Selin, artık dayanamıyorum, Esra yorgun bir şekilde sandalyeye çöktü, elleriyle başını kapattı. Bunu tek başına sürdürmenin nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemezsin. Belim artık taş gibi.
Selin çayını yavaşça kenara koydu, ablasına dikkatle baktı. Esranın yüzünde tükenmişlik okunuyordu; gözlerinin altında morluklar vardı, saçları alelacele toplanmıştı.
Esra, ne oldu yine?
İki yıl oldu, Levent gideli. Tam iki yıl! Her şey benim üzerimde. Okul, ödevler, kurslar, yemek, temizlik, çamaşır Bir döngüye hapsolmuş gibiyim. Her şey benim üstümde! Bir de Duru, son zamanlarda iyice asi olmaya başladı. Laf sokuyor, her şeye karşı çıkıyor
Selin dudaklarını büktü. On yaşındaki yeğeni ona hep sakin, akıllı bir çocuk gibi gelmişti. Hiçbir zaman yetişkinlere saygısızlık eden ya da kriz çıkaran bir tip değildi.
Duru mu? Sana laf mı sokuyor? Garip, ben yanında olduğumda hiç öyle davranmıyor
Çünkü sen onu ayda iki saat görüyorsun! Esra ellerini havaya kaldırdı, sesi titriyordu. Her gün aynı şeyi tekrar tekrar anlat bakalım. Bulaşıkları hemen yıkaması gerektiğini, ödevlerin zamanında yapılacağını, telefonda gece geç saatlere kadar oturamayacağını. Anlat da gör.
Bunlar normal çocuk halleri, Esra
Normal mi? Esra acı acı güldü. Normal olanlara bile takatim kalmadı. Ofiste canım çıkıyor, eve dönüyorum; yemek, temizlik, çocuk! O ise… tüm gün öylece oturuyor. Bıktım artık!
Selin sessiz kaldı. İçinden Birçok anne tek başına çok daha fazlasını başarıyor, hatta kimileri üç çocuk büyütüyor, demek geldi ama kavga çıkarmak istemedi. Sadece başını sallayarak ablasına hak vermeye çalıştı.
Bak Selin, Esra birden sinirlendiği kadar bir öfkeyle sesini yükseltti, fakat gözlerinde bir umut vardı Bu hafta sonu boş musun?
Boşum sanırım, evet
Duruyu sende bırakabilir miyim? Cumartesi-pazar sende kalsın. Ben bir nefes alayım, kendime geleyim. Bir arkadaşıma gideceğim Anadolu Yakasında, biraz hava değişikliği
Tabii ki! Selin samimi bir sevinçle gülümsedi. Harika olur, birlikte film izleriz, yürüyüşe çıkarız. Zaten uzun zamandır Duruyu misafir etmek istiyordum.
Esra minnetle gülümsedi, ardından çantasından telefonu çıkardı ve kızını aradı.
Hafta sonu göz açıp kapayıncaya dek geçti. Duru harika bir çocuktu; birlikte lahmacun yaptılar, hamuru kendi açtı, malzemeleri özenle yerleştirdi. Koltukta beraber çizgi film izlediler, parkta dolaşıp ördekleri beslediler. Selin, ne bir taşkınlık ne de bir kapris gördü. Sıradan, neşeli bir çocuk.
Pazar akşamı Selin, ablasına telefon açtı. Uzun süre çaldı, nihayet tanıdık ses duyuldu:
Efendim?
Esra, Duruyu ne zaman almaya geliyorsun? Seni bekliyoruz.
Sessizlik. Çok uzun bir sessizlik.
Selin, şey Sana anlatmam gerek… Esra sesi titreyerek konuştu Ben şehirde değilim.
Ne demek şehirde değilim? Anadolu Yakasında arkadaşın vardı ya, iki saatlik yol zaten.
Hayır, Anadolu Yakasında değilim. Ben Antalyadayım.
Selin bir an yanlış duyduğunu sandı.
Nerede?!
Antalyada. Dün sabah uçtum. Burada bir tanıdığım var, onun yanında bir ay kalacağım. Dinlenmem gerekiyor, anlıyor musun?
Esra, şaka mı yapıyorsun?! Selin masanın kenarına tutunurken sesi titredi. Başka bir şehre gidip kızını bırakıyorsun, bana haber vermeden mi?!
Peki sana nasıl söyleyecektim? Sen kabul etmezdin
Tabii ki etmezdim! Benim işim var, hayatım var; bir ay boyunca bir çocukla kalamam! Sen ne yaptığının farkında mısın?!
Selin, abartma! Senin de dediğin gibi Duru uslu bir çocuk, sorun çıkarmıyor. Bir ay su gibi geçer.
Sen iyi misin?! Selin bağırmamak için kendini zor tuttu. Bir çocuk öylece bırakılır mı? Sen annesin!
İki yıl boyunca hafta sonu bile olmadan yaşadım. Dinlenmem lazım.
Dinlenmek mi? Bir ay mı, Antalyada mı?!
Selin, Esranın sesi buz gibiydi artık Sesini yükseltme! Ne yapacaksın, Duruyu sokağa mı atarsın, sosyal hizmetlere mi haber verirsin?
Cevap beklemeden telefon kapanınca Selin donup kaldı.
Küçük mutfakta, elinde telefonuyla öylece duruyordu. Ablası, kendi öz kızını bir ay ona bırakıp Akdenizde güneşlenmeye gitmişti. Hiçbir açıklama yapmadan, bir telefonla.
O anda salonda Duru göründü.
Teyze Selin, annem ne zaman dönecek?
Selin derin bir nefes aldı, sonra bir tane daha. Zoraki gülümsedi.
Duru, gel yanıma. Konuşmamız lazım.
Küçük kız tabureye oturdu, ayaklarını salladı. Selin yanına geldi.
Annen dinlenmeye gitti. Belli ki uzun bir süre yok. Bir süre benimle kalacaksın, olur mu?
Duru omuz silkti.
Olur.
Gözyaşı yoktu, kriz yoktu. Sadece bir kabullenmişlik. Selin bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilemedi.
Sırt çantanda evin anahtarı var mı?
Duru minik bir anahtarlık çıkardı, içinde bir kedi biblosu vardı.
O zaman eşyalarını toplamaya gidelim.
Esranın evi mis gibi düzenliydi. Selin giysileri, okul kitaplarını ve kızın en sevdiği oyuncakları valize koydu. Duru sessizce yardımcı oldu.
İlk hafta alışma süreciyle geçti. Selin çalışma programını ayarladı, müdürüyle konuşarak yarı zamanlı uzaktan çalışma hakkı aldı. Duru okula gitti, derslerini yaptı, akşamları birlikte yemek yediler.
İkinci hafta Selin bir gariplik fark etti. Duru kendi kendine temizlik yapmak istedi, toz aldı, süpürdü, hatta camları bile silmeye çalıştı.
Duru, bunları yapmak zorunda değilsin ki.
Yardım etmek istiyorum, gözlerini dikti Sen bana bakıyorsun, evinde kalıyorum. Haklı olmak istiyorum.
Sonra mutfağa geçti. Salata yapabilir miyim? diye sordu. Salatalıklar yamuk yumuk, domatesler kalın ince doğranmıştı. Selin yemeği överken gözleri ufak ufak parladı.
Annem bana mutfakta izin vermezdi, Duru kafasını eğdi Her şeyi yanlış yapıyorum derdi, kendi işini görmeyi seçerdi.
Sen isteyerek mi deniyordun?
Çok isterdim. Temizlik de yapardım. Ama annem uğraştığımda sinirlenirdi. Hep arkamı düzeltmek zorunda kalırım derdi.
Selin, ablasının Bütün gün tavana bakıyor! Hiçbir şey yapmıyor! diye şikayet ettiği günleri düşündü. Kızcağız denemeye bile fırsat bulamamıştı.
Babam izin verirdi, Duru sesini alçaltarak ekledi Babam ilk pancakein hep yamuk olacağını söylerdi, Denemek gerek derdi.
Babayı özlüyor musun?
Sessizlik, sonra başını hafifçe salladı.
Annem görüşmemize engel oluyor. O kötü biri diyor. Ama babam hiç kötü olmadı. Sadece annemle zor oldu.
Selin yeğenini yanına çekip sakin-şefkatle sardı. Duru, minik ve savunmasızdı.
Esra üç hafta boyunca hiç aramadı. Ne kızının durumunu sordu, ne selam yolladı. Selin sürekli fotoğraf gönderdi, mesaj attı. Karşılığında kuru Tamam, İyi, Görüşürüz gibi cevaplar aldı.
Bir gece uykusuz yatarken aklına bir fikir geldi. Bir ay bitiyordu. Esra geri dönecek, Duruyu alacak; her şey eski haline dönecek. Kız yeniden nefessiz kalacaktı; annesiyle, kendini yük olarak gören, kızını anlamayan, serbest bırakmayan bir kadınla.
Sabah Selin eski bir numara buldu. Levent, ablasının eski eşi.
Alo?
Levent, ben Selin. Esranın kardeşi.
Kısa bir duraksama.
Selin? Hayırdır?
Duru benimle. Neredeyse bir ay oldu. Esra Antalyaya gitti ve tek bir şey söylemeden kızını bıraktı.
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik.
Nasıl peki Duru?
İyi. Ama seni özlüyor.
Gelebilir miyim?
Tabii. Gel, bekliyoruz.
Bir saat sonra kapı çaldı. Kapıda yorgun gözlü, elinde bir demet papatya olan uzun bir adam duruyordu.
Baba! Duru koşarak odaya fırladı, babasına sarıldı. Levent onu kucağına aldı, sıkı sıkı sarıldı. Omuzları titriyordu.
Güzel kızım. Çok özledim seni. Annen izin vermiyordu
Biliyorum baba. Anlıyorum.
Selin kenarda izledi; baba-kız birbirine kavuşmuştu. Bir zamanlar ayrılan iki insan, sırf gurur, intikam ve kontrol hırsı yüzünden.
Sonra Selin yanlarına yaklaşarak sordu:
Duru, sana bir şey soracağım. Doğruyu söyle lütfen. Babayla yaşamak ister misin?
Küçük kız tereddüt etmeden başını salladı.
Evet, isterim.
Selin, Levente döndü:
Sen?
Gittiğim günden beri bunun hayalini kuruyorum, gözlerini kızından ayırmıyordu Onu çok seviyorum. Her zaman sevdim. Esrayla… yapamadım. Ama Durudan hiç vazgeçmedim. İzin vermemişti.
Ertesi gün Selin sosyal hizmetleri aradı. Durumu anlattı. Annesi bir ay boyunca küçük çocuğu gözetimsiz bırakıp başka şehre gitmişti. Babası ise kızını almak istiyor.
Süreç birkaç gün sürdü. Belgeler, imzalar, psikolog görüşmeleri. Duru, Babamla yaşamak istiyorum dedi hep. Levent gelir belgelerini ve ev durumu raporlarını sundu.
Bir hafta sonra Duru babasına taşındı.
Selin onları sık sık ziyaret etti. Kızın her geçen gün nasıl daha mutlu olduğunu izledi. Babasıyla mutfağı paylaşıyor, bulaşığı yamuk da olsa Levent onu hep övüyordu. Birlikte kahkaha atıyorlardı, Levent her gece uykudan önce kitap okuyordu; Duru artık büyük olsa da.
Selinle Leventin küçük dostluğu gelişti. Levent dingin, sakin bir adamdı; Esranın huzursuzluğundan eser yoktu onda. Çay içip Durunun okul başarılarını konuşuyor, hafta sonlarını planlıyorlardı.
Esra döndüğünde; bronzlaşmış, dinlenmiş, gözleri ışıl ışıldı. Ama morali anında çöktü.
Kızımı nasıl verirsin? kapıdan girer girmez haykırdı Esra. Sen nasıl bir şeysin?!
Ben mi verdim? Selin sükûnetle kahvesini içti Sen onu terk ettin.
Terk etmedim, sadece kısa bir süreliğine bıraktım!
Bir ay boyunca başka şehirdeydin. Bir defa bile aramadın, nasılsın diye sormadın.
O benim kızım!
Senin idi. Artık, karar mahkemede verilecek.
Esra solgunlaştı.
Hangi mahkemede?
Çocuğun yasal yerleşim yeri için. Levent başvurdu. Şansı yüksek. Sen küçük bir kızı bir ay ortada bırakıp gittin.
Sen Esra öfkesinden nefes nefese kaldı Sen hainlik ettin! Kendi kardeşime tuzak kurdun!
Sen bana çocuğu bırakıp tatile gidensin. Selin omuz silkti Madem her şey üzerindeydi, artık bir sıkıntın kalmadı.
Bunun hesabını soracağım!
Hayır Esra. Hesabı sen vereceksin. Mahkemeye belgelerini hazırlayıp avukat tutman gerekecek. Ama şansın yok gibi. Duru babasıyla yaşamak istiyor. Hem bil bakalım, hazır ol; artık nafaka ödeyeceksin.
Esra hiç veda etmeden daireyi terk etti.
Selin koltuğunda arkasına yaslandı. Ablasıyla ilişkisi büyük ihtimalle bitmişti. Belki sonsuza kadar. Ama hiç pişman değildi. Bir insan çocuğunu bir ay bırakıp gidebilir mi; hâlâ aklı almıyordu.
Bu, Esra için ders olacaktı. Her hareketin bir karşılığı vardır. İnsanları kullanamazsın; bir gün mutlaka bedelini ödersin.
Ve Duru Duru artık mutluydu. Ve Selin için en önemlisi buydu.




