Geçenlerde sokakta bir buçuk yaşındaki kızıyla yürüyen, etrafındaki hiçbir şeye aldırmadan dalgın dalgın dolaşan bir kadınla karşılaştım; ona seslenmeseydim yanımdan geçip gidecekti – Sonra yaşadığı aile sorunlarını ve içindeki çaresizliği anlattı.

Son zamanlarda, Ankara sokaklarında küçük kızıyla yürüyen bir kadına rastladım. Kızının yaşı daha bir buçuk ya vardı, ya yoktu. Kadının yüzünde o kadar dalgın bir ifade vardı ki etrafında olup bitene hiç aldırmıyor gibiydi. Ona seslenmeseydim yanımdan sessizce geçip gidecekti. Sesimi duyduğunda önce şaşırdı, ardından yüzünde kısa bir sevinç belirdi; ama hemen ardından yerini yeniden o garip, donuk ifadesine bıraktı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım ve ne olduğunu sordum. Bana başından geçenleri, içine düştüğü çıkmazı bir bir anlattı.

Birbirlerine aşkla bağlanıp evlenmişlerdi. Nişanlılık dönemleri birbirlerine jestler yaptıkları, birlikte güzel hayaller kurdukları, sevgiyle geçen zamanlara doluydu. Evlendikten sonra eşi adeta ona pamuklar içinde davranmış. O günlerde aralarındaki sevgiyi ve huzuru korumaya, her şeye rağmen iletişim kurmaya çalışmışlar ama yolları farkında olmadan ayrılmaya başlamış.

Kızları dünyaya geldiğinde ise her şey bir anda değişmiş. Eşi baba olmanın ne demek olduğunu o zaman tam anlamıyla kavramış ama bundan pek hoşlanmamış gibi görünüyordu. Evden çalışan bu adam için, bebeklerin neşesi ve ağlamaları sürekli bir engel olmuştu. Çocuğun tüm bakımı zaten arkadaşımın üzerindeydi; ama bazen eşinin de sabrının sınırları zorlanıyordu.

Kadın, doğum iznindeyken ve evlerinde sadece eşinin maaşıyla idare etmeye çalışırlarken, eşi bu fırsatı kullanıp tüm çocuk bakımı sorumluluğunu ona yıkmaya başlamış. Bir süre sonra, karısının yeniden işe başlamasını ve torunun bakımını bir büyüğe bırakmalarını istemiş. Eşi, annesinin ya da kayınvalide­sinin minik bir çocuğa bakamayacağını anlatmaya çalışsa da, adam bunları hiç dikkate almamış. Çünkü aile bütçesinin artmasını, daha çok para kazanmalarını tek çıkar yol olarak görüyordu. Hatta özel gündüz bakımevlerini de araştırmış, böylece kendi başına çocukla ilgilenmek zorunda kalmayacakmış.

Evin para işlerini de sıkı denetime almış. Eşi eski harcamalarına gereksiz diyerek, mutfak alışverişlerini dahi üzerine almış. Arkadaşım ise mecburen kızıyla birlikte daha çok dışarı çıkmaya başlamış. Parka, oyun alanlarına gitmişler; hiç olmazsa evin gergin havasından bir nebze uzaklaşmak için.

Çaresizce bana ne yapması gerektiğini sordu ama kelimenin tam anlamıyla sustum. Ona ne tavsiye vereceğimi bilemedim. Boşanmak aklının ucundan bile geçmiyordu; çünkü bütün hatalarına rağmen arkadaşım hâlâ Alperi çok seviyordu ve ona fazlasıyla bağlıydı. Üstelik kızının büyüdüğünde hem annesini hem babasını yanında hissetmesini istiyordu. Hayatının sürekli eşi tarafından faturalar ve harcamalar yüzünden suçlanmakla geçmesinden de usanmıştı; üstelik bunun kendi suçu olmadığını da biliyordu.

Veda ederken ona ancak klasik cümleler söyleyebildim; “güçlü ol”, “her şey yoluna girecek”, “umut her zaman vardır” gibi. Dilerim söylediklerim gerçek olur, o ve kızı huzura kavuşur. Bu yaşananlar beni çok düşündürdü, bazen insan ne kadar sevdiklerinin yanında olsa da, iç dünyasında yalnız kalabiliyor.

Rate article
Lifequest
Geçenlerde sokakta bir buçuk yaşındaki kızıyla yürüyen, etrafındaki hiçbir şeye aldırmadan dalgın dalgın dolaşan bir kadınla karşılaştım; ona seslenmeseydim yanımdan geçip gidecekti – Sonra yaşadığı aile sorunlarını ve içindeki çaresizliği anlattı.