Hizmetçi Oldum
Ayşegül evlenmeye karar verdiğinde, oğlu ve gelini bu haberi duyunca adeta şok geçirdiler ve nasıl tepki vereceklerini bir türlü bilemediler.
Gerçekten bu yaştan sonra hayatını tamamen değiştirmeye hazır mısın diye soruyorum anne? dedi gelini Elif, eşinin yüzüne bakarak.
Anne, böyle ani kararlar almak şart mı? dedi gergin bir şekilde Burak. Bak, yıllardır yalnızsın ve hayatını çoğunlukla benim için harcadın, bunu biliyorum. Ama şimdi evlenmek çok mantıksız.
Siz gençsiniz, o yüzden böyle düşünüyorsunuz, dedi sakin bir sesle Ayşegül. Altmış üç yaşındayım oğlum, ne kadar ömrüm kaldığını kimse bilmiyor. Ama kalan günlerimi sevdiğim insanla geçirmek hakkım.
Bari nikâhı aceleye getirme anne, dedi Burak iyi niyetle. Tanışalı iki ay bile olmadı, hemen her şeyini değiştirecek misin yani?
Bizim yaşımızda beklemenin anlamı yok, vakit kaybetmeye gerek yok, karşılık verdi Ayşegül. Hem neyi bilmem lazım? Benden iki yaş büyük, kızı ve ailesiyle birlikte geniş bir dairede oturuyor, maaşı iyi, yazlığı var.
Peki nerede yaşayacaksınız? dedi Burak kafası karışık halde. Biz birlikte yaşıyoruz, bir kişi daha eklenirse evde adım atacak yer kalmaz.
Endişelenme, Orhan bizim evde oturmak istemiyor. Ben ona taşınıyorum, dedi Ayşegül. Evi büyük, kızıyla çok iyi anlaştık, herkes olgun insan, kavga gürültüye gerek yok.
Burak kaygılandı, Elif ise onu annesinin kararını anlamaya ve kabul etmeye ikna etmeye çalıştı.
Belki de tamamen bencil davranıyoruz, diye düşündü Elif. Sonuçta Ayşegül Hanım bize çok yardımcı oluyor, Defne ile sık sık o ilgileniyor. Ama kendisinin de hayatını kurmaya hakkı var. Böyle bir fırsat çıktı, neden engel olalım ki?
Sırf birlikte yaşayacaksınız diye neden hemen nikâh yapıyorsunuz ki? dedi Burak. Sonra bir de gelinlik, düğün dernek Hiç gerek yok bunlara.
Onlar eski kuşaktan, resmi olsun isterler, öyle daha rahat ve güvende hissedeceklerdir, diye açıkladı Elif.
Sonunda Ayşegül, mahallede tesadüfen tanıştığı Orhan ile evlendi ve onun evine taşındı. İlk zamanlar her şey yolunda gidiyordu. Ev halkı onu kabullenmişti, kocası ona kötü davranmıyordu ve Ayşegül, sonunda tam da hayal ettiği gibi hayatının son demlerinde huzurlu ve mutlu bir yuva bulduğuna inanmıştı. Fakat kısa sürede yeni evde beraber yaşamanın gerçek sonuçları ortaya çıkmaya başladı.
Akşama yemek olarak güveç yapabilir misin? diye sordu Orhanın kızı Sema. Kendim yapacaktım ama işte çok yoğunum, hiç vaktim yok. Sizin bol bol zamanınız var sonuçta.
Ayşegül bu imayı anladı ve tüm mutfak işlerini üzerine aldı. Ardından alışveriş yapmak, evi temizlemek, çamaşırlaşmak ve hatta yazlığa gitmek de ona kaldı.
Evlendiğimize göre yazlık artık ikimizin ortak yeri, dedi Orhan. Kızım ve damadım tamamen meşgul, torun da daha küçük, her şeyi biz halledeceğiz.
Ayşegül hiç şikâyetçi olmadı, tam tersine kalabalık, uyumlu bir ailede yardımlaşmanın ve dayanışmanın çok güzel olduğunu düşünüyordu. İlk kocasında böyle bir şey yaşayamamıştı çünkü o adam tembel ve kurnazdı; sonunda Burak henüz on yaşındayken hem onları terk etti hem de bir daha haber almadılar. Yirmi yıl geçti üzerinden, ne olup bittiğini hâlâ bilmiyorlardı. Ama şimdiki ailesinde her şey yerli yerinde gibiydi, üstelik uğraşlardan hiç bıkmıyor, yorgun olunca bile sinirlenmiyordu.
Anne, yazlıkta ne işin var? Kaç yaşındasın, her gidişten sonra tansiyonun fırlıyordur. Değmez ki, dedi Burak bir gün.
Değer oğlum, hem bana da keyif veriyor, diye karşılık verdi yaşlı kadın. Hem bak, Orhanla bol ürün yetiştirirsek herkese yeter, size de gönderirim.
Ama Burakın içinde bir kuşku vardı, zira aylar geçmesine rağmen onları kimse eve davet etmemişti, tanışmak için bile. Burak ve Elif kendi evlerine Orhanı çağırmışlardı, Orhan gelmeye söz vermişti ama her seferinde bir bahanesi çıkıyordu. Bir süre sonra onlar da yeni akrabalarının ilişki kurmak gibi bir niyeti olmadığını kabullenmek zorunda kaldılar. Tek istedikleri annelerinin mutlu ve sağlıklı olduğuydu.
Başlarda Ayşegül de mutlu idi, yapılan işlerden şikâyet etmiyor, yeni görevleri memnuniyetle üstleniyordu. Fakat bu işler gün geçtikçe artmaya başladı ve Ayşegül için sıkıntı olmaya başladı. Orhan, her yazlığa gidişte beli ağrıyor, ya da kalbini tutuyordu. Ayşegül onu yatağa yatırıp dinlenmesini sağlıyor, kendisi ise dalları kesiyor, yaprak topluyor, çöpü dışarı çıkarıyordu.
Yine mi çorba? diye suratını ekşitti Orhanın damadı Mehmet. Dün de yedik, bugün bari başka bir şey olsaydı.
Yetiştiremedim, alışverişe de gidemedim, diye açıklama yapıyordu Ayşegül. Perdeyi yıkadım, yenisini astım, çok yoruldum, biraz uzandım.
Anlıyorum ama ben çorbayı sevmiyorum, diyerek tabağını itti Mehmet.
Yarın Ayşe Hanım şöyle sofralar kuracak ki gören parmaklarını yiyecek, Orhan hemen karşılık verdi.
Gerçekten ertesi gün Ayşegül bütün gün mutfakta uğraştı, akşam yemeği yarım saatte silip süpürüldü. Sonra yine mutfağı temizledi ve böylece döngü hep sürdü. Fakat gelin ve damadın her şeye şikâyeti artmaya başladı, Orhan da onların tarafını tutup karısını suçlu ilan ediyordu.
Hiç çocuk değilim, yoruluyorum. Hem neden her şeyi tek başıma yapıyorum ki? dedi bir gün Ayşegül dayanamayarak.
Benim karımsın, evin düzenine sen bakmalısın, diye öğüt verdi Orhan.
Sadece görevlerim değil, haklarım da olmalı, dedi Ayşegül gözyaşları içinde.
Sonra yine sakinleşip ortalığı düzeltmeye çalışıyor, hem keyifli hem huzurlu bir ev ortamı oluşturmaya uğraşıyordu. Fakat bir gün ipler tamamen koptu. O gün Sema ve Mehmet bir arkadaşlarına misafirliğe gideceklerdi, kızlarını ise Ayşegüle bırakmak istediler.
Kız çocuğu babasıyla kalsın ya da sizi beraber götürün, çünkü ben bugün kendi torunumun doğum gününe gideceğim, dedi Ayşegül.
Neymiş yani, hepimiz senin programına uymak zorunda mıyız? dedi Sema sinirden.
Kimse uymak zorunda değil ama ben de sizin her şeyinize koşmak zorunda değilim, diye cevap verdi Ayşegül. Torunumun doğum günü olduğu için size salıdan haber vermiştim. Kimse dikkate almadı, bir de beni eve hapis etmeye çalışıyorsunuz.
Olmaz böyle şey, vallahi ayıp, sinirlendi Orhan. Semanın planları bozuldu, torunun zaten küçük, bugün kutlamak şart değil, yarın da gidebilirsin.
Bir şey olmaz, hepimiz şimdi üç kişi gidip ailemin evine misafir oluruz, ya da sen torununla kal, ben dönerim. diyerek kararlı tavrını gösterdi Ayşegül.
Zaten evliliğinden hayır gelmeyecekti, dedi Sema alaycı şekilde. Yemeği vasat, temizlik fena değil, ama hep kendini düşünüyor.
Bunca ay ne yaptım, hiç mi fark etmediniz? diye sordu kocasına. Dürüst ol, sen bana eş mi aradın, yoksa hepimizin ihtiyaçları için bir hizmetçi mi diye düşündün?
Şimdi haksızlık ediyorsun, beni suçlu gösteriyorsun, gözlerini kaçırdı Orhan. Evde huzur için kavga etme boş yere.
Sadece bir soru sordum, hakkım olan cevabı istiyorum, dedi Ayşegül.
Madem öyle diyorsun, nasıl biliyorsan öyle yap, ama bu evde sorumluluklarına karşı böyle bir tavır kabul edilemez, dedi Orhan gururla.
O zaman istifa ediyorum, dedi Ayşegül, eşyalarını toplamaya yöneldi.
Geri alır mısınız bu beceriksiz anneanneyi? dedi torununa aldığı hediyeyi ve çantasını taşırken. Bir evlilik yaptım, geri geldim, bir daha istemiyorum. Sadece şunu söyleyin; beni kabul edecek misiniz?
Tabii ki, koştu yanına oğlu ve gelini. Senin odan hazır, seni tekrar aramızda görmekten mutluyuz.
Sadece öyle mi seviniyorsunuz? diye duymak istedi hasretle Ayşegül.
İnsan yakınlarına başka nasıl sevinir ki? dedi Elif şaşkınlıkla.
O anda Ayşegül içinin gerçekten huzurla dolduğunu hissetti. Çünkü evde hizmetçi gibi hissetmiyordu. Evet, evde yardım ediyor, torununa bakıyordu, ama oğlu ve gelini asla başlarına kakmıyor, onu kullanmaya kalkmıyordu. Bu evde gerçek bir anne, büyükanne, kayınvalide ve aile üyesiydi; bir hizmetçi değil. Ayşegül sonsuza kadar evine döndü, boşanmayı kendi başvurusuyla yaptı ve o yaşadıklarını bir daha hatırlamamaya çalıştı.




