu.

Size izin vermiyorum! Aklınızı mı yitirdiniz siz?! Emekli olduğu okulda yıllarca alıştığı o otoriter sesine çelik gibi bir ton katılmıştı.

Televizyonda ise sıradaki sansasyonel haberin donmuş görüntüsü vardı: Siyaha bulanmış sunucu, Güneydoğu Asya haritası üzerinde kırmızı oklarla tehlikelerin yerini gösteriyordu.

Zeynep, büyük bir sakinlikle valizini hazırlamaya devam etti; onun bu kadar huzurlu olması bu gergin ortamda bir mucizeydi.

Zeynepin alışık olduğu bir sahneydi bu. Eren ise sabırla, hafifçe kederli bir yüzle sözü almak istedi.

Anne, yeter artık! Bunların hepsi saçmalık! Gidiyoruz, bildiğin tatil, düzgün otel, turla…

Saçmalık mı?! Eren, gözünü açsan artık! O seni alıp tehlikeye atacak! Taylandda… Her köşe başı organ mafyası kaynıyor! Sende biraz akıl olsa beni dinlerdin! Orada seni bir sokağa bira almaya gönderecek, bir daha seni kimse bulamaz! Böbreklerini, karaciğerini paketleyip mahvolursun! Onu da… Gözleri kederle Zeynepe çevrildi, …ona da kölelik düşer, orada satacaklar! Bak haberlerde neler gösteriyorlar!

Zeynep valizine kıyafet koymayı bıraktı. Şaşkın ve sakin ifadeyle Aysel Hanıma baktı. Aralarındaki sessizlik, Erenin asla tahammül edemeyeceği türdendi.

Aysel Hanım, dedi Zeynep, sesi yumuşak fakat netti. Gerçekten, bütün bunlara inanıyor musunuz? Yani her Taylandlı mafyatik doktor aynı zamanda kadın tüccarı mı?

Sen öyle alay etme! Olanı söylüyorum işte! Televizyonda gösteriyorlar! İnsanlar buradan oraya ucuz macera aramaya gidiyor, sonra bir kavanoz içinde parçaları eve dönüyor!

Eren yüzünü ellerine gömdü.

Anne, bunlar yaşlıları korkutmak için uydurulan programlar. İnsanlar izlesin diye yapıyorlar. Her yıl milyonlarca turist gidiyor.

Ve her yıl binlercesi ortadan kayboluyor! diye yükseltti sesini Aysel Hanım. Zeynep, sen biletleri aldın mı bari? Geri veremez misin?

Aldım. Geri vermeyeceğim, dedi Zeynep, sakinlikle. İki yıldır bu tatil için para biriktirdik. Tüm yorumları okudum, forumlara baktım, güvenilir acente ile ayarladım. Gece gezecek değiliz ki, otel ve tur gezileri, deniz, kum, güneş…

Daha beteri de var, yiyeceklerinden zehirlenirsiniz! Allah bilir neler koyuyorlar o çorbalara! diye homurdandı Aysel Hanım. Eren oğlum, yalvarıyorum sana, gitme. O kız illa gitmek istiyorsa tek başına gitsin, kendi sorunu olur. Sen burada sağlıklı kal, annenin yüreği yanmasın.

Salonda ağır bir sessizlik çöktü. Zeynep yıllardır içinde biriktirdiği sözleri nihayet söyledi:

Olur, dedi, valizi kapatırken. Haklısınız Aysel Hanım. Bazen risk almak gerekir. Tek başıma giderim.

Zeynep, ne diyorsun? dedi Eren, donakaldı.

Duydun işte anneni. Onun yüreği fena bir şeyler hissediyor. Ben, senin böbreklerinden ve karaciğerinden sorumlu olamam. Hele seni köleliğe satılma riskine hiç giremem. Evde kalırsın. Annene çay koyar, bolca dizi izlersin. Ben…, hafifçe gülümsedi, ben sıcağın ortasına, tek başıma giderim.

Aysel Hanım zafer kazanmış gibi görünüyordu ama Zeynepin korkuları alaya alan bu cesareti onu şaşırtmıştı.

