– Kırk yıldır aynı çatının altında yaşadık, altmış üç yaşında hayatını bir anda değiştirmeye mi karar verdin? Şehrin en sevdiği koltuğunda oturan Meryem, pencereden dışarı bakarak yaşananları unutmaya çalışıyordu. Henüz birkaç saat önce telaşla akşam yemeğini hazırlıyor, balıktan dönecek olan Vasıf’ı bekliyordu. Vasıf eve dönmüştü, fakat balık yerine uzun süredir kafasında olan o haberi getirmişti. – Ben boşanmak istiyorum ve bununla olgunlukla karşılaşmanı rica ediyorum, – dedi Vasıf bir anda, bakışlarını kaçırarak. – Çocuklarımız yetişkin, durumu anlayacaklar, torunlar zaten ilgilenmez; ikimiz huzurla, kavga etmeden noktayı koyabiliriz. – Kırk yıldır aynı çatının altındayız, altmış üç yaşında birden yeni bir hayata mı başlamak istiyorsun? – diyerek anlayamadı Meryem. – Benim de bilmeye hakkım var, bundan sonra ne olacak? – Sen şehirdeki evde kalırsın, ben yazlığa taşınırım, – dedi Vasıf, her şeyi önceden planlamış gibi. – Paylaşacak bir şeyimiz kalmadı, zaten mallar sonunda kızlarımıza kalacak. – Adı ne? – çaresizce sordu Meryem. Vasıf’ın yüzü kızardı, telaşla eşyalarını toplamaya başladı ve soruyu duymazdan geldi. O anda Meryem’in rakibi olduğuna hiç şüphesi kalmadı. Gençliğinde böyle şeylerle hiç karşılaşmamış, yıllar sonra bir başına kalacağına, kocasının başka birine gideceğine aklına bile getirmemişti. – Belki ileride her şey düzelir, iyi olur, – teselli etmeye çalıştı kızları Aylin ve İrem. – Babamızın davranışına takılma. – Hiçbir şey düzelmez, – iç çekti Meryem. – Değiştirmenin amacı yok, ömrümü tamamlarım, sizin mutluluğunuza sevinirim. Aylin ve İrem, babalarıyla önemli bir konuşma yapmak üzere yazlığa gittiler, döndüklerinde iyice üzgündüler ve hemen gerçeği Meryem’le paylaşmadılar. Sadece konuşma şekillerini değiştirdiler, artık annelerini yalnız yaşamanın iyi olabileceğine ikna etmeye çalışıyorlardı. Meryem her şeyi anladı ama sormamayı seçti; sadece yaşamaya devam etmeye çalıştı. Yaygınlaşan sorular ve meraklı akrabalar yüzünden bu hiç de kolay olmuyordu. – Vay be, bunca yıl birlikte yaşadılar, yaşlılıkta adam genç birine kaçtı, – diyecek kadar patavatsız komşuları bile oldu. – O kadın senden genç mi, daha mı zengin? Meryem ne cevap vereceğini bilmiyordu, fakat rakibinin kim olduğunu giderek daha çok merak etmeye başladı. Meraktan, yazlığın yolunu tuttu; bahanesi yazın konserve aldığı kavanozları almaktı. Haber vermedi ki rakibini kesin görsün – ve tam da karşısına çıktı. – Vasıf, eski karın niye bizim eve geliyor, – dedi fazla makyajlı, gösterişli kadın memnuniyetsizce. – Sorununuzu hallettiniz sanıyordum, burada ona gerek yok. – Gerçekten beni buna mı değiştin? – diyerek Meryem kadını süzdü. – Böyle mi duracaksın, buna bana hakaret etmesine izin mi vereceksin? – bağırdı kadın. – Hem benden sadece birkaç yaş büyüksünüz ama ben daha genç gösteriyorum! – Eğer bu yaşta hâlâ güzelliğin tek değer olduğunu sanıyorsa, – dedi Meryem, eski eşinin utanmış bakışını yakalamaya çalışarak. Otobüs durağına kadar yolu canlı bir şekilde makyajlı kadın bağırarak geçti, Meryem ise gözyaşlarını zor tuttu. Eve varınca ablası Nevin’i aradı, “Gel, biraz çay içelim,” dedi. – Boşver, – dedi Nevin, nane çayı hazırlayarak. – Zaten diyorsun, Vasıf’ın yeni karısı ne güzel ne akıllı. – Belki haklıdır, ben yaşlı gibi görünüyorum bu yaşta, – şüphelendi Meryem. – Yaşına göre gayet iyi durumdasın, – dedi Nevin. – Şimdi sorarım, yetmişinde leopar tayt giyip mini etek yakışır mı? Kadın, yaşına uygun ve kendine değer verirse her yaşta güzeldir. Meryem aynada kendine bakınca ablasının haklı olduğuna düşündü. Sağlığı yerindeydi, şık giyinirdi, kızları ona sürekli kozmetik hediye ederdi. Hiç gösteriş