Verilen Söz Deniz, direksiyonun başında sakin bir şekilde aracı sürerken yanında en yakın arkadaşı Kadir oturuyordu; onlar, komşu şehirden işleri halledip dönüyordu, patron iki günlük iş seyahatine göndermişti. – Kadircim, helal olsun bize, müthiş iş çıkardık, devasa tutarda sözleşmeyi imzaladık, patron mest olacak! – diye keyifle güldü Deniz. – Aynen öyle, valla şanslıyız! – dedi Kadir, hem arkadaş hem ofis arkadaşıydılar. – Eve dönmek ne güzel, üstelik seni bekleyen biri varsa… – dedi Deniz. – Benim Arzu hamile, sürekli mide bulantısı yaşıyor. Çok üzülüyorum ona, ama ikimiz de çok istedik çocuğu, o da “Her şeye dayanacağım, yeter ki bizim bebeğimiz olsun,” diyor. – Çocuk sahibi olmak güzel ama biz Melis’le bir türlü beceremedik. Taşıyamıyor bir türlü. Şimdi ikinci tüp bebek denemesine hazırlanıyoruz, ilki başarısız olmuştu… – diye içini döktü Kadir. Melis’le yedi yıldır evliydiler ve bir çocuk için yıllardır yanıp tutuşuyorlardı. Deniz otuz iki yaşında evlenmişti, peşinde çok kadın olmuştu ama hiçbirine fena şekilde tutulmamıştı. Arzu’yu tanıyınca ise başka kadın sanki kalmamıştı onun için. Deniz Arzu’yu Kadir’le tanıştırdığında, düğünlerinde Kadir de şahit olarak yanındaydı. Kadir, dostuna biraz imrenmişti; Arzu güzeller güzeli, zarif bir kadındı ve Kadir onu hemen anlamıştı, böyle bir kadına anında tutulmamak elde değildi. Ağır bir sonbahar yağmuru camlara vuruyordu, silecekler arada çalışıyordu, iki dost neşeyle sohbet ediyordu. O sırada Deniz’in telefonu çaldı. – Arzucuğum, merhaba, eve dönüyoruz, yaklaşık iki saate oradayız, sen nasılsın? Yine aynı mı? Sakın bir şey kaldırma, eve gelince ben hallederim. Öpüyorum, görüşmek üzere güzelim… Kadir, Deniz’i dinlerken Arzu’yu gözünde canlandırıyordu; dostu için nasıl endişeleniyor, onu nasıl bekliyor? “Benim Melis hiç aramaz, hiç endişelenmez, sanki bana iyice bağlandı ve artık belli kuralları, evi ve işini tek başında hallediyor. Melis hiç Arzu gibi değil,” diye içinden geçirdi. Birden Deniz direksiyonu sertçe kırdı. Üzerlerine doğru bir “Küçük Kamyonet” geliyordu, çarpışma kaçınılmazdı; ama son anda, Deniz’in olduğu taraftan direğe girip yoldan çıktılar. Kadir kendine geldiğinde kafası ağrıyor, kolunda kan vardı. Araç dört teker üzerinde duruyordu, Kadir’in kapısı açıktı. Deniz’e baktı, hiç hareket etmiyordu. Kısa sürede insanlar yardıma koştu, yolda başka araçlar durdu. Kadir az az kendine geliyordu, hâlâ başı ve kolu ağrılıydı, ıslak çimlere saçılmış halde yatıyordu. Ambulans bekliyorlardı. Deniz’i sedyeye aldılar, Kadir eğilince Deniz yavaşça fısıldadı: — Arzu’ya yardım et… İkisini hastaneye götürdüler, Kadir’in kolu kırık, şiddetli sarsıntı vardı ama bilinci açıktı. Hep doktorlara soruyordu: — Deniz nasıl, arkadaşım iyi mi? Bir süre sonra hemşire haber verdi: — Deniz hayatını kaybetti… Kadir yas içindeydi. Cenazeye katılamadı. Melis mezarlıktan dönünce anlattı: Deniz’in eşi Arzu gözyaşları içinde, kasvetle, tabutun başında zar zor ayakta durabiliyordu. Kadir hastaneden çıkınca Melis’le birlikte mezarlığa gitti. Uzun süre dostunun mezarı başında durdu; içinden kendine söz verdi: — Merak etme kardeşim, Arzu’yu yalnız bırakmayacağım, yardımcı olacağım, söz verdiğim gibi… İki gün sonra Arzu’yu ziyarete gitti, kapıyı çaldı. Onu görünce Arzu ağladı. — Onsuz nasıl yaşarım? Bir türlü kabullenemiyorum, Deniz artık yok… — Arzucuğum, eşin senden bana yardım etmemi istedi. Birlikte üstesinden geliriz. Bana ne zaman ihtiyacın olursa ara, ben hep yanında olacağım. Zaman geçti. Arzu biraz kendini toparladı, en çok hamileliğin kesilmesinden korkuyordu, doktor da uyarmıştı. Kadir haftada iki kez yanına uğruyor; marketten alışveriş yapıyor, vitamin getiriyor, bazen polikliniğe götürüyordu. Arzu ise Kadir’in yardımını kullanmıyor, yalnızca gerektiğinde arıyordu. – Kadir, valla çok mahcup oluyorum, bana bunu harcama… – Hiç zor değil, üstelik Deniz’e söz verdim. Kadir, Arzu’ya karmaşık duygular besliyordu. Tam hayallerindeki kadındı ama yaşananlara hâlâ adapte olamıyordu. Arzu gebeliğinde sıkıntılı günler geçirirken Kadir ve Melis yeniden tahliller, yine hastaneler, hep hayal kırıklığı… Çocuğu olmayışı öyle bir yaraydı ki ikisi de kabullenmişti. Melis, Kadir’in Arzu’ya yardım ettiğini bilmiyordu, Kadir de hiç açıklama yapmamıştı. Arzu’yu telefonunda “Hayırseverlik” diye kaydetmişti, çünkü biliyordu ki Melis kimin aradığını görürse kıyamet kopardı. İkinci deneme başarısız olunca Kadir ve Melis arasında gerginlik baş gösterdi. Melis, sorunun Kadir’den kaynaklandığını düşünüyordu, Kadir ise artık hiçbir şeye inanmıyordