Siz Sadece Kıskanıyorsunuz! – Anneciğim, ciddi misin? “Kız Kulesi” Restoranı mı? Orada kişi başı beş bin lira en az akşam yemeği! İlker anahtarları öyle bir fırlattı ki, anahtarlar duvara çarpıp yere düştü. Olcay tencereye döndü, sosunu karıştırırken kocasının bembeyaz olmuş parmak eklemlerini, telefona sıkı sıkıya tutunduğunu hemen fark etti. Bir süre daha annesini dikkatle dinledi, ardından sinirle telefonu kapattı. – Ne oldu? İlker sessizce mutfak masasına oturdu, patates tabağına donuk gözlerle baktı. Olcay ocağı kapatıp ellerini kuruladı, karşısına geçti. – İlker… – Annem resmen aklını kaçırdı. Tamamen kafayı bozdu. Şu danslardan bahsettiğim… Veli vardı ya? Olcay başıyla onayladı. Kayınvalide, yeni tanıştığı adamı bir ay önce utangaçça gülerek anlatmıştı. Elli sekiz yaşında dul, beş yıldır yalnız, halk eğitim merkezinde dans, centilmen bir bey, vals bilen bir adam… – Bak şimdi. – İlker tabağını itti. – Adamı “Kız Kulesi”ne üç kez götürmüş son iki haftada. Adama kırk bin liraya takım elbise de almış. Geçen hafta Sapanca’ya gitmişler, tahmin et bakalım otel ve gezileri kim ödemiş? – Nermin Hanım. – Bingo. – Yüzünü eline kapadı. – Annem yıllarca para biriktirdi. Ev için, kara gün için. Şimdi tanımadığı bir adama harcıyor. Resmen kafayı yemiş… Olcay ne diyeceğini düşündü. Kayınvalidesini iyi tanırdı – romantik, saf, kolay kanan biri. Büyük aşkı hayal eden yaşını almış bir kadın… – Bak şimdi İlker… – Elini onun elinin üstüne koydu. – Nermin Hanım yetişkin bir kadın. Parası, kararı onun. Karışma, şu an kimseyi dinlemez nasılsa. – Olcay, hata üstüne hata yapıyor! – Evet. Hakkı da hata yapmak. Ayrıca bence sen büyütüyorsun. İlker omzunu silkti ama geri çekilmedi. – Sadece, annemi bu halde görmek… – Biliyorum aşkım. Ama onun hayatını sen yaşayamazsın. Sonuçlarına da o katlanmalı. İstediğimiz gibi olmasa da. Sonuçta mantıklı kadın. İlker sessizce başını salladı. …İki ay çabuk geçti. Veli mevzusu unutuldu, kayınvalide aramayı azalttı, konuşmaları kaçamaklaştı. Olcay da aşkın bittiğini düşünüp rahatladı. Ama pazar akşamı kapı çalınca ve Nermin Hanım karşıda belirince, Olcay ne olup bittiğini anlamadı. – Çocuklar! Canlarım! – Kayınvalide evi pahalı bir parfüm bulutuyla doldurarak içeri daldı. – Bana evlenme teklif etti! Bakın, bakın! Parmağında minicik taşlı ucuz bir yüzük vardı ama Nermin Hanım sanki paha biçilmez bir pırlanta takmış gibi mutluydu. – Evleniyoruz! Gelecek ay! O kadar mutlu, O kadar… – Avuçlarını yanaklarına yapıştırıp genç kız gibi kahkaha attı. – Hiç düşünmemiştim bu yaşta bunu yaşarım diye… İlker annesini sarıldı, Olcay onun rahatladığını hissetti. Belki bu Veli hakikaten seviyordu. Belki boşuna korktular. – Tebrikler anne. – İlker gülümsedi. – Mutluluğu hak ediyorsun. – Ben evi onun üstüne yaptım! Şimdi tam bir aileyiz! – Nermin Hanım pat diye söyledi, zaman dondu. Olcay dondu kaldı. İlker şoka uğradı. – Ne… ne dedin? – Evi! – Kayınvalide ellerini salladı, yüzlerini fark etmeden. – Ona güvendiğimi bilsin istedim. Sonuçta aşk, çocuklar, aşk güven ister. Sessizlikte sadece salondaki saatin sesi işitiliyordu. – Nermin Hanım. – Olcay ağır, dikkatli konuştu. – Sadece üç aydır tanıdığınız bir adamın üstüne evi mi yaptınız? Nikâhtan önce? – Eeee? – Kayınvalide diklendi. – Ben ona güveniyorum. O iyi biri, sizin düşündüğünüz gibi değil. Siz zaten hep yanlış düşünüyorsunuz. – Hiçbir şey düşündüğümüz yok. – Olcay yaklaştı. – Ama… Bari nikâhtan sonra yapsaydınız. Neden acele ettiniz? – Siz anlamazsınız. Bu… Bu aşkın ispatı. – Nermin Hanım kollarını kavuşturdu. – Ne bilirsiniz aşkı da güveni de? İlker dişlerini sıktı: – Anne… – Hayır! – Ayağını yere vurdu, Olcay karşısında yetişkin bir kadın değil, inatçı bir ergen kızı gördü. – Duymak istemiyorum! Mutluluğumu kıskanıyorsunuz! Hep bozmak istiyorsunuz! Kayınvalide hızla çıkıp gitti. Bir saniye sonra kapı gümbür gümbür çarptı, camlar bile titredi… …Nikâh sade geçti: mahalle nikah salonu, ikinci el gelinlik, üç güllük buket. Ama Nermin Hanım sanki Notre Dame Katedrali’nde evlenmişçe ışıldıyordu. Veli – hafif kilolu, kel, yağlı gülümseyişli – olağanüstü kibar davrandı. Elini öptü, sandalye çekti, şampanya ikram etti. Kusursuz damat. Olcay dikkatle baktı: bir gariplik vardı. Adamın bakışında… Veli, Nermin Hanım’a bakarken gözleri donuktu, hesap yapar gibiydi. Sevgisi ezber, ilgisi yapmacıktı. Olcay sustu. Zaten dinlemezlerdi ki… …İlk aylarda Nermin Hanım her hafta aradı – mutluluk içinde, eşiyle tiyatroya, lüks lokantalara gittiklerini anlattı. – Dün gül getirdi! Durup dururken! İlker dinlerdi, başıyla onaylar, telefonu kapadıktan sonra uzun süre sessiz otururdu. Olcay bir şey sormazdı. Beklerdi. Bir yıl su gibi geçti. Sonra yine bir kapı çaldı… Olcay kapıyı açınca karşısında bambaşka bir kadın buldu. Kayınvalide on yaş yaşlanmış gibiydi: derin kırışıklar, çukur gözler, kambur omuzlar. Elinde hırpani bir valiz. Onunla Sapanca’ya gitmişti zamanında. – Beni evden attı. – Nermin Hanım hıçkırdı. – Boşanma davası açtı ve kapı dışarı etti. Ev… onun üzerine. Resmen. Olcay sessizce yol verdi. Çay çabuk demlendi. Kayınvalide koltukta iki eliyle bardağı tutup durmadan ağlıyordu. – Her şeyimi verdim. Çok sevdim. Her şeyimi… Olcay sessizce sırtını okşadı. İlker işten bir saat sonra döndü. Kapıda durdu, annesini görünce yüzü taştı. – Oğlum. – Nermin Hanım elini uzattı. – Oğlum, kalacak yerim yok… Beni ortada bırakmazsın? Bir oda ver, hiç yer kaplamam. Çocuklar anneye bakmak zorunda, öyle değil mi? – Dur. – İlker elini kaldırdı. – Dur anne. – Param yok. Tüm param ona gitti, bir kuruşum kalmadı. Emekli maaşım az… – Uyarmıştım. – Ne? – Uyarmıştım. – İlker koltuğa düştü. – Dedim bekle. Dedim adamı tanı. Dedim evi yazma. Ne cevap verdin bana? Nermin Hanım gözlerini indirdi. – Gerçek aşkı bilmekten ne anlarsınız dedim ben. Mutluluğumu kıskanıyorsunuz dedim. Çok iyi hatırlıyorum anne! – İlker… – Olcay araya girmeye çalıştı ama eşi engelledi. – Hayır. Duyacak! – Annesine döndü. – Yetişkin bir kadınsın. Seçimini yaptın. Seni durdurmaya çalışan herkesi dinlemedin. Şimdi de bize yük oluyorsun? – Ben senin annenim! – O yüzden öfkeliyim işte! – İlker ayağa fırladı, bağıra bağıra. – Yeter, anne! Hayatını mahvedip sonra bana koşmandan bıktım! Nermin Hanım büzüldü, küçücük kaldı. – O beni kandırdı oğlum. Sevmiştim, güvendim… – Güvendin. – İlker saçını karıştırdı. – O kadar güvendin ki evi eline verdin. Babanın parasıyla alınan evi hem de! – Affet… Kör oldum, biliyorum. Ama lütfen… Bir şans daha ver. Bir daha yapmam… – Yetişkinler kendi kararını yaşar. – İlkerin sesi yorgundu. – Bağımsızlık istedin; al, iş bul, ev bul. Kendini kurtar. Nermin Hanım ağlayarak çıktı. Olcay gece boyunca kocasının yanında sustu, elini tuttu. İlker hiç ağlamadı, tavana bakarak derin derin nefes aldı. – Doğru mu yaptım? – dedi sabaha karşı, havada ışık varken. – Evet. – Olcay yanağını okşadı. – Sert oldu. Zor oldu. Ama doğruydu. Sabah İlker annesini aradı, ona İstanbul’un kenar bir mahallesinde oda tuttu. Altı ay peşin ödedi. Son yardımı da bu oldu. – Bundan sonrası sana anne. Sana. Mahkemeye verirsen destek oluruz. Ama bizde asla yaşayamazsın… Olcay adaleti düşündü, en acı dersin bazen yegâne yol olduğunu hissetti. Kayınvalidesi körlüğünün bedelini tam ödedi. Buna rağmen, bir gün her şeyin yoluna gireceğine dair bir umut, içinden hiç gitmedi…

Anne, ciddi misin sen? Kordon Restoranı mı? Orada kişi başı en az beş bin lira tutar bu akşam yemeği.

İsmail anahtarlarını öyle bir fırlattı ki, anahtarlık duvara çarparak yere düştü. Funda, tencerede sos karıştırırken arkasına dönüp baktı ve eşinin beyaz kesilmiş parmaklarını, telefonu sıkıca tutuşunu fark etti.

İsmail birkaç dakika daha annesini dinledi, sonra sinirle telefonu kapattı.

Ne oldu?

İsmail ağır adımlarla mutfak masasının başına oturdu, patates dolu tabağa gözlerini dikti. Funda ocağı kapattı, ellerini havluya sildi ve onun karşısına geçti.

İsmail…
Annem iyice kafayı yedi. Tamamıyla delirmiş artık. Gözlerini kaldırdı, Funda onun öfke ve çaresizlikle karışık bakışını görünce yüreği sıkıştı. Hani sana anlatmıştım ya, o… Veliyi. Danstan tanıştığı?

Funda başını salladı. Kaynanası bir ay önce utangaçça, masa örtüsünün ucunu bükerek yeni tanıdığı adamdan bahsetmişti. Dul, elli sekiz yaşında, beş yıl yalnız kalmış bir kadın, kültür merkezindeki dans kursunda kibar bir beyefendiyle tanışıyor, adam valsi güzel çeviriyor O zamanlar çok tatlı gelmişti.

Şöyle söyleyeyim dedi İsmail, tabağı kendinden ittirdi Annem Veliyi üç kere Kordon Restoranına götürmüş son iki haftada. Adama kırk bin liraya takım elbise almış. Geçen hafta da Bergamaya gitmişler, tahmin et bakalım otel ve gezinin parasını kim ödemiş?
Sultan Hanım.
Bildin. İsmail yüzünü elleriyle kapadı. Annem bu parayı yıllardır biriktiriyordu. Bir ev yenilemek için, kara gün için. Şimdi ise tanıdığı bir adama, iki ayda harcıyor. Akıl alır gibi değil…

Funda susup birkaç saniye düşündü, ne diyeceğini tarttı. Kaynanasını iyi tanırdı: Romantik, açık yürekli, yeri geldiğinde çocuk gibi saf.

Baksana İsmail… elini onun elinin üstüne koydu. Sultan Hanım yetişkin bir kadın. Bu onun parası, kararı. Sen işine karışma, şu durumda kimseyi dinlemez zaten.
Ama göz göre göre hata yapıyor!
Evet, ama bu hataları yapıp sonuçlarına katlanmak da onun hakkı. Düşündüğün kadar vahim değil bence.

İsmail omzunu silkti ama elini çekmedi.

Sadece seyredemiyorum, anlıyor musun?
Anlıyorum sevgilim. Ama annene hayatı sen yaşatamazsın. Funda bileğinden okşadı. Kendi hayatının sorumluluğu ona ait. Hoşumuza gitmese de bunu kabullenmeliyiz. Sonuçta aklı başında bir kadın.

İsmail sessizce başını salladı.

…İki ay çabucak geçti. Veli konusu unutuldu gitti; kaynanası arada sırada arıyor, kısa konuşuyordu, sanki bir şeyler gizliyor gibi. Funda, ilişkinin kendi kendine bittiğini düşündü, endişeyi bıraktı.

O yüzden pazar akşamı kapı çaldığında, kapıda Sultan Hanımı görünce neye uğradığını şaşırdı.

Evlatlarım! Canlarım! Kaynana içeri sevinçle girdi, ardında mis gibi parfüm kokusu bırakarak. Bana evlenme teklif etti! Bakın, bakın!

Parmağındaki minicik taşlı yüzüğü gösterdi. Ucuz bir şeydi ama Sultan Hanım o yüzüğe sanki kocaman bir pırlanta gibi baktı.

Evleniyoruz! Gelecek ay! O kadar… o kadar mutluyum ki Elleriyle yüzünü tuttu, genç kız gibi çın çın güldü. Bu yaştan sonra böyle şeyler olacağını asla düşünmezdim…

İsmail annesine sarıldı, Funda onun omuzlarının rahatladığını fark etti. Belki de her şey düşündükleri kadar kötü değildi. Belki Veli gerçekten kaynanasını seviyordu.

Tebrikler anne. İsmail gülümsedi. Mutluluğu hak ediyorsun.
Üstelik evi de üstüne yaptım! Şimdi tam bir aile olduk! dedi Sultan Hanım sevinçle ve zaman sanki durdu.

Funda bir an nefes almayı unuttu. İsmail sanki duvara toslamış gibi irkildi.

Ne… Ne dedin?
Evi. Kaynana elini salladı, ifadelerine aldırmadan. Güvenimin tam olduğunu bilsin istedim. Sevgi bu, çocuklarım, gerçek sevgi! Güven olmadan sevgi olur mu?

Evde sessizlik çöktü, salondaki saat tik takları duyuluyordu.

Sultan Hanım. Funda ağır ve temkinli konuştu. Tanıdığınız bir adama, üç ayda, resmi nikah olmadan evinizi mi devrettiniz?
Olabilir, ne olmuş? Kaynana başını dikleştirdi. Ben ona güveniyorum, iyi ve dürüst biri. Sizin sandığınız gibi değil. Sizin aklınız hep kötü şeylerde, biliyorum.
Hiçbir şey düşünmüyoruz. Funda yaklaştı. Ama en azından nikahı bekleseydiniz. Neden acele ettiniz?
Siz anlamazsınız! Sultan Hanım kollarını kavuşturdu. Aşkı, güveni anladığınız yok sizin! Ben göstermek istedim sevgimi.

İsmail sonunda dişlerini gevşetti:

Anne
Hayır! Ayaklarını yere vurdu; Funda bir an yetişkin bir kadın değil, inatçı bir ergen gördüğünü hissetti. Sizin tek derdiniz, benim mutluluğuma gölge düşürmek! Bana kıskanıyorsunuz! Bozmak istiyorsunuz!

Kaynana yarı koşar gibi çıktı, omzuyla kapı pervazını çarparak. Kapı gürültüyle kapandı, vitrindeki bardaklar titredi…

…Düğün sade geçti belediye nikah salonu, ikinci el gelinlik, üç gülden oluşan buket. Ama Sultan Hanım o kadar mutluydu ki, adeta Ayasofyada evleniyormuş gibi parlıyordu. Veli iri yarı, saçları dökülmeye başlamış, yağlı bir gülümsemeyle çok nazikti. Gelinin elini öptü, sandalyeyi çekti, şampanya koydu. Her şey kusursuzdu.

Funda, onun gözlerine bakarak, bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Veli Sultan Hanıma bakarken gözleri sanki buz gibiydi, soğuk ve hesapçı. O sevecenlik sahteydi, sadece bir oyun.

Hiçbir şey demedi. Zaten duyan yoktu ki…

…İlk aylarda, Sultan Hanım her hafta arıyor; büyük bir heyecanla, eşiyle gittiği restoran ve tiyatroları anlatıyordu.

O kadar düşünceli ki! Geçen gün sebepsiz yere gül getirdi!

İsmail sessizce dinliyor, telefonu kapatınca saatlerce öylece oturuyordu.

Funda da hiçbir şey sormamayı tercih etti. Sadece bekliyordu.

Bir yıl geçti.

Ve sonra… beklenmedik bir şekilde zil çaldı…

Kapıyı açan Funda, karşısındaki kadını tanımakta zorlandı. Sultan Hanım en az on yaş yaşlanmıştı; kırışıkları derinleşmiş, gözleri çökük, omuzları büzülmüştü. Elinde eski bir bavul, o Bergama gezisinde kullandığı bavulun aynısı.

O beni kovdu. Sultan Hanım ağlamaklı bir sesle konuştu. Boşanma davası açtı, kapı dışarı etti. Ev… artık onun. Belgelerde her şey öyle.

Funda hiçbir şey söylemeden yol verdi, içeri buyur etti.

Çay hızla demlendi. Kaynana koltuğa oturmuş, iki eliyle bardağı tutarak sessizce, umutsuzca ağlıyordu.

Çok seviyordum onu. Onun için her şeyi yaptım. Ama o…

Funda bir şey demedi. Sırtını sıvazladı, gözyaşları azalıncaya kadar bekledi.
İsmail bir saat sonra işten geldi. Kapıda durdu, annesini görünce yüzü taşa kesti.

Oğlum. Sultan Hanım kalktı, ona sarıldı. Oğlum, kalacak yerim yok… Beni bırakmazsın değil mi? Bir oda ver bana, hiç yer kaplamam. Evlatlar anne babalarına bakmak zorundadır, böyle…

Bir dakika. İsmail elini kaldırdı. Dur, anne.
Param yok. Hepsini ona harcadım, lira kalmadı. Emekli maaşı yetmiyor zaten, biliyorsun…
Ben seni uyarmıştım.
Ne?
Uyarmıştım. İsmail kanepede oturdu, sanki üstüne dağ çökmüş gibi. Acele etme dedim. Adamı daha yakından tanı dedim. Evi üstüne yapma dedim. Bana ne cevap vermiştin?

Sultan Hanım gözlerini indirdi.

Bizim gerçek sevgiden anlamadığımızı, mutluluğunu kıskandığımızı söylemiştin. Her kelimesini hatırlıyorum, anne!
İsmail… Funda lafa girmek istedi, İsmail başını salladı.
Hayır, dinlesin. Dönüp annesine baktı. Sen yetişkin bir kadınsın. Seçimini yaptın. Seni durdurmaya çalışan herkesi dinlemedin. Şimdi bizden çözüm bekliyorsun öyle mi?
Ama ben senin annenim!
Tam da bu yüzden kızgınım! İsmail birden ayağa kalktı, sesi titredi. Yeter anne! Yıllardır hayatını mahvediyorsun, sonra gelip çözümü bende arıyorsun!

Sultan Hanım iyice küçüldü, gövdesi büküldü.

Aldattı beni. Gerçekten çok sevdim, inandım…
İnandın. İsmail saçlarını sıvazladı. O kadar inandın ki evini bir yabancıya verdin. Harika iş, anne. Gerçekten harika. O ev babamdan kalmadı mı?
Affet beni. Sultan Hanımın gözyaşları tekrar aktı. Kör olmuşum, biliyorum. Ama ne olur… Bir şans daha ver. Bir daha asla…
Yetişkin insanlar yaptıklarının sorumluluğunu taşır. İsmail bu kez sessiz ve yorgun konuştu. Özgürlük istedin ya, işte. Kalacak yerini kendin bul. İş ara. Hayatını kurmaya bak.

Sultan Hanım gözyaşlarıyla merdivenlere çıktı.

Funda o gece boyunca yanında yatan kocasının elini tuttu. İsmail ağlamadı. Tavana bakarak, zaman zaman derin iç çekişlerle geceyi geçirdi.

Doğru mu yaptım sence? Sabah, pencere aydınlanırken sordu.
Evet. Funda yanağını okşadı. Sert oldu, acıttı… ama doğruydu.

Sabah İsmail annesini aradı, şehrin kenarında bir apartman dairesinden oda kiraladı; altı aylık peşin ödedi. Verdiği son yardımdı.

Bundan sonrası senin işin, anne. Davada yardıma ihtiyacın olursa yanındayız. Ama bizimle yaşayamazsın…

Funda o konuşmayı dinlerken adaletin ne demek olduğunu düşündü. En ağır dersin bazen en gerçek ders olduğunu anladı. Sultan Hanım körce sevgisinin bedelini ödüyordu.

Bu düşünceyle içi hem acı, hem huzur doluydu. İleride tekrar iyileşebileceğinden emindi. Hayat zor derslerle doludur; ama her acı, insana kendi gücünü fark ettirir ve yeniden başlamayı öğretir.

Rate article
Lifequest
Siz Sadece Kıskanıyorsunuz! – Anneciğim, ciddi misin? “Kız Kulesi” Restoranı mı? Orada kişi başı beş bin lira en az akşam yemeği! İlker anahtarları öyle bir fırlattı ki, anahtarlar duvara çarpıp yere düştü. Olcay tencereye döndü, sosunu karıştırırken kocasının bembeyaz olmuş parmak eklemlerini, telefona sıkı sıkıya tutunduğunu hemen fark etti. Bir süre daha annesini dikkatle dinledi, ardından sinirle telefonu kapattı. – Ne oldu? İlker sessizce mutfak masasına oturdu, patates tabağına donuk gözlerle baktı. Olcay ocağı kapatıp ellerini kuruladı, karşısına geçti. – İlker… – Annem resmen aklını kaçırdı. Tamamen kafayı bozdu. Şu danslardan bahsettiğim… Veli vardı ya? Olcay başıyla onayladı. Kayınvalide, yeni tanıştığı adamı bir ay önce utangaçça gülerek anlatmıştı. Elli sekiz yaşında dul, beş yıldır yalnız, halk eğitim merkezinde dans, centilmen bir bey, vals bilen bir adam… – Bak şimdi. – İlker tabağını itti. – Adamı “Kız Kulesi”ne üç kez götürmüş son iki haftada. Adama kırk bin liraya takım elbise de almış. Geçen hafta Sapanca’ya gitmişler, tahmin et bakalım otel ve gezileri kim ödemiş? – Nermin Hanım. – Bingo. – Yüzünü eline kapadı. – Annem yıllarca para biriktirdi. Ev için, kara gün için. Şimdi tanımadığı bir adama harcıyor. Resmen kafayı yemiş… Olcay ne diyeceğini düşündü. Kayınvalidesini iyi tanırdı – romantik, saf, kolay kanan biri. Büyük aşkı hayal eden yaşını almış bir kadın… – Bak şimdi İlker… – Elini onun elinin üstüne koydu. – Nermin Hanım yetişkin bir kadın. Parası, kararı onun. Karışma, şu an kimseyi dinlemez nasılsa. – Olcay, hata üstüne hata yapıyor! – Evet. Hakkı da hata yapmak. Ayrıca bence sen büyütüyorsun. İlker omzunu silkti ama geri çekilmedi. – Sadece, annemi bu halde görmek… – Biliyorum aşkım. Ama onun hayatını sen yaşayamazsın. Sonuçlarına da o katlanmalı. İstediğimiz gibi olmasa da. Sonuçta mantıklı kadın. İlker sessizce başını salladı. …İki ay çabuk geçti. Veli mevzusu unutuldu, kayınvalide aramayı azalttı, konuşmaları kaçamaklaştı. Olcay da aşkın bittiğini düşünüp rahatladı. Ama pazar akşamı kapı çalınca ve Nermin Hanım karşıda belirince, Olcay ne olup bittiğini anlamadı. – Çocuklar! Canlarım! – Kayınvalide evi pahalı bir parfüm bulutuyla doldurarak içeri daldı. – Bana evlenme teklif etti! Bakın, bakın! Parmağında minicik taşlı ucuz bir yüzük vardı ama Nermin Hanım sanki paha biçilmez bir pırlanta takmış gibi mutluydu. – Evleniyoruz! Gelecek ay! O kadar mutlu, O kadar… – Avuçlarını yanaklarına yapıştırıp genç kız gibi kahkaha attı. – Hiç düşünmemiştim bu yaşta bunu yaşarım diye… İlker annesini sarıldı, Olcay onun rahatladığını hissetti. Belki bu Veli hakikaten seviyordu. Belki boşuna korktular. – Tebrikler anne. – İlker gülümsedi. – Mutluluğu hak ediyorsun. – Ben evi onun üstüne yaptım! Şimdi tam bir aileyiz! – Nermin Hanım pat diye söyledi, zaman dondu. Olcay dondu kaldı. İlker şoka uğradı. – Ne… ne dedin? – Evi! – Kayınvalide ellerini salladı, yüzlerini fark etmeden. – Ona güvendiğimi bilsin istedim. Sonuçta aşk, çocuklar, aşk güven ister. Sessizlikte sadece salondaki saatin sesi işitiliyordu. – Nermin Hanım. – Olcay ağır, dikkatli konuştu. – Sadece üç aydır tanıdığınız bir adamın üstüne evi mi yaptınız? Nikâhtan önce? – Eeee? – Kayınvalide diklendi. – Ben ona güveniyorum. O iyi biri, sizin düşündüğünüz gibi değil. Siz zaten hep yanlış düşünüyorsunuz. – Hiçbir şey düşündüğümüz yok. – Olcay yaklaştı. – Ama… Bari nikâhtan sonra yapsaydınız. Neden acele ettiniz? – Siz anlamazsınız. Bu… Bu aşkın ispatı. – Nermin Hanım kollarını kavuşturdu. – Ne bilirsiniz aşkı da güveni de? İlker dişlerini sıktı: – Anne… – Hayır! – Ayağını yere vurdu, Olcay karşısında yetişkin bir kadın değil, inatçı bir ergen kızı gördü. – Duymak istemiyorum! Mutluluğumu kıskanıyorsunuz! Hep bozmak istiyorsunuz! Kayınvalide hızla çıkıp gitti. Bir saniye sonra kapı gümbür gümbür çarptı, camlar bile titredi… …Nikâh sade geçti: mahalle nikah salonu, ikinci el gelinlik, üç güllük buket. Ama Nermin Hanım sanki Notre Dame Katedrali’nde evlenmişçe ışıldıyordu. Veli – hafif kilolu, kel, yağlı gülümseyişli – olağanüstü kibar davrandı. Elini öptü, sandalye çekti, şampanya ikram etti. Kusursuz damat. Olcay dikkatle baktı: bir gariplik vardı. Adamın bakışında… Veli, Nermin Hanım’a bakarken gözleri donuktu, hesap yapar gibiydi. Sevgisi ezber, ilgisi yapmacıktı. Olcay sustu. Zaten dinlemezlerdi ki… …İlk aylarda Nermin Hanım her hafta aradı – mutluluk içinde, eşiyle tiyatroya, lüks lokantalara gittiklerini anlattı. – Dün gül getirdi! Durup dururken! İlker dinlerdi, başıyla onaylar, telefonu kapadıktan sonra uzun süre sessiz otururdu. Olcay bir şey sormazdı. Beklerdi. Bir yıl su gibi geçti. Sonra yine bir kapı çaldı… Olcay kapıyı açınca karşısında bambaşka bir kadın buldu. Kayınvalide on yaş yaşlanmış gibiydi: derin kırışıklar, çukur gözler, kambur omuzlar. Elinde hırpani bir valiz. Onunla Sapanca’ya gitmişti zamanında. – Beni evden attı. – Nermin Hanım hıçkırdı. – Boşanma davası açtı ve kapı dışarı etti. Ev… onun üzerine. Resmen. Olcay sessizce yol verdi. Çay çabuk demlendi. Kayınvalide koltukta iki eliyle bardağı tutup durmadan ağlıyordu. – Her şeyimi verdim. Çok sevdim. Her şeyimi… Olcay sessizce sırtını okşadı. İlker işten bir saat sonra döndü. Kapıda durdu, annesini görünce yüzü taştı. – Oğlum. – Nermin Hanım elini uzattı. – Oğlum, kalacak yerim yok… Beni ortada bırakmazsın? Bir oda ver, hiç yer kaplamam. Çocuklar anneye bakmak zorunda, öyle değil mi? – Dur. – İlker elini kaldırdı. – Dur anne. – Param yok. Tüm param ona gitti, bir kuruşum kalmadı. Emekli maaşım az… – Uyarmıştım. – Ne? – Uyarmıştım. – İlker koltuğa düştü. – Dedim bekle. Dedim adamı tanı. Dedim evi yazma. Ne cevap verdin bana? Nermin Hanım gözlerini indirdi. – Gerçek aşkı bilmekten ne anlarsınız dedim ben. Mutluluğumu kıskanıyorsunuz dedim. Çok iyi hatırlıyorum anne! – İlker… – Olcay araya girmeye çalıştı ama eşi engelledi. – Hayır. Duyacak! – Annesine döndü. – Yetişkin bir kadınsın. Seçimini yaptın. Seni durdurmaya çalışan herkesi dinlemedin. Şimdi de bize yük oluyorsun? – Ben senin annenim! – O yüzden öfkeliyim işte! – İlker ayağa fırladı, bağıra bağıra. – Yeter, anne! Hayatını mahvedip sonra bana koşmandan bıktım! Nermin Hanım büzüldü, küçücük kaldı. – O beni kandırdı oğlum. Sevmiştim, güvendim… – Güvendin. – İlker saçını karıştırdı. – O kadar güvendin ki evi eline verdin. Babanın parasıyla alınan evi hem de! – Affet… Kör oldum, biliyorum. Ama lütfen… Bir şans daha ver. Bir daha yapmam… – Yetişkinler kendi kararını yaşar. – İlkerin sesi yorgundu. – Bağımsızlık istedin; al, iş bul, ev bul. Kendini kurtar. Nermin Hanım ağlayarak çıktı. Olcay gece boyunca kocasının yanında sustu, elini tuttu. İlker hiç ağlamadı, tavana bakarak derin derin nefes aldı. – Doğru mu yaptım? – dedi sabaha karşı, havada ışık varken. – Evet. – Olcay yanağını okşadı. – Sert oldu. Zor oldu. Ama doğruydu. Sabah İlker annesini aradı, ona İstanbul’un kenar bir mahallesinde oda tuttu. Altı ay peşin ödedi. Son yardımı da bu oldu. – Bundan sonrası sana anne. Sana. Mahkemeye verirsen destek oluruz. Ama bizde asla yaşayamazsın… Olcay adaleti düşündü, en acı dersin bazen yegâne yol olduğunu hissetti. Kayınvalidesi körlüğünün bedelini tam ödedi. Buna rağmen, bir gün her şeyin yoluna gireceğine dair bir umut, içinden hiç gitmedi…