Bari böyle olsun, dedi isteksizce. Kendi düşen ağlamaz.

Eren itiraz etmeye, ısrar etmeye çalıştı ama Zeynep çoktan kararını vermişti. Uçuştan önceki gece, sırtları birbirine dönük yatıyorlardı.

Belki vazgeçersin? dedi Eren usulca.

Hayır! dedi Zeynep kararlı bir şekilde.

*****

Uçak Bangkoka indiğinde, Zeynepi nemli, baharat kokulu bir sıcaklık karşıladı.

Korkuyor muydu? Hayır, sadece yorgundu ve meraktan yanıyordu. Planı neyse ona sadık kalarak, kalabalık sokaklarda gezdi, tapınaklara hayran kaldı ve inanılmaz lezzetli sokak yemeklerini tattı.

Tek bir kişi bile cüzdanını çalmaya kalkmadı, bırakın insan kaçakçılığını. Pazardaki satıcılar sadece ürkek bir şekilde gülümsedi ve fiyatı on baht kadar indirmeye çalıştı.

Eren ve Aysel Hanımın da eklendiği aile grubuna bir fotoğraf gönderdi: Turkuaz deniz önünde meyve kokteyliyle gülümseyen Zeynep. Altında şu yazıyordu: Organlar yerinde. Henüz köleliğe teklif almadım. Merakla bekliyorum.

Erenden kalp emojileri geldi. Aysel Hanım sadece okudu, inatla sessiz kaldı.

Sonra Zeynep kuzeye, Chiang Maiye geçti. Orada, küçük bir aile pansiyonunda, yaşlı Taylandlı ev sahibi Nuan, ona gerçek Pad Thai hazırlamayı öğretiyordu.

Nuan, kırık dökük İngilizcesiyle konuşuyordu. Aysel Hanıma fazlasıyla benziyordu.

Kendisi de aynen Aysel Hanım gibi, çalışmak için Seule giden kızına endişeleniyordu.

Kızım tek başına orada, çok soğuk, insanlar gülmüyor, yemekleri acayip,” dedi Nuan, tavada erişteyi karıştırırken. Televizyonda radyasyon, korkunç insanlar diyorlar!

Zeynep bu kaygılı yüze bakarken birden gülmeye başladı. O kadar çok güldü ki, gözleri doldu.

Nuan şaşkın gözlerle izledi onu. Zeynep basit kelimelerle, telefondaki fotoğraflarla, jestlerle Aysel Hanımı, televizyonu, organ mafyasını ve kölelik hikayelerini anlattı.

Nuan ağzı açık dinledi, sonra zil gibi bir kahkaha patlattı.

Ah şu anneler! dedi neşeyle. Dünyanın her yerinde aynıyız! Bilmediğimizden korkarız. Televizyon burada da saçma haberler veriyor!

O akşam, verandada yıldızlar altında, Zeynep Erene değil, doğrudan Aysel Hanıma görüntülü arama yaptı.

Ekranda Aysel Hanım yorgun ve endişeli görünüyordu.

Eee, ne oldu? Sağ mısın? dedi doğrudan.

Sağım, organlar eksiksiz, dedi Zeynep. Bakın!

Verandadaki tepsiyi, tatlı çayı ve meyveleri kameraya gösterdi. O arada yanına Nuan geldi; ekranda asık suratlı Türk kadını görünce gülümsedi.

Merhaba! dedi Nuan neşeyle. Gelininiz harika! Çok güzel yemek yapıyor! Merak etmeyin, ona göz kulak oluyorum! Kaçakçılık falan yok! Ve Zeynepin omzuna sarıldı.

Aysel Hanım bir süre sustu. Gözleri bir Nuana, bir Zeynepe gidip geldi.

Peki… organlar? diye mırıldandı, sesi titrek.

Hepsi yerinde, dedi Zeynep gülümseyerek. Hem de iştahım fazlasıyla yerinde. Aysel Hanım, burası çok güzel, insanlar güler yüzlü. Nuanın kızı Korede, o da korkuyor çünkü televizyon orası için de korkunç diyor.