meraklısı olmadı, o yüzden rakibini anca hayretle izliyordu. – Eh, – devam etti Nevin. – Artık özgür bir kadınsın, keyfine bak! Kızlar kendi hayatında, bu yaşta sosyal ve kültürel hayata dahil olmak için birçok imkan var. Ellerini bırakmana izin vermem. Nevin sözünü tuttu, Meryem’i tiyatrolara, kültürel gezilere ve konserlere götürmeye başladı. Bir süre sonra yaşdaşlarından oluşan harika bir arkadaş grubuna dahil oldular. Aralarında bir adam bile vardı ki, Meryem’e ilgi göstermeye çalıştı, fakat o bu ilgiye kapılmayıp bazı buluşmaları reddetti. – Duydum, şimdi tiyatrolarda geziyorsun, yeni arkadaşların var. Yoksa yeniden evlenmeyi mi düşünüyorsun? – dedi Vasıf, markette karşılaşınca. – Sen niye buraya kadar geldin, yazlığa daha yakın market yok mu, yoksa yeni eşin mutfağa girmiyor mu? – diye sordu Meryem. – Ben hep buradan alışveriş yapardım, alışkanlık kolay değişmiyor, yaş geçince daha zor, – dedi Vasıf. Meryem yine konuyu uzatmadı, “İşim var,” bahanesiyle evine döndü. O an Vasıf, onu yakalayıp, nasıl pişman olduğunu anlatmak istedi. Ömrü boyunca ailesinin yanında olmuş, sonra ateşli Tülin’e kapılmış, başı dönmüş gitmişti. Başta Tülin’in yanında hayat heyecanlı gibi görünse de sonra ev işlerinden hiç hoşlanmadığı belli oldu. Tülin’in dedikodudan, erkeklerle ilgilenmekten ve kalabalık sofralarda olmaktan hoşlandığı ortaya çıktı. Son zamanlarda Vasıf, evine geri dönmeyi hep daha çok istemeye başladı, Meryem ile karşılaştıktan sonra bu his iyice arttı. Meryem hiçbir zaman kavga etmedi, sahne yapmadı, öylece, onurlu ve gururlu biçimde yaşamaya çalışıyordu. Vasıf, huzur ve sıcaklığı Meryem’le yaşadığını ve bunları özlediğini fark etti. – Gene kuru kayısı almışsın, ben erik kurusu istemiştim, – dedi Tülin, alışverişi incelerken. – Peynir yağsız değil, mayonezi de unutmuşsun. – Eskiden alışverişi Meryem yapardı ya da birlikte giderdik, şimdi sen tüm işi bana yıkıyorsun, – dayanamayıp söyledi Vasıf. – Beni eski karınla kıyaslaman yeter, – bağırdı Tülin. – Söyle, onun için beni bıraktığına pişman mısın? Vasıf gerçekten pişmandı, ama bunu söylemenin anlamı yoktu. Meryem, plan kurmamış ve hiçbir yasak yol kullanmamıştı, sadece olduğu gibi kalmıştı; eski kocası ise pişmanlıkla affını hayal ediyordu. Ama Vasıf biliyordu ki, eski eşi ona asla güvenmeyecek ve asla affetmeyecek. Birkaç kez aramaya kalktı, hatta bir kavga sonrası ilk kez eski evinin kapısına gelip konuşmayı denedi. – Eşyalarını almaya mı geldin? – dedi Meryem, kapıdan içeri girmesine izin vermeyerek. – Konuşmak istiyorum, vaktin var mı? – dedi Vasıf, içeriden gelen erik turtasının kokusunu hissederken. – Ne vaktim var ne isteğim ne imkanım, – dedi Meryem sakince. – Almak istediklerini al, ben misafir bekliyorum. Vasıf’ın alacağı bir şey yoktu, ama anlatmak istedikleri çoktu, sadece doğru kelimeler çıkmadı. Yazlıktaki evine gitti, kendi başına yemek yaptı; Tülin ise yine köyde geziniyordu. Eve geldiğinde bile iyice neşeliydi, bu sefer Vasıf kararını iyice verdi, ona eşyalarını toplaması için zaman tanıdı. Tülin’in çıkardığı olaylardan sonra Meryem’i aramak istedi, sonra bundan vazgeçti ve sakinleşti. Eski eşini o kadar iyi tanıyordu ki, affetmeyeceğini ve kırgınlığını unutmayacağını biliyordu. Belki ileride bir gün, gelip özrünü dileyebilirdi ve konuşabilirlerdi… Bunu yapmak gerektiğini hissetti, yoksa içi rahat etmeyecekti. Yine de Vasıf, affedileceğine umut bağladı, ama Meryem ihaneti asla unutmazdı, bunu Tülin’le ilk başladığında çok iyi biliyordu. Artık onun için yazlıkta bir hayat, Meryem için şehirde, kızları ve torunlarıyla bir hayat ve kültürel aktiviteler vardı. Eski kocasının bu hayatın içinde yeri kalmamıştı.

Kırk yıldır aynı çatının altındayız, altmış üç yaşında bir anda hayatını değiştirmeye mi karar verdin yani?

Zehra, en sevdiği koltuğuna kurulmuş, pencerenin önünde dışarıya bakıyor, günün tatsız olaylarını aklından silmeye uğraşıyordu. Saatler önce telaşla akşam yemeğini hazırlamış, eşini, Ahmeti, balıktan dönmesini bekliyordu. Ahmet geldi, ama elinde balık yerine uzun zamandır söylemeyi düşündüğü bir haberle çıktı karşısına ama bir türlü cesaret edememişti bugüne kadar.

Boşanmak istiyorum, ne olur anlayış göster, dedi Ahmet uzaklara bakarak. Çocuklar büyüdü, anlarlar, torunların umrunda olmaz. Seninle incelikle, kavga gürültü olmadan noktayı koyabiliriz.

Kırk yıldır aynı evde yaşadık, altmış üç yaşında değişiklik mi istiyorsun şimdi? dedi Zehra anlam veremeyerek. Bundan sonrası ne olacak, anlatmaya hakkım yok mu?

Sen şehirdeki evde kalırsın, ben yazlığa geçerim, her şeyi kafasında planlamış gibiydi Ahmet. Ortada bölünecek bir şeyimiz yok zaten, mallar da sonunda kızlara kalacak.

Adı ne? diye sordu Zehra, kaderine razı bir halde.

Ahmetin yüzü kızardı, telaşla toparlanmaya başladı, soruyu duymamış gibi yaptı. Bu tavırdan Zehra, rakibinin varlığından hiç şüphe duymadı. Gençken böyle şeyler aklına bile gelmezdi ya, şimdi yaşında tek başına kalmak, eşinin başka birine gitmesi ona ağır geliyordu.

Belki hâlâ düzelir, her şey yoluna girer anne, dediler sonra kızları Zeynep ile Elif teselli etmeye çalışırken. Babamın davranışını fazla kafana takma.

Artık hiçbir şey değişmez, dedi Zehra iç çekerek. Boşuna uğraşmanın anlamı yok, ömrümü yaşarım, sizin mutlu olmanıza bakarım.

Zeynep ile Elif, yazlığa gidip babalarıyla konuşmaya karar verdiler. Eve döndüklerinde suratları asıktı; annelerine doğruları anlatmaya pek yanaşmadılar. Sadece lafı başka yöne çekip, Belki tek başına daha rahat edersin, kimseye ek bir sorumluluk kalmaz, diyerek Zehrayı ikna etmeye uğraştılar. Zehra onların her şeyi anladığını gördü, üstüne gitmedi, hayata tutunmaya çalıştı. Kolay değildi; akrabalardan ve komşulardan bitmek bilmez sorular geliyordu.

Ne günler yaşadınız be, bu yaştan sonra adam başkasına mı kaçtı? dedi apartmandan bir komşu pek de nazik olmadan. Genç miymiş, zengin miymiş?

Zehra ne cevap vereceğini bilemedi, fakat kendi de rakibini merak etmeye başladı. Görmek isteği ağır bastı, bir bahane bulup yazlığa gitti bir yazdan kalma konserveleri almak bahanesiyle. Haber vermedi ki sürpriz bir karşılaşma olsun, ve gerçekten rakibiyle karşılaştı.

Ahmet, bana söylememiştin eski karın da buraya gelecek diye, dedi fazla gösterişli, aşırı makyajlı bir kadın. Ben bütün meseleleri hallettiniz sanıyordum, burada işi yok onun.

Gerçekten bunun için mi beni bıraktın? dedi Zehra, kadını baştan ayağa süzerek.

Şimdi karşımda durup bu kadının bana laf etmesine izin mi vereceksin? bağırmaya başladı kadın. Ayrıca, senden yalnızca birkaç yaş küçüğüm ama benden çok daha genç duruyorum.

Bu yaşta hâlâ dış görünüşün en önemli şey olduğunu sanıyorsa, diye düşündü Zehra, Ahmetin kaçamak bakışını yakalamaya çalışarak.

Otobüs durağına kadar bütün yol, gözleri yaşlı, karşılaştığı o süslü ablanın laflarını duymamaya çalıştı. Yalnızca evde içini döktü, ablası Emineyi arayıp gelmesini rica etti.

Hadi canını sıkma, dedi Emine, mutfakta naneli çay hazırlarken. Kendi söylüyorsun ya, Ahmetin yeni karısı hem güzel değil, hem de aklı pek ermez gibi duruyor.

Belki de haklıdır, kendi yaşımda yaşlı gibi hissediyorum, dedi Zehra kuşku içinde.

Sen yaşına göre çok iyi görünüyorsun, dedi Emine dürüstçe. Ben zaten hatalı buluyorum, yetmişe merdiven dayamış biri leopar tayt giyip mini etekle dolaşmaz. Kadın her yaşta güzeldir, yeter ki kendine yakışanı bilsin ve yaşını taşıyabilsin.

Zehra aynaya baktı, ablasının haklı olduğuna karar verdi. Oldukça dinçti, sağlığı da yerindeydi. Kıyafet konusunda da kızları ona hep güzel şeyler hediye ederdi. Zehra hiçbir zaman avamlığı sevmezdi, papağan gibi gezmeyi düşünemezdi; yeni rakibini örnek almak ona komik geliyordu.

Olsun canım, dedi Emine. Madem artık özgürsün, hayatını doyasıya yaşa. Kızların kendi ayaklarının üstünde, bu yaşta imkân çok, tiyatroya, konsere, gezmelere gidelim, ben sana moral bozdurmayacağım.

Emine sözünü tuttu; Zehrayı tiyatrolara, sergilere, yürüyüşlere götürdü. Bir süre sonra etraflarında, kendileri gibi hayatı seven bir grup oluştu. İçlerinde, Zehraya ilgi göstermeye çalışan bir adam bile çıktı; Zehra, bu durumu baştan kestirip bazı buluşmalara gitmeyi reddetti.

Duydum ki tiyatrodan çıkmıyorsun, yeni arkadaşların var, belki yine evlenirsin ha? dedi Ahmet, bir gün markette karşılaşınca.

Hayırdır, yazlığa daha yakın yer varken neden buraya geldin, yoksa yeni eşin yemek mi yapmıyor? dedi Zehra.

Alışkanlık işte, eskiden hep buradan alışveriş yapardım, yaş aldıkça alışkanlıkları değiştirmek zor oluyor, dedi Ahmet burun kıvırarak.

Zehra konuyu uzatmadı, meşgul olduğunu söyleyip eve döndü. O anda Ahmet, Zehrayı takip edip, boşanma kararı için ne kadar pişman olduğunu anlatmak istedi içten içe. Gerçekten de yıllarca karısı ve çocuklarının yanında, sonra ise hareketli bir kadın olan Fatmaya kapılıp gitmişti.

Başta hayatı eğlenceli gibi gelmişti; ama kısa süre sonra Fatmanın ev işleriyle hiç ilgilenmediğini, dedikoduyu, erkeklerin arasında gezinmeyi ve gürültülü sofraları sevdiğini fark etti.

Son zamanlarda Ahmetin sürekli evini, huzurunu, Zehrayı özlediği oldu. Onun Zehrayı çatışmadan, gururla, dimdik hayatta kalışını izledikçe pişmanlığı büyüdü. Hayal bile edemezdi; asıl özlediği şey meğer Zehranın verdiği huzur ve yaşanmışlık duygusuymuş.

Yine kuru kayısı almışsın, ben erik kurusu istedim, dedi Fatma alışveriş poşetini karıştırırken. Peynir yağlı değil, mayonezi de almamışsın.

Eskiden alışverişi Zehra yapardı, birlikte karar verirdik, sen her şeyi bana yıkıyorsun, dedi dayanamadan Ahmet.

Eski karınla kıyaslamaktan bıktım, bağırdı Fatma. Hadi söyle, beni onun için bıraktığına pişman mısın?

Ahmet gerçekten pişmandı; ama bunun konuşmanın faydalı olmayacağını da biliyordu. Zehra hiçbir oyun çevirmemişti, sadece kendi olarak kalmıştı. Eski eş, onun pişmanlığını hak etmişti.

Ama Ahmet emindi, Zehra bir daha asla güvenmez, affetmezdi. Birkaç kez aramak istedi, bir gün Fatma’yla kötü bir kavganın ardından cesaretini toplayıp eski evlerinin kapısına kadar gitti.

Eşyalarını almaya mı geldin? dedi Zehra, kapıdan ileri geçirmeden.

Konuşmak istiyorum, vaktin var mı? diye kekelerken, içeriden gelen en sevdiği erikli kekin kokusunu duydu.

Ne vaktim var, ne isteğim; eşyalarını alıp git, misafirim bekliyor, dedi Zehra sakinlikle.

Ahmetin alacak bir eşyası yoktu, söyleyecek çok şeyi vardı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Yazlığa döndü; mutfağa geçip kendi yemeğini hazırlamaya koyuldu. Fatma ise yine köyde fink atıyordu. O gün Ahmet, kararını iyice netleştirdi, Fatmaya eşyalarını toplaması için vakit tanıdı.

Fatmanın çekişmelerinden sonra Zehrayı aramak istedi, sonra vazgeçti, kendi kendine sakinleşti. Eski eşini o kadar iyi tanıyordu ki, affa dair bir umudun nafile olduğunu biliyordu.

Belki bir gün, ileride, affını isteyerek tekrar gelip konuşabilirdi. Bunu yapmazsa içi rahat etmezdi çünkü. Elbette Zehra asla affedip yeniden aile kurmazdı, Ahmet bunun bilincindeydi.

Artık Ahmet yazlıkta yalnız bir hayat sürüyordu, Zehra ise şehirdeki evinde kızları, torunları, tiyatroya gidişleriyle yeni bir düzen kurmuştu. Eski kocasının o tabloya girecek yeri kalmamıştı.

Rate article
Lifequest
– Kırk yıldır aynı çatının altında yaşadık, altmış üç yaşında hayatını bir anda değiştirmeye mi karar verdin? Şehrin en sevdiği koltuğunda oturan Meryem, pencereden dışarı bakarak yaşananları unutmaya çalışıyordu. Henüz birkaç saat önce telaşla akşam yemeğini hazırlıyor, balıktan dönecek olan Vasıf’ı bekliyordu. Vasıf eve dönmüştü, fakat balık yerine uzun süredir kafasında olan o haberi getirmişti. – Ben boşanmak istiyorum ve bununla olgunlukla karşılaşmanı rica ediyorum, – dedi Vasıf bir anda, bakışlarını kaçırarak. – Çocuklarımız yetişkin, durumu anlayacaklar, torunlar zaten ilgilenmez; ikimiz huzurla, kavga etmeden noktayı koyabiliriz. – Kırk yıldır aynı çatının altındayız, altmış üç yaşında birden yeni bir hayata mı başlamak istiyorsun? – diyerek anlayamadı Meryem. – Benim de bilmeye hakkım var, bundan sonra ne olacak? – Sen şehirdeki evde kalırsın, ben yazlığa taşınırım, – dedi Vasıf, her şeyi önceden planlamış gibi. – Paylaşacak bir şeyimiz kalmadı, zaten mallar sonunda kızlarımıza kalacak. – Adı ne? – çaresizce sordu Meryem. Vasıf’ın yüzü kızardı, telaşla eşyalarını toplamaya başladı ve soruyu duymazdan geldi. O anda Meryem’in rakibi olduğuna hiç şüphesi kalmadı. Gençliğinde böyle şeylerle hiç karşılaşmamış, yıllar sonra bir başına kalacağına, kocasının başka birine gideceğine aklına bile getirmemişti. – Belki ileride her şey düzelir, iyi olur, – teselli etmeye çalıştı kızları Aylin ve İrem. – Babamızın davranışına takılma. – Hiçbir şey düzelmez, – iç çekti Meryem. – Değiştirmenin amacı yok, ömrümü tamamlarım, sizin mutluluğunuza sevinirim. Aylin ve İrem, babalarıyla önemli bir konuşma yapmak üzere yazlığa gittiler, döndüklerinde iyice üzgündüler ve hemen gerçeği Meryem’le paylaşmadılar. Sadece konuşma şekillerini değiştirdiler, artık annelerini yalnız yaşamanın iyi olabileceğine ikna etmeye çalışıyorlardı. Meryem her şeyi anladı ama sormamayı seçti; sadece yaşamaya devam etmeye çalıştı. Yaygınlaşan sorular ve meraklı akrabalar yüzünden bu hiç de kolay olmuyordu. – Vay be, bunca yıl birlikte yaşadılar, yaşlılıkta adam genç birine kaçtı, – diyecek kadar patavatsız komşuları bile oldu. – O kadın senden genç mi, daha mı zengin? Meryem ne cevap vereceğini bilmiyordu, fakat rakibinin kim olduğunu giderek daha çok merak etmeye başladı. Meraktan, yazlığın yolunu tuttu; bahanesi yazın konserve aldığı kavanozları almaktı. Haber vermedi ki rakibini kesin görsün – ve tam da karşısına çıktı. – Vasıf, eski karın niye bizim eve geliyor, – dedi fazla makyajlı, gösterişli kadın memnuniyetsizce. – Sorununuzu hallettiniz sanıyordum, burada ona gerek yok. – Gerçekten beni buna mı değiştin? – diyerek Meryem kadını süzdü. – Böyle mi duracaksın, buna bana hakaret etmesine izin mi vereceksin? – bağırdı kadın. – Hem benden sadece birkaç yaş büyüksünüz ama ben daha genç gösteriyorum! – Eğer bu yaşta hâlâ güzelliğin tek değer olduğunu sanıyorsa, – dedi Meryem, eski eşinin utanmış bakışını yakalamaya çalışarak. Otobüs durağına kadar yolu canlı bir şekilde makyajlı kadın bağırarak geçti, Meryem ise gözyaşlarını zor tuttu. Eve varınca ablası Nevin’i aradı, “Gel, biraz çay içelim,” dedi. – Boşver, – dedi Nevin, nane çayı hazırlayarak. – Zaten diyorsun, Vasıf’ın yeni karısı ne güzel ne akıllı. – Belki haklıdır, ben yaşlı gibi görünüyorum bu yaşta, – şüphelendi Meryem. – Yaşına göre gayet iyi durumdasın, – dedi Nevin. – Şimdi sorarım, yetmişinde leopar tayt giyip mini etek yakışır mı? Kadın, yaşına uygun ve kendine değer verirse her yaşta güzeldir. Meryem aynada kendine bakınca ablasının haklı olduğuna düşündü. Sağlığı yerindeydi, şık giyinirdi, kızları ona sürekli kozmetik hediye ederdi. Hiç gösteriş meraklısı olmadı, o yüzden rakibini anca hayretle izliyordu. – Eh, – devam etti Nevin. – Artık özgür bir kadınsın, keyfine bak! Kızlar kendi hayatında, bu yaşta sosyal ve kültürel hayata dahil olmak için birçok imkan var. Ellerini bırakmana izin vermem. Nevin sözünü tuttu, Meryem’i tiyatrolara, kültürel gezilere ve konserlere götürmeye başladı. Bir süre sonra yaşdaşlarından oluşan harika bir arkadaş grubuna dahil oldular. Aralarında bir adam bile vardı ki, Meryem’e ilgi göstermeye çalıştı, fakat o bu ilgiye kapılmayıp bazı buluşmaları reddetti. – Duydum, şimdi tiyatrolarda geziyorsun, yeni arkadaşların var. Yoksa yeniden evlenmeyi mi düşünüyorsun? – dedi Vasıf, markette karşılaşınca. – Sen niye buraya kadar geldin, yazlığa daha yakın market yok mu, yoksa yeni eşin mutfağa girmiyor mu? – diye sordu Meryem. – Ben hep buradan alışveriş yapardım, alışkanlık kolay değişmiyor, yaş geçince daha zor, – dedi Vasıf. Meryem yine konuyu uzatmadı, “İşim var,” bahanesiyle evine döndü. O an Vasıf, onu yakalayıp, nasıl pişman olduğunu anlatmak istedi. Ömrü boyunca ailesinin yanında olmuş, sonra ateşli Tülin’e kapılmış, başı dönmüş gitmişti. Başta Tülin’in yanında hayat heyecanlı gibi görünse de sonra ev işlerinden hiç hoşlanmadığı belli oldu. Tülin’in dedikodudan, erkeklerle ilgilenmekten ve kalabalık sofralarda olmaktan hoşlandığı ortaya çıktı. Son zamanlarda Vasıf, evine geri dönmeyi hep daha çok istemeye başladı, Meryem ile karşılaştıktan sonra bu his iyice arttı. Meryem hiçbir zaman kavga etmedi, sahne yapmadı, öylece, onurlu ve gururlu biçimde yaşamaya çalışıyordu. Vasıf, huzur ve sıcaklığı Meryem’le yaşadığını ve bunları özlediğini fark etti. – Gene kuru kayısı almışsın, ben erik kurusu istemiştim, – dedi Tülin, alışverişi incelerken. – Peynir yağsız değil, mayonezi de unutmuşsun. – Eskiden alışverişi Meryem yapardı ya da birlikte giderdik, şimdi sen tüm işi bana yıkıyorsun, – dayanamayıp söyledi Vasıf. – Beni eski karınla kıyaslaman yeter, – bağırdı Tülin. – Söyle, onun için beni bıraktığına pişman mısın? Vasıf gerçekten pişmandı, ama bunu söylemenin anlamı yoktu. Meryem, plan kurmamış ve hiçbir yasak yol kullanmamıştı, sadece olduğu gibi kalmıştı; eski kocası ise pişmanlıkla affını hayal ediyordu. Ama Vasıf biliyordu ki, eski eşi ona asla güvenmeyecek ve asla affetmeyecek. Birkaç kez aramaya kalktı, hatta bir kavga sonrası ilk kez eski evinin kapısına gelip konuşmayı denedi. – Eşyalarını almaya mı geldin? – dedi Meryem, kapıdan içeri girmesine izin vermeyerek. – Konuşmak istiyorum, vaktin var mı? – dedi Vasıf, içeriden gelen erik turtasının kokusunu hissederken. – Ne vaktim var ne isteğim ne imkanım, – dedi Meryem sakince. – Almak istediklerini al, ben misafir bekliyorum. Vasıf’ın alacağı bir şey yoktu, ama anlatmak istedikleri çoktu, sadece doğru kelimeler çıkmadı. Yazlıktaki evine gitti, kendi başına yemek yaptı; Tülin ise yine köyde geziniyordu. Eve geldiğinde bile iyice neşeliydi, bu sefer Vasıf kararını iyice verdi, ona eşyalarını toplaması için zaman tanıdı. Tülin’in çıkardığı olaylardan sonra Meryem’i aramak istedi, sonra bundan vazgeçti ve sakinleşti. Eski eşini o kadar iyi tanıyordu ki, affetmeyeceğini ve kırgınlığını unutmayacağını biliyordu. Belki ileride bir gün, gelip özrünü dileyebilirdi ve konuşabilirlerdi… Bunu yapmak gerektiğini hissetti, yoksa içi rahat etmeyecekti. Yine de Vasıf, affedileceğine umut bağladı, ama Meryem ihaneti asla unutmazdı, bunu Tülin’le ilk başladığında çok iyi biliyordu. Artık onun için yazlıkta bir hayat, Meryem için şehirde, kızları ve torunlarıyla bir hayat ve kültürel aktiviteler vardı. Eski kocasının bu hayatın içinde yeri kalmamıştı.