Günlük İstanbul, Sultanbeyli, 15 Nisan
Bazen diyorum ki bir kadın ne zaman yeter demeyi öğrenir acaba? Akşam eve döndüğümde başıma gelenleri hâlâ sindirebilmiş değilim. Şimdi, otel odasının o bembeyaz, pamuk gibi çarşaflarının arasında, şehre bakarken her şeyi yazıya dökmek istedim. Belki de içimi ancak böyle rahatlatabilirim. Zihnim birikmiş öfke ve biraz da galibiyet hazzıyla dolu.
Eve girdiğimde korkunç bir yorgunluk vardı üzerimde. Bütün gün müşteri raporları, çılgın bir müdür, ardından trafik ve yağmur Saatlerce ayakta kalmış topuklu ayakkabılarım ayaklarıma demir prangaydı sanki. Hayalim eve gelip pijamalarımı giyip dizüstü koltuğuma gömülmekti; kitap okumak, çayımı yudumlamak Oysa eve girer girmez karşıma çıkan manzara: Antrede koca koca erkek ayakkabıları, çamurlu pantolon paçaları; sevdiğim bej halının üstü mahvolmuş. Birinin kabanı askıdan düşmüş, yerlerdeki kuş misali serilmişti.
Güder gibi, salondan Geldin mi, Asuman? diye Orhanın sesi yükseldi. İçerideki sesi bastırmaya çalışarak konuşuyordu: Abartma ya Asuman, arada futbol izliyoruz işte. Çocukluk arkadaşlarım. Biraz peynir, pastırma kessen, ne olur? Buz gibi bira aldık, yanına bir şey yok Arkadaşları: Tolga, Yasin ve bir de adını bilmediğim sakallı biri, sanki meyhanedeymiş gibi yumulmuşlar koltuğa.
Masada birikmiş çöp, ucuz balık kokusu, gazete üzerindeki ay çekirdeği kabukları O çok titizlikle temizlediğim cam sehpamın hali içimi burktu. İçimden geçen tek şey sessizlik ve huzurdu ama bu evde bana uygun bir yer yok gibiydi.
Yaklaştım, yorgun bir sesle Orhan, konuşmuştuk. Hafta içi konuğun olmayacaktı, önceden haber verecektin. Çok yorgunum, lütfen dedim. Hiç yüzüme bakmadı, gözlerini televizyona dikmiş.
Umursamaz, şaka yaparcasına Başlama gene, Asuman! Anneanne gibi konuşuyorsun. Çocuklar aç, iki çay demle, börek de varsa getir, dedi.
Birden gülümsemekle ağlamak arasında kaldım. On sene boyunca kendi özümü unutup hep iyi annelik, iyi eşlik, mükemmel ev derdinde koşturmuşum. Her defasında ya evi topladım ya kayınvalidenin dırdırına sabrettim; bulaşık, çamaşır, yemek Ama bu akşam kırıldım. Belki de git mutfakta işine bak üslubu canıma tak etti.
Sessizce ukalalık yapmadan, salondan çıktım. Ne trip atıyor ki, şimdi buz gibi oldu, getirir birazdan yemeği! diye ardımdan dedikodu döndü. Umursamadım artık. Yatak odasında, Orhanın cüzdanını gördüm. Sürekli ceplerini boşaltıp masanın üstüne atar. Az evvel patronundan ekstra prim almıştı, baştan konuştuğumuz gibi ya balkonu yenileyecektik ya da araba lastiği alacaktık. Fakat kartı o an hiç tereddüt etmeden çantama attım. Eski Asuman olsa çekinirdi ama o gitmişti; yerine, saygı görmek isteyen, kendi değerini bilen başka bir kadın gelmişti.
Valizimi çıkardım, kabus gibi geçen günün sonunda kendime ödül hazırlıyorum sanki; şık pijamamı seçtim, şarj aleti, makyaj çantam Ayakkabımı giymeden önce aynaya baktım. Gözlerim yorulmuş, ama içimde güzel bir inat parlıyordu. Bakalım sen mi bana saygı göstereceksin, ben mi kendime?
Sessizce çıktım evden. Kimse duymadı, anlamadı Kapıyı arkamdan çekince sanki ağırlık kalktı. Hızla telefonumu çıkarıp taksiyi çağırdım. Konfor+ yetmez, dedim, Business olsun! O gece biraz da lükse şımarmak hakkımdı.
Beş dakika sonra siyah Mercedes geldi. Hoş geldiniz, hanımefendi, dedi şoför. Nereye gidiyoruz? Taksim Swiss Bosphorus Oteline, dedim. Hep uzaktan bakıp imrenmiştim; şimdi onlara o gösterişli lobinin, boğaz manzarasının tadını çıkaracaktım.
Yolda telefon çalmaya başladı Orhan, tabi ki. Muhtemelen arkadaşlarıyla aç kaldığı için peşimdeydi Ama telefonu sessize aldım, bırak dedim, biraz sürünsünler. Otelde giriş yaptım, resepsiyona Boğaz manzaralı bir suit, jakuzili ve kahvaltı dahil olsun. Hemen, dedim ve kartı uzattım. Bir gecelik ücretimiz on bin lira, deyince içimdeki cimri ses biraz kulak tırmalasa da o sesi bastırmak kolay oldu.
Giriş yaptım, odamı görünce içim sevinçle doldu. Büyük yatak, harika manzara, yumuşacık havlu, bir de dev bir banyo Öyle bir huzur kapladı ki içimi! Önce ayakkabılarımı çıkardım, sonra mini barda buz gibi bir şampanya açıp içmeye başladım. Telefondan on iki arama, beş mesaj Hepsi buyurgan cümleler: Neredesin? Markete mi gittin, ekmek alsana! Aç kaldık, hadi gel! Bir an güldüm kendi kendime. Hiç İyi misin, yoruldun mu? yok.
O sırada son mesaj geldi: Karttan 10.000 TL çekilmiş, Swiss Bosphorus, ne yaptın gene? Hemen cevap ver!! Demek dikkatini çekti. Keyifle oda servisini aradım: Gece geç oldu ama çok açım, bir deniz mahsullü salata, antrikot, yanında da iyi bir kırmızı şarap ve çikolatalı tatlı istiyorum, ne kadar tutsa da umrumda değil, her şeyi yazın odaya.
Sonra köpüklü jakuzimi hazırladım, telefon hâlâ çalıyor. Ancak küvete yerleşip gevşediğimde cevap verdim.
Efendim, Orhan?
Kızgın, şaşkın, panik: Asuman sen kafayı mı yedin? On bin lira ne, bu saatte kaçak mı alışveriş yaptın?!
Sakin ve rahatça: Hayır Orhancığım, kendime bir gece huzur ve saygı aldım. Swissteyim. Evin haline dayanamadım, balık kokusuna mecbur değilim. Pişir şunu, yap bunu dedikçe kırıldım. Şimdi ben saygı göreceğim. Yarın sabaha kadar arama. Oda servisi için ayrı çekim de gelebilir, panik yok
Ama bu parayla balkon yapacaktık! Eve gel, yoksa! diye bağırdı ama dinlemedim. Sana kolay gelsin, Orhan. Susuz kalırsan, Tolgaya de içirsin bir çay! dedim, telefonu kapadım ve tamamen susturdum cihazı.
Kapı çaldı, yemek geldi. Bembeyaz örtülü masa, kristal bardakta şarap, harika et. Asla hizmetçi gibi değil, hayatın başrolündeki kadın gibi hissettim kendimi. O gece ilk defa başkasının huzuruna ve rahatına hizmet etmeden uydum. Gecenin sonunda yumuşacık yatağa girdim, izmirli duygularla, mışıl mışıl uyudum. Sabah güneş vurunca gözlerimi açtım, içimde tarif edilemez bir huzurla.
Otelin spasında yüzdüm, hamama girdim. Masöz kız, Abla valla taş olmuşsun, biraz kendine bak, deyince güldüm. Artık bakacağım, dedim. Saat ikiyi geçince çıkarken, telefona dönen dünyada kırk cevapsız. Sonunda bir mesaj: Evi temizledim. Gel, konuşalım.
Yine Konfor+ ile eve döndüm. Kapıyı açınca, limonlu deterjan ve suçlu bir adam kokusu burnuma geldi. Orhan mutfakta, önündeki çay neredeyse soğumuş. Ev ışıl ışıl; halı temizlenmiş, bulaşıklar yıkanmış, camlar parlıyor. Biliyorum, gece boyunca kriz geçirirken evi de baştan aşağı arındırmış. Cüzdanından aldığım kartı önüne bıraktım.
Sana maliyeti otuz sekiz bin beş yüz oldu. Hem huzurumun, hem senin dersinin fiyatı.
Başını ellerinin arasına aldı. Yahu Asuman, bir geceye bu harcanır mı! Balkon, arabanın lastiği?..
Usulca oturup kararlı bir sesle: Bir düşün bakalım; on yıldır nasıl hem temizlikçi, hem aşçı, hem çocuk bakıcılığı, hem psikolog yaptım bedava? Evet, hayır dediğimde bir kez olsun umursadın mı? Arkadaşların senden önemliyse, bir dahakine ben burada olmam. Gerekirse ayrılır, canımın istediği otele bir ömür yerleşirim. Tutan mı var?
Cevap veremedi, büzüşüp sadece başını salladı. Bir daha olmayacak. Söz. Tolgayı da asla çağırmam, dedi, gözlerini kaçırarak.
Baş köşeye kurulup, Acıktım, ne var yemekte? dedim. Hemen, Çorba yaptım, poşetten, ama patatesli, ister misin? diye fırladı. Kendi kendime güldüm; poşet çorba da olsa, bir erkeğin ilk defa yemek yapması mucize gibi. Uzattı içi titreyerek.
İkimiz sessizce yedik çorbamızı. İçimden düşünüyorum: Evet, otuz sekiz bin beş yüz lira pahalı görünebilir, ama bence evliliğimiz için en iyi yatırım buydu. Hayatta bazen hakkım deyip masaya yumruğu vurmak gerekiyor. Yoksa seni kimse görmüyor, duymuyor.
O akşam birlikte film izledik. Seçimi bana bıraktı, romantik bir film, ki normalde saçma derdi. Sarılırken fısıldadı: Asu Orası yani, otelde gerçekten güzel miydi?
Çok güzeldi. Jakuzisi, manzarası, yumuşacık bornozu vardı.
O zaman Belki seneye birlikte gideriz? Hem biriktiririz, hem de tartışmasız romantizm olur.
Kafamı omzuna koyup sakince gülümsedim. Olur, ama kartı bu kez hep yanında tut. Gece aniden canım lüks çekebilir! Hafifçe güldü ve bana sıkıca sarıldı. Yok canım, bundan sonra steyk yapmayı öğrenirim, daha ucuza gelir bana da!
Bu olaydan sonra altı ay geçti. Evde artık misafir sadece hafta sonunda ve önceden konuşulunca gelir oldu. En güzeliyse: Orhan kendi tabağını mutfağa götürüyor! Demek ki otuz sekiz bin beş yüz liralık ders köklü değişim sağladı.
Ben mi? Maaşımdan azar azar kendime ayrı hesap açtım: Asuman’ın Acil Durum Fonu. Her ay biraz kenara. Bilirim ki gün olur, yine kendi değerimi anımsamak isterim. O zaman cepler dolu, gönlüm huzurlu olur.
Kadın dediğin bazen çok pahalıya çıkmalı. Çünkü değersiz hissettikçe başkası da seni ucuz görüyor. Şimdi anlıyorum, kendime kıymet verdikçe önce ben, sonra tüm hayat değişiyor.