Uzunca bir sessizlik oldu.

Ver bakalım telefonu şu… Nuanı ver, dedi Aysel Hanım birden. Zeynep telefonu uzattı. Farklı kültürlerden, binlerce kilometre ötede iki kadın, neredeyse on dakika konuştular.

Kelimeleri anlamasalar da duyguları anladılar. Nuan gülüyor, Aysel Hanımın suratı önce asıkken, yavaş yavaş çözülüyordu.

En sonunda Aysel Hanım zorlama bir tebessüm denedi o korku maskesinden eser kalmamıştı.

Bağlantı kopunca, Erenden bir mesaj geldi: Annem şimdi televizyonu kapattı. Yeter oldu bu panik, ne zaman dönüyor Zeynep? dedi.

Zeynep hemen cevap vermedi. Chiang Mainin üzerinde yıldızlara baktı. Sonra bir fotoğraf çekip aile grubuna attı: Kucaklaşmış, mutlu Zeynep ve Nuan. Altında: Müttefik buldum. Yarın yamaç paraşütü yapacağım. Merak etmeyin, böbreklerim sağlam. Sevgiler.

Dönüş yolculuğu hafif geçti. Havalimanında Zeynepi Eren karşıladı, az ileride ise parlak, abartılı kasımpatılarla Aysel Hanım.

Sarılmadı, bağırmadı. Sadece elindeki çiçekleri uzattı.

Ee, ne oldu, sağ mısın?

Gördüğün gibi. Hâlâ yeni bir sahibi olmadım…

Pekâlâ, dedi kayınvalidesi burnundan soluyarak. Anlat bakalım… Nuan iyi miymiş?

Eve dönüşte Zeynep, tapınakları, yemekleri, insanların sevecenliğini, komik anılarını anlattı.

Aysel Hanım dinledi, arada bir sorular sordu. Oturma odasındaki televizyon sustu.

Siyah ekranında üç kişi yansıyordu: Karısını saran bir Eren, Zeynep ve nihayet dünyaya haberlerin çarpık gözlüğünden değil, deneyimle bakan bir Aysel Hanım.

O akşam çay içerken Aysel Hanım, kontrollü bir merakla:

Seneye, eğer isterseniz… belki ben de gelir miyim? Tabii, çok tenha yerlere gitmeyelim… dedi.

Eren ve Zeynep birbirlerine bakıp gülümsediler. Aysel Hanımın bakış açısının değişmiş olması herkesi şaşırttı.

Fakat birkaç gün sonra Aysel Hanım yine çıkageldi. Kapıdan içeri kızarık bir suratla, heyecanla bağırdı:

Sizinle hiçbir yere gelmem! Bak, geçen hafta bir sürü insanı zor kurtarmışlar! Ben de o duruma düşmek istemem!

Zeynep omuz silkti.

Nasıl isterseniz, dedi.

Eren, senin de orada işin yok. Türkiyenin görülecek nice yeri var, dedi Aysel Hanım, kendinden emin.

Oğlu başını salladı, tartışmanın gereksiz olduğunu anlıyordu.

Sonra Zeynep, yıldızların altında kendisine şu dersi çıkardı: Korkular bazen çok uzaklardan, bilinmeyenden gelir ve çoğu kez hayal ürünü olur. Ama insan başka hayatlara dokunduğunda, önyargının perdesi aralanır; cesaretiyle başkalarına ilham verir ve gerçek dünyada mutluluk, açık yüreklilik ve güvenle yaşamak mümkün olur. Hayat, sadece anlatılanlarla değil, yaşananlarla güzelleşir.

Rate article
Lifequest
“Bırak Tek Başına Gitsin, Belki Orada Kaçırırlar!” – Tatil Öncesi Evde Fırtına, Televizyona İnanan Kayınvalideyle Yurt Dışı Korkuları, Umutlu Biricik Yolculuk ve Tayland’da Dostluklar: Ali’nin Cesareti, Anton’un Tereddütleri, Türkiye’den Bir Ailenin Korkularla Yüzleşme Hikâyesi