“Senin Bu Bitmek Bilmeyen Şikâyetlerinden Ne Kazandın?” Diye Sordu Eşi, Fakat Sonrası Onu Hayrete Düşürdü: İstanbul’da On Sekiz Yıllık Evliliğin Perde Arkası – Bir Kadının Sessiz Fedakârlığı, Borçların ve İpoteklerin Gerçek Sahibi Olduğunu Anlatınca Her Şey Değişti

Sende bu yakınmalarınla ne elde ettin? diye sordu eşi. Fakat sonrasındaki cevap onu sarsacaktı.

Bir insan ne zaman uyanmalı ki, eğer göğsünün ortasında sıkışma varsa, beşte uyanmasın da ne yapsın? Elif yatak kenarında oturuyor, pencereden dışarı bakıyordu.

Kalbi yine bozuk atıyor, iki vuruş, boşluk, üç vuruş, sessizlik. Doktor dün, panik atak dedi. Tetkik için hastaneye sevk etti.

On sekiz sene önce Elif, ekonomi diplomasıyla iş hayatına atılan genç bir kızken şimdi neye dönüştüğünü düşündü? Kocasının şirketine ek parça mı? Belgeleri imzalayan, muhasebe tutan sahte bir muhasebeci mi? Akşamları evin yerini paspaslayan, çünkü Serkanın gözü hiçbir kiri görmeyen bir temizlikçi mi?

Uyandın mı? Serkan mutfağa çıktı. Yüzü asık, börek gibi buruşmuş, memnuniyetsiz. Yine mi uyumadın gece?

Elif sessizce başını salladı. Ona kahve koydu, dolaptan yıllardır aynı markadan aldığı yoğurdu çıkardı.

Bu arada, Serkan bir yudum aldı, bugün İstanbula gidiyorum. Üç gün kalacağım. Tedarikçiyle görüşme, önemli.

Serkan.

Başlamaması gerektiğini biliyordu. Gözdeki o bakışı, “yine mi mızmızlanıyorsun?” ifadesini, ondan hissetmediği bir merhameti çekmek ister gibi olduğunda neye dönüşeceğini biliyordu. Ama yine de konuştu:

Şimdi gitme, lütfen. Gerçekten kötüyüm. Doktor ısrarla tetkik istiyor.

Serkan durdu. Fincanı masaya koydu. Burnundan nefes verdi, insanların aynı şeyi dinlemekten sıkılınca çıkardığı o sesi çıkardı.

Sende bu yakınmalarınla ne elde ettin? Sesi neredeyse sakindi. Ne sinirli ne üzgün, daha çok umursamaz. Benim çalışmam lazım, Elif. Her gün seni, ataklarını, ne kadar zorlandığını, yorgunluğunu dinleyemem. Kim yorgun değil ki?

Çantasını topluyordu. Her zamanki gibi: Elifin susacağını, üzüntüsünü içine atacağını, kendisini suçlayacağını biliyordu yine yanlış zaman, kelime seçimi, yine sabredemediği için kendini suçlayacaktı.

Ama bu defa Elif susmadı.

Serkan, dedi, yavaşça ve dimdik, Hatırlıyor musun, bu evin tapusu kimin üstüne?

Serkan arkasını döndü, alaycı bir gülümseme ile:

Ne fark eder, ikimizin üstüne değildir?

Yok, sadece benim üstüme.

Evde bir şey çatladı sanki. Elif, adamın yüzünün değiştiğini gördü.

Ne demek istiyorsun?

Sekiz yıl önce bu daireyi alırken hatırlıyor musun o borçlarını? Banka sana kredi vermezdi. Hatırlıyor musun?

Serkan sustu.

Evin tapusu bende. Ayrıca şirket kredilerinin tümünde ikinci kefil benim. Ben imzalamadan bir şey uzatamaz, genişletemezsin, hiçbir işlem yapamazsın.

Serkan yavaşça tekrar masaya oturdu. Sanki dizlerinin dermanı kalmamıştı.

Bunu neden anlatıyorsun?

Sadece hatırlatıyorum. Ve Elif komodinin çekmecesini açtı, bir dosya çıkarıp masaya koydu. Bir de, Asumanı biliyorum.

Serkan dosyaya baktı.

Donup kalmıştı, yüzü yeni bir yumruk yemiş gibi şok içinde.

Asumanı diyorum. Arkadaşın Hüseyinin muhasebecisi. Genç ve güzel bir kız, benden on iki yaş küçük.

Elif dosyayı açtı, belgeleri serdi: Hesap dökümleri, dikkatle saklandığı sandığı para transferleri. Her ay kırk bin, elli bin, yetmiş bin lira.

Serkan hâlâ sessizdi.

Ve işte yazışmalar. Elif çıktıyı masaya koydu. Gerçekten, ofis bilgisayarının şifresini bilmediğimi mi sandın? Serkancığım, üç yıl önce o şifreyi sen unutmuşken ben belirlemiştim.

Serkan belgeleri kaptı, gözden geçirdi, yüzü bembeyaz oldu.

Bunları nereden aldın?!

Ne fark eder ki? Elif kendine bir bardak su doldurdu. Eli hafif titremişti, ama artık umursamıyordu. Mesele şu ki, başka birinin kartına para transferlerini neden yaptın, sence maliye inceler mi?

Serkan ayağa fırladı. Sesi çatallaştı.

Sen kendini ne sanıyorsun?! Kim olarak konuşuyorsun?! Yıllardır sırtımda taşımaktan başka bir şey yapmadın! Hep evdeydin, asalak gibi!

Asalak mı? dedi Elif, acı bir tebessümle, Güzel kelime. İmzaladığım banka sözleşmeleri, yürüttüğüm muhasebe işleri gönderiler, hepsi asalak işi öyle mi? Kira, tapu, kredi, işletme, hepsinde benim imzam var.

Bana tehdit mi ediyorsun?!

Hayır. Elif pencereye yürüdü. Sadece tabloyu açıklıyorum. Çünkü sanırım sen bazı temel şeyleri unuttun.

Arkasını döndü.

Son altı ayda diplomamı yeniden aldım. Geceleri, atakların ve uykusuzluğun arasında eğitim kurslarına katıldım. Bir iş teklifi aldım. Lüks değil ama kendime ve Derine yetecek kadar.

Derin?! Serkan irkildi. Kızımızı almak mı istiyorsun?!

Son bir ayda onu gördün mü? Elif yaklaştı. Ne zaman en son onunla konuştun?

Serkan sustu. Gerçekten hatırlamıyordu.

Elif bir rapor daha aldı.

Nöroloji raporu. Kronik sinirsel tükenme, panik atak. Öneri ortam değişikliği, psikoterapi, travmatik faktörlerin kesilmesi. Şuraya bak: Sürekli stres ortamında kalmak. Bunun sana etkisi ne olur biliyor musun?

Elif.

Şu: Eğer boşanma davası açarsam mahkeme benim lehime karar verir.

Son evrağı bıraktı.

Asıl önemlisi: Benim imzam olmadan bir hafta içinde şirket kredini uzatamazsın. Hüseyin dün aradı, banka imza bekliyor. O imza olmadan da şirket gider.

Serkan tekrar sandalyeye çöktü.

Ne istiyorsun? Sesi kısık.

Elif kısa, neredeyse sessiz bir kahkaha attı.

Para mı? Serkancığım, istediğim saygı. Sadece bir kez kabul etmeni istiyorum: Bensiz hiçbir şeyin olmazdı. Ne işin, ne evin, ne de can attığın o iş seyahatin.

Çantasını aldı.

Akşama kadar vaktin var. Ben Derinle Oyaya geçiyorum. Düşün. Ve konuşmaya hazır olunca ara. Ama unutma, eski Elif öldü, artık susmayacağım.

Serkan altı saat sonra aradı.

Elif Oyanın mutfağında nane çayı içerken, tuhaf bir hafiflik hissediyordu. Sanki bataklıktan çıkıp da yüzünü yıkamış, taze bir nefes almış gibi.

Alo, dedi, sesi titremiyordu.

Konuşmamız lazım.

Dinliyorum.

Telefonda değil. Duruş. Eve gel.

Elif gülümsedi.

Hayır, Serkan. Konuşmak istiyorsan buraya gel. Adresi biliyorsun.

Bir saat sonra geldi. Sinirli, köşeye sıkışmış insanların o kasılmış yüzüyle.

Oya havayı hissedip Derini odaya götürdü. Elif mutfakta tek başına kalmıştı.

Kendinde misin? Serkan masaya yumruk vurdu, Tehdit mi ediyorsun?

Hayır. Gerçekleri söylüyorum.

Hangi gerçekleri? Belgelerimi aldın! Takip ettin! Bilgisayarıma girdin!

Serkan, Elif bir iç çekti, Şimdi bana saldırmak en iyi taktik mi sanıyorsun? Anlattıklarımdan sonra mı?

Serkan sustu. Çünkü haklıydı.

Bak, dinle. Elif öne eğildi. Amacım seni batırmak, skandal yaratmak değil. Sadece anla istiyorum: Bensiz hiçbir şeyin olmayacak.

