Söz
Elimde direksiyon, İstanbuldan Bursaya doğru yol alıyorduk. Yanımda en yakın dostum Halit oturuyordu. Patron iki günlüğüne bizi iş için göndermişti, işlerimizi bitirip dönmekteydik.
Halit, bak ne güzel hallettik her şeyi, büyük bir sözleşme imzaladık, patron bayılacak, dedim, keyifle gülümsedim.
Aynen öyle dostum, şansımız yaver gitti, diye onayladı Halit ve yan yana aynı ofiste çalışmanın huzuru yüzüne yansıyordu.
Eve dönmek gibisi yok, hele seni bekleyen biri varsa… dedim, Sevda hamile, bulantısı bitmiyor. Ona çok üzülüyorum, ama bir çocuğu istiyorduk. Her şeye dayanırım evladımız için, dedi bana.
Çocuk güzel şey, ama bizim Deryayla bir türlü olmuyor. Tekrar tüp bebek deneyeceğiz, ilk denememiz olmadı, diye içini döktü Halit. Derya ile yedi yıllık evliydiler, evlat hasretiyle yanıp tutuşuyorlardı.
Ben ise otuz iki yaşında evlendim, hayatıma giren kadınlar oldu kuşkusuz, ama bana onları yüreğimde hissettirecek kadar etkileyici biri çıkmamıştı. Sevdayı ilk gördüğümde ise onun dışında kimseye kalbim kaymadı.
Haliti Sevda ile tanıştırdığımda, düğünümüzde de yanımızdaydı. Biraz imrenmişti bana. Sevda, masmavi gözleriyle zarif bir kadındı,, Halit de onun için böyle birine herkes hayran olur derdi.
Dışarıda ince bir sonbahar yağmuru yağıyordu, silecekler arada çalışıyordu. Sohbetimiz neşeliydi. Bir anda telefonum çaldı, açtım.
Sevda, hayatım, yoldayız, iki saate evdeyiz. Sen nasılsın? Zorlama kendini, ağır bir şey kaldırma, gelince hallederim hepsini. Öptüm, canım.
Halit sessizce dinledi bizi, aklından geçtiği belliydi: Derya hiç aramaz, benim için endişe etmez, beni kendine bağlı sanıyor. Sevda gibi değil hiç. Onda her şey net: iş, ev.
Bir anda yolda karşıdan bir kamyonet hızla üzerimize geldi, kaza kaçınılmazdı. Son anda direksiyonu kırdım, aracın sol tarafı direğe çarptı. Halit gözünü açtığında kolu kan içinde, başı ağrılıydı, kapısı açıktı. Bana baktı, kıpırdamıyor olduğumu fark etti.
Çevreden insanlar koştu yardıma, arabalar kenara çekti. Halit, çimleri ıslatan yağmura aldırmadan yerde bekledi, ambulans çağrıldı. Beni araçtan çıkarıp sedyeye aldılar, Halit başımı eğilerek:
Sevdaya yardım et, diye zar zor fısıldadım.
Bizi hastaneye götürdüler. Halitin kolu kırılmış, ağır bir sarsıntı yaşamıştı ama bilinci yerindeydi. Hemşirelere hep yeniden sordum:
Ne oldu, dostum nasıl?
Sonra bir hemşire geldi, sessizce:
Vefat etti…
Halitin dünyası başına yıkıldı. Cenazeye gidemedi. Derya gelip Sevdanın mezarda ağladığını anlattı, ayakta güçlükle duruyormuş.
Hastaneden çıkar çıkmaz Derya ile mezara gittik, uzun süre başında durduk, Dert etme canım kardeşim, Sevdayı yalnız bırakmayacağım, yardım edeceğim, diye içimden dua ettim.
Bir iki gün sonra Sevdayı ziyaret ettim, kapısı çalınca gözyaşlarına boğuldu:
O olmadan yaşayamam, varlığına alışamadım
Söz verdim arkadaşına, yanında olacağım. Ne istersen ara, söyle, uğrayacağım hep.
Zaman geçti. Sevda biraz toparladı, kaybın şokuyla hamileliği riske girerse diye doktor uyarıyordu. Halit iki kez haftada gelirdi; market alışverişini götürür, vitaminler alır, bazen hastaneye bırakırdı. Sevda yardımı öyle kolay kolay istemezdi, yalnızca gerçekten ihtiyaç duyduğunda.
Halit, rahatsız oluyorum, zamanını bana harcıyorsun, derdi.
Hiç sıkıntı değil, hem arkadaşına sözüm var, diye cevaplardım.
Sevdaya farklı duygular besliyordum. Tam da hayallerimdeki kadındı, ama şartlar tuhaftı.
Sevda karnında hayat taşırken, Halit ve Derya tekrar tüp bebek için hastane yollarındaydı. Sonuç yine hüsran oldu. Derya, Halitin Sevdaya yardım ettiğini bilmiyordu, o telefonunda Sevdayı Yardım olarak kaydetmişti, denk gelmesin diye.
İkinci tüp bebek de olmayınca, evde huzur kaçtı. Derya suçu Halitte arıyordu. Halit ise suskundı, hayata karşı isteği azaldı.
Derya görüyordu; eşi, tuhaflaşmış, dalgın, bazen sinirli, geceleri bir yerlere gidiyordu. Aldatma ihtimalini aklının ucundan bile geçirmiyordu, zira aralarında bir mesafe yoktu.
Halit içten içe işteki başarılarıyla teselli buluyordu. Kaybettikleri proje için yeniden işe koyulmuş, dönem sonunda büyük bir anlaşma daha yapmıştı.
Sevdanın karnı büyüdükçe tek başına daha acizleşti. Ailesi Erzurumda yaşıyordu, İstanbulda yakını yoktu. Bazen ayakları şişer, başı ağrırdı ama çoğu zaman şikayet etmezdi.
Bir gün market alışverişini götürdüğümde, onu merdivende yeni perde takarken yakaladım.
Camı sildim, perdeyi de asacağım, dedi gülerek.
Hemen in, dedim kesin bir tonla, karnına bakıp, düşsen çocuğu kaybedersin, şaka olmaz!
Yardım edip indirdim, neredeyse sarılmıştık, vücudum bir an titredi.
Teşekkürler Halit, deyip koştu banyoya, bulantısı tuttu yine.
İçimden geçirdim; Acaba Deniz şu an bizi izleyebiliyor mu? Kendi istedi bunu
Bir sonraki sefer Sevda dedi ki:
Halit, çocuk odasını birlikte hazırlayalım mı? Doğumdan sonra vaktim olmayacak. Yürürken çok güzel bir duvar kağıdı gördüm.
Beraber işe koyulduk. Derya depresyonda, yine hep kısırlıktan söz ediyordu, Sevda ise doğum yaklaşıyordu.
Derya, evliliği kurtarmak istiyorsa kendini işe vermek zorundaydı. Gazeteye makale yazıyordu. Bir gün, bilinen bir dergi düzenli yazı istedi. Sevinçle kabul etti, toparlanmak iyi geldi. İyi bir ücret aldı, marketten leziz yiyeceklerle eve döndü, yanına iki de şişe şarap ekledi.
Ne bu? Bayram mı var? dedim Halit, eve döndüğümde şaşırdım.
Evet, iyi bir ücret aldım, kutlama zamanı. Bekliyordum fırsatı aylardır.
Sevda için sürekli telaşlı hissediyorum çünkü hayatı bana emanet kalmış gibi. Akşam ailece yemek hazır, televizyonun karşısında eski favori filmlerimizi izlerken şarap içiyoruz.
Birden telefonum çaldı. Derya, ekranı Yardım olarak gördü. Hemen mutfağa geçtim.
Halit, galiba doğum başladı Ambulans çağırdım, dedi Sevda.
Ama daha vakit var sanıyorduk.
Yedi aylık ama, sesi titriyordu.
Peki, hastaneye geliyorum, dedim.
Apar topar giyindim, Derya bana şaşkın bakıyor.
Gidiyor musun?
Evet, patron aradı, acil bir bağış işi var. Açıklarım sonra, inan bana, şart.
Derya inanmadı.
Hangi bağış, hangi patron, hikaye anlatıyorsun, Halit!
Arabaya atlayıp hastaneye koştum, Sevdayı buldum. Hemşire saatlerce bekletti, sonunda Oğlunuz doğdu, dedi. Derin bir nefes aldım, Allaha şükrettim.
Gece eve döndüğümde Derya gözlerini üzerime dikti, yorgun ve bitkin olduğumu hemen anladı.
Yardım için gittiğin belliydi, dedi kinayeli bir sesle.
Üzerimi bile çıkarmadan koltuğa oturdum.
Derya, doğru… Sevda oğlunu doğurdu, Denizin emaneti bana kaldı. O tamamen yalnız, dürüstçe söyledim.
Anlaşıldı, bütün parçalar birleşti dedi sessizce, şimdi sıra yeni doğan oğluna yardım etmende değil mi?
Evet, Sevdaya yardım ediyorum, dedim açıkça.
Beni tanıyorsun, buna razı olmam, başkasının çocuğuna zamanını harcamanı istemem. Bizim çocuk olmayacak gibi, ayrılacağım senden, belki bir gün başka biriyle anne olurum.
Hayretle ona baktım, halen beni suçluyordu.
Tabii Derya, karar senin, açıklama yapmayacağım. Sevdaya ve oğluna yardımcı olacağım.
Zaman geçti, Derya boşanma davasını açtı. Ben Sevdaya ve küçük Doğana kol kanat gerdim. Kısa süre sonra Sevda ile evlendik. İki sene sonra bir kızımız doğdu.
Bu hayatta verdiğimiz söz, en büyük sınavımız oldu. Hayat bazen çok beklemediğin bir anda sorumluluk yükler. Desteğe muhtaç birini elinden tutmanın, sadakatin ve insanlığın değeri ise hiçbir şeyle ölçülemez. Hayat bana bunu öğretti.




