Kadın, evini, eşini ve çocuklarını terk edip kaçtı; iki gün sonra bir mektup aldı – Bir baba, futboldan ve huzurdan kopup anneliğin yükünü ve fedakârlıklarını anlayınca yazdığı mektupta neler anlattı?

Kadın evden kaçtı; kocasını ve çocuklarını geride bıraktı, iki gün sonra bir mektup aldı

İşten döndükten sonra, baba evde kimseye karışmadan rahatça futbol maçını izlemeye karar verdi. Çocukları yatıştırmak gibi dertlerle uğraşmak istemiyordu bile.

Ama o akşam, her şey tersine dönecektikapıyı arkasından çarpıp çıkan eşi, sabrının son damlasını da harcamıştı. Çocuklar babalarıyla baş başa kaldı. Koltuğunda bir bira eşliğinde huzur arayan adamın dünyası tepetaklak oldu. İşte birkaç gün sonra eşinin kapısına bıraktığı o mektup:

Sevgili Ayşegül,

Birkaç gün önce kavga ettik, hatırlıyorsun değil mi? Eve geldim, bitap düşmüşüm. Saat sekiz olmuş, tek istediğim koltuğa uzanıp maçı izlemekti.

Senin de suratı beş karış, iyice yorulmuşsun. Çocuklar bağrışıp duruyor, sen ise canhıraş onları yatırmaya çalışıyorsun.

Ben de tabii hemen uzaktan kumandaya abanmamış mıyım! Sesi biraz açtım ki, çocukların feryadını duymayayım.

Azıcık da sen yardım etsen ya, çocukları birlikte büyütelim desem ölür müsün? dedin, televizyon sesini kısıp.

Ben de, Allah affetsin, yorgunluktan sabrımı yuttum: Ben bütün gün çalışıyorum ki sen evde oturup bebek eviyle oynayasın! deyiverdim.

Tartışma başladı, laf üstüne laf; sen hem ağlıyorsun, hem öfkelisin. Ben de patavatsızlıkta sınır tanımadım. Sen Artık dayanamıyorum! diye çığırıp ceketini kaptığın gibi çıktın evden. Çocuklar bana bakakaldı.

Yemek, banyo, yatırma işi bana kaldı. Ertesi gün sen hâlâ yoksun. İşe gitmedim, izin aldım, çocuklarla evdeyim.

Bir gün boyunca ağlamalarını, mızmızlanmalarını çektim.

Evin içinde oradan oraya koştum, yok bir dakika kendimi toplayacak zamanım.

Bütün gün, on yaşından büyük bir insan göremeden dört duvar arasında kalmak neymiş anladım.

Sofraya oturmak hayal oldu; yemek soğuyor çünkü küçüklerden fırsat yok.

O kadar yorgun hissediyordum ki, 20 saat uykuyu hak etmiştim; tabii birinin mutlaka üç saatte bir kalkıp ağlaması lazım ya!

Senden yoksun, iki gün bir gece yaşadım. Hepsini fark ettim.

Senin ne kadar bitik, ne kadar yorgun olduğunu anladım.

Artık biliyorum: Anne olmak, bitmeyen bir fedakârlık.

Biliyorum, 10 saat masa başında çalışıp büyük kararlar vermekten çok daha zor bu iş.

Kariyerini, kendi cebindeki parayı bırakıp çocuklarınla günlerini veriyorsun, artık anlıyorum.

Evin ekonomisi sende değilken ne kadar zorlandığını, o özgürlüğü kaybetmenin ağırlığını hissettim.

Bir davete, spora, arkadaşlara gitmemeyi, artık kendine vakit ayıramadığını, bir gece deliksiz bile uyuyamamanın ne anlama geldiğini gördüm.

Çocuklarla dört duvara tıkılıp, dış dünyadan kopmanın sıkıcılığını yaşadım.

Bir de, annem çocuk yetiştirme işine laf anlatınca neden üzüldüğünü şimdi daha iyi anlıyorum. Kimse çocukları annesinden daha iyi bilemez.

Aslında anneler toplumun en büyük sorumluluğunu üstlenmiş durumda; ne yazık ki, kimse bunu takdir etmiyor, övmüyor bile.

Bu mektubu sana sadece sensiz ne kadar eksik hissettiğimi göstermek için yazmıyorum. Senin bu kelimeleri hak ettiğini biliyorum ve bundan sonra bir gün daha geçmesin istiyorum:

Çok cesursun, harika bir iş çıkarıyorsun, sana hayranım!

Eş, anne ve ev hanımı olmanın toplumdaki yeri en önemliyken, değeri en az bilinen şey olduğunu kabul edelim. Bunu arkadaşlarına ilet ki herkes dünyanın en önemli mesleğinianneliğialkışlasın.

Rate article
Lifequest
Kadın, evini, eşini ve çocuklarını terk edip kaçtı; iki gün sonra bir mektup aldı – Bir baba, futboldan ve huzurdan kopup anneliğin yükünü ve fedakârlıklarını anlayınca yazdığı mektupta neler anlattı?