Boşanmak mı istiyorsun? Sesi kısıktı.

Ya sen?

Serkan gözlerini kaçırdı. Uzun süre sustu. Sonra içini çekti.

Asumanla bir şey yoktu.

Sus, bölme. Elif elini kaldırdı. Asumanı altı aydır biliyorum. Parayı nasıl aktardığını, iş gezisi dediklerinin yarısının yalan olduğunu biliyordum. Sustum. Belki değişirsin dedim. Belki biz düzeliriz diye düşündüm.

Acı acı güldü.

Belki de sadece beş yıl önce bitmiş bir evliliği bitmiş olarak görmeye korkuyordum.

Elif.

Ben kendi hayatımda bir parça olduğumu, değerimin olmadığını hissettiren biriyle daha yaşamak istemiyorum. Ataklarla, uykusuzlukla ölürken bile fark etmeyen biriyle…

Serkan ellerini yumruk yapıp sessiz kaldı.

Seçimin var, diye devam etti Elif. Yeniden başlayabiliriz. Yalan ve ihanet olmadan.

Ya da her şeyi alır gidersin.

Hayır. Elif başını salladı. Sadece kendi hakkımı alırım. Evi, işteki hissemi, üzerime olan kredileri sen ödersin. Ben Derinle yeni bir hayat kurarım.

Konuşma bitmişti.

Üç günün var. Düşün. Hazır olunca ara. Ama o eskisi gibi susan, sineye çeken Elif, dün sabah beşte öldü.

Bir hafta sonra Serkan tekrar geldi.

Bu defa içinde sakladığı o güvenle değil, bitmiş ve zorlanmış şekilde masaya oturdu.

Hüseyin, imzan yoksa kredi uzamıyor dedi, dedi. Şirket biter.

Elif başını salladı.

Biliyorum.

Ne istiyorsun?

Bakışlarını kaldırdı.

Boşanmak istiyorum.

Serkan bembeyaz oldu.

Ciddi misin?

Hiç olmadığım kadar. Elif çay koydu, elleri hiç titremedi. Bankada imza atacağım, kredi uzatılacak. Ama tek şartım var: Medeni, gürültüsüz bir boşanma. Şirketi komple sen alıyorsun, payımı bana ödüyorsun. Ev bana kalıyor. Derin benimle.

Elif.

Kararımı verdim, Serkancığım. Hafifçe gülümsedi. Bil bakalım ne oldu? Yıllar sonra ilk kez ilaçsız bir gecede deliksiz uyudum. Panik yoktu, uykusuzluk yoktu.

Serkan sessizdi.

Ve sonunda şunu anladım: Ben hasta değilim. Tedaviye ihtiyacım yok. Sadece senden, bu bana kıymet vermeyen hayattan çıkmam gerekiyormuş.

Elif kalktı.

Seçimin var. Koşullarımı kabul edersin, huzurla ayrılırız. Kabul etmezsen mahkemeye giderim, elimdeki delillerle sadece şirketi değil, itibarını da kaybedersin.

Serkan boynunu büktü. Kaybettiğini anladı. Sandığı kadar zayıf olmayan bir kadın vardı karşısında.

Tamam, dedi kısık sesle. Kabul ediyorum.

Üç ay sonra resmen boşandılar.

Elif evini ve işteki hissesi için iyi bir miktar aldı. Yeni işine başladı.

Serkan ise şirkette ve yeni evinde yalnız kaldı. Akşamları evde geçtiğinde, anlatacak kimse olmadığını, yanında oturacak kimse olmadığını fark ettiğinde o boşluk hissettiği hâl hiç geçmedi.

Asuman da bir ay içinde gitti. Anlaşıldı ki, o aşk değil, kolay bir hayat aramış. Serkan bütün borçlarını öderken, eski konforunu sürdüremeyeceğini anlayınca ilgisi bitti.

Elif bunu Hüseyinden duydu. Hafifçe güldü. Ve hiçbir şey hissetmedi. Ne sevinç ne acımasızlık hiçbir şey.

Belki de bazen eşin işine parça olmak o kadar kötü değildir. Sizce?

Rate article
Lifequest
“Senin Bu Bitmek Bilmeyen Şikâyetlerinden Ne Kazandın?” Diye Sordu Eşi, Fakat Sonrası Onu Hayrete Düşürdü: İstanbul’da On Sekiz Yıllık Evliliğin Perde Arkası – Bir Kadının Sessiz Fedakârlığı, Borçların ve İpoteklerin Gerçek Sahibi Olduğunu Anlatınca Her Şey Değişti