Kimseyi kovmadık ki, hem annesine hem kayınvalidesine cevap veriyorlar, kendileri bir sebepten kalmak istemedi! Gelsinler! Biz çok seviniriz.
Otur! Evde yokuz! diye soğukkanlılıkla söylüyor Mehmet.
Bak ama zili çalıyorlar! Ayça, kanepeden kalkarak donup kaldı.
Bırak çalsınlar, dedi Mehmet.
Ya önemli biridir, ya da bir iş için geldilerse? diye sordu Ayça.
Cumartesi, saat tam on iki. Sen kimseyi çağırmadın, ben de kimseyi beklemiyorum. Sonuç?
Bir tek dürbünden bakabilir miyim? fısıldadı Ayça.
Otur dedim! sesinde sertlik vardı. Evde yokuz! Kim olursa olsun, bırakıp gitsin!
Sen biliyor musun kim olduğunu? diye sordu Ayça.
Tahmin ediyorum, o yüzden oturmanı ve pencereye yaklaşmamanı söylüyorum.
Eğer düşündüğüm kişi ise, öyle kolay vazgeçmeyecekler! Ayça omuzlarını silkti.
Kapıyı açmayınca er ya da geç giderler, dedi Mehmet sakince. Neticede apartmanda sabaha kadar yatacak halleri yok. Bizim de bir yere gitmemiz gerekmez. Hadi, kulaklığını tak, telefonunu al, film izlemeye başla.
Mehmet, annem arıyor, dedi Ayça, telefonunun ekranını göstererek.
O zaman kapıda senin teyzen ve beceriksiz oğlu var, diye sonuç çıkardı Mehmet.
Nereden biliyorsun? şaşırdı Ayça.
Orada benim kuzenim olsaydı, kuzen kelimesindeki e’yi yumuşakça söyledi Mehmet, arayan annem olurdu!
Başka seçenek düşünmüyor musun? diye sordu Ayça.
Komşularsa, konuşmak istemiyorum. Arkadaşlarımız olsaydı, bir iki kez zile basıp ayrılmış olurlar. Ayrıca, terbiyeli insansa önceden arayıp müsait miyiz diye sorar, yarım saat boyunca zile basmaz! Bu şekilde ısrarla zile basan sadece bizim usandırıcı akrabalarımız!
Mehmet, teyzem, acı bir sesle dedi Ayça. Annem mesaj attı. Nerede dolaşıyorsunuz? diye. Teyzem Sevgi birkaç gün kalacak, şehirde işleri varmış!
Yaz ona, şehirde bir sürü otel var, diye gülümsedi Mehmet.
Mehmet! Ayça sitemli bir tonda, Ben bunu yazamam!
Biliyorum, Mehmet düşündü. Yaz, evde böcek ilaçlatıldığı için otelde kalıyoruz, evde yokuz!
Harika fikir! Ayça hemen mesajı yazıp gönderdi.
Mehmet, teyze iki oda ayırmamızı istedi, hem kendisine hem Kaana, Ayça şaşkınlıkla okudu.
Yaz, paramız yok. Hatta, iki yataklı bir hostelde kalıyoruz, ve odada on beş yabancı var.
Annem soruyor, ne zaman döneceğiz, dedi Ayça.
Bir hafta sonra, dedi Mehmet omuz silkerek.
Zile basmayı bıraktılar. Genç çift rahatça derin bir nefes aldı.
Mehmet, annem yazmış, teyzem bir hafta sonra tekrar gelecek, dedi Ayça bitkin bir sesle.
Yine evde olmayacağız, dedi Mehmet.
Mehmet, biliyorsun ki bu çözüm değil. Sonsuza kadar kaçarak nereye varacağız? Ya hafta içi gelirlerse, ya iş dönüşü kapıda beklerlerse? Senin kuzenin de, benim teyzem de neler neler yapar!
Haklısın, Mehmet hüzünlendi. Kim aldı ki bize bu üç odalı evi?
Gelecekteki büyük ailemiz için almıştık, dedi Ayça.
Bir çocuk lazım, hatta ikisi birden! dedi ciddi şekilde Mehmet.
Ben zaten karşı mıyım? Sen de biliyorsun, muayene olmamız gerek! Olmuyor işte!
Stresi azaltırsak olur, dedi ciddi Mehmet. Sürekli sinir harbiyle olmuyor! Herkes bize yük, biri senin, biri benim akrabam. Çıkıp gitseler, kesin olurdu!
Ayça itiraz etmedi. Mehmetin haklı olduğunu biliyordu.
Evlenecekleri zaman uyumlu olup olmadıklarını ve genetik rahatsızlıkları için pahalı testlere girmişlerdi. Orada doğurganlık testleri de yapılmıştı.
Her şey gayet iyiydi. Fakat evlenir evlenmez çocuk işini ertelemişlerdi, eve para biriktirmek için.
Miras beklentisi yoktu. Evliliğe kadar Mehmet de Ayça da anneleriyle birer odalı evde yaşamışlardı. Her şeyi kendi başlarına halletmek zorundaydılar.
Beş yıl sıkı çalışıp ciddi şekilde para biriktirince büyük bir ev alabildiler.
Eski binadan, ikinci el. Evi baştan sona yenilediler, mobilyalar bile en baştan. Ama ne kadar mutlulardı!
Daha yeni taşınmalarını kutlamadan, kapıda Ayçanın teyzesi ve oğlu belirdi.
Genç ev sahipleri tepki göstermesin diye, yanında da kayınvalide vardı.
Hiç utanmıyor musunuz, burada ne rahat! Biz Ayçayla bir odada ne çileler çektik!
Güzel evmiş, sevdi teyzesi. Bana bir oda, Kaana ayrı oda ayırırsınız!
Biz salonda yatmıyoruz, dedi Mehmet. Orası dinlenme odası!
Ben burada çalışmaya gelmedim! diye güldü teyze Sevgi. Ayça, eşine anlat, oğlumla rahat edemem, horluyor! Ha, bir de misafirlikteyiz, hala sofra kurulmadı!
Biz sizi beklemiyorduk, dedi mahcup bir şekilde Ayça.
Buzdolabı da boş, diye eşini destekledi Mehmet.
O zaman şöyle olsun, Mehmet sen markete koş, Ayça mutfağa!
Hadi, ne bekliyorsunuz? kayınvalide bağırdı. Misafir böyle ağırlanır!
Biraz fazla olmuyor mu? dedi Mehmet ama Ayça onu hemen başka odaya çekti.
Mehmet eşi ağzını kapatınca sorabildi:
Ayça, burada bir şeyler yanlış gitmiyor mu? Şimdi bunları annene göndereceğim! Yani, annem de yanında! Eğer misafir geldiyse, misafir gibi dursunlar! Bu ne böyle?
Mehmet, köy kadınıdır! Onlarda adet öyle!
Köylü bilirim de, kabalık her yerde ayıp! Bu bildiğin kabalık!
Sevgilim, anne ve teyzemle kavga etme! Sonra bana dünyayı zehir ederler! Sen de düşman olursun! Gerek var mı?
Bana nasıl davrandılarsa, ben onları görmemek, fark etmemek işten değil! Kaybolsalar da umurum olmaz!
Mehmet, ne olur beni düşün! Şimdi teyze Sevgiyi kovarsak, annem bana beddua eder! Benim de kimsem yok ki, o var!
Bu cümle ikna etti. Mehmet dişini sıktı, markete gitti.
Teyze Sevgi, üç gün misafir olacağım derken, iki hafta kaldı. Ve Mehmet, ikinci günün akşamı valeriana çayına başladı.
Teyze ile oğlunun gidişi genç çift için bayram gibi oldu. Evi üç gün boyunca temizlediler.
Fakat aynı sahne, bu sefer diğer taraftan yaşandı.
Kardeşim, kısa süreliğine seninleyim, Murat abisini sarılarak karşıladı. Birkaç iş halledeceğim, sonra döneriz!
Yalnız halledemiyor musun? dedi Mehmet.
Olur mu ya! Ailem var! Köyde tek bırakıp da kendim mi geleceğim? Mantık! Hem ben burada macera yaşarsam, eşim beni denetler!
O yüzden mi çocukları da getirdin? dedi Mehmet.
Bırakacak kimim var ki? Murat, Mehmetin sırtına şaplak attı. Onlar için eğlence zamanı! Tıpkı gençliğimizdeki gibi eselim bu şehri!
Murat! bağırdı eşi Şule. İstersen sana öyle bir eylem yaptırırım ki, ortada hiç bir şey kalmaz!
Kısa süre sonra Mehmetin başı ağrımaya başladı.
Çocuklar evde fellik fellik koşuşturuyordu, bağırarak. Şule ise sesini yükseltmekten başka bir şey bilmiyordu.
Murat sürekli dışarı çıkmak isterdi, bu da Şulenin daha çok bağırmasına sebepti.
Mehmet, sen annenin tek oğlu değil misin? dedi Ayça yastığına gömülerek.
Anne tarafımın kuzeni, homurdandı Mehmet. Ona bazen kuzen derim.
Ne dersen de, rica etsek gitse olmuyor mu?
Keşke! dedi Mehmet. Ama aynı senin teyzen gibi. Annem kafamı kaşıkla oyar sonra da yedirir!
Bir kişinin gidişi, bir diğerinin gelişiyle hiç durmadı. Teyze Sevgi ve oğlu sürekli şehirde işi olduğu bahanesiyle geldiler. Kuzen Muratın ailesi kendi işler için periyodik geldi. Anneler de torunlarını unutmadı. Kayınvalide damada, kaynana geline dert yandırdı.
Sürekli stres genç aileyi yıpratıyordu. Böylesi bir konuk trafiğinde çocuk mevzusu imkansızdı. Sağlığı bırak, teknik olarak da nasıl?
Evi değiştirelim mi? önerdi Ayça.
Akıl hastanesinde mi? gülümseyerek cevapladı Mehmet. Zaten yakında yer hazır!
Hayır, gülümsedi Ayça. Aynı eve, ama başka bir semtte taşınsak? Kimseye söylemeyiz, kimse bilmez!
Yeni taşınanlara hemen sorup öğrenirler, dedi Mehmet. Arkamızı toplarlar! Sonra da çatır çatır hesap sorarlar!
Belki zaman kazanır, bebek sahibi oluruz? umutlandı Ayça.
Doğurmak da lazım, başını salladı Mehmet. Bu da bahanemiz olur!
Evden taşınsak mı? dedi Ayça üzgünce. Arkadaşlara gitsek mi? Hiç olmazsa saklanırız!
Barış ve Elifi mi diyorsun? dedi Mehmet.
Evet, Ayça başını salladı. Onların bir odası var!
Orada Hera kalıyor, gülümsedi Mehmet. Unuttun mu?
Alman çoban köpeğiyle kalmak, akrabayla kalmaktan bin kere iyidir! Ayça pes ederek başını eğdi.
Dur! diye bağırdı Mehmet, telefonunu kaptı.
Barış, köpeği ödünç ver!
Ağabey! Sonsuz minnettarım! Katya ile tatile gideceğiz, köpek kaldıramayacak! Yabancıları sevmez, ama sizi tanır, saygı duyar! telefonda bağırdı Barış. Mama, yatak, oyuncak, kap hepsini getiririm! Üstüne para da veririm!
Getir! sevinçle dedi Mehmet.
Eşine döndü, mutlu bir sabah güneşi gibi:
Anneni ara, teyze yarın gelsin de, ben de kardeşime haber vereyim haftaya gelsin!
Emin misin? dedi Ayça.
Onları mutlulukla ağırlarız! dedi Mehmet içtenlikle. Ne yaparlar? Dairenin yeni sakini hoşlarına gitmezse, ne yapabilirler?
Muratın ailesi, bir hav sesiyle otelde kalmayı tercih etti.
Teyze Sevgi ise, misafirlik hakkını savunmak istedi.
Şu hayvanı kilitleyin! dedi, oğlunun arkasında saklanarak.
Teyzeciğim, şaka mı yapıyorsunuz? gülümsedi Mehmet. Kırk beş kilo kas! Bu Alman çoban köpeği, kapıları deler!
Niye bana diş gösteriyor? Sevginin sesi titredi.
Yabancıları sevmez, dedi Ayça omuz silkerek.
Onu evden çıkarın! Bu canavarla yaşayamam!
Nasıl atalım? dedi Mehmet. Bu sevimli köpek artık bizim. Çocuğumuz yok, birini sevmek gerek! Biz çok seviyoruz onu!
Asla bırakmayız! diye ekledi Ayça.
Sonra iki anne arayıp neden akrabaya misafirlik hakkı tanımadıklarını sordu.
Kimseyi kovmadık ki! cevapladılar her iki tarafa kendileri kalmak istemedi! Gelsinler! Biz çok seviniriz!
Ya köpek?
Anne, biz kimseyi geri çevirmiyoruz ki!
Anneler de bir daha gelmeye heves etmedi.
Bir ay sonra Hera eski sahiplerine döndü, ama ilk çağırmaları bekliyordu.
Ama gerek olmadı. Ayça ikiz bekliyordu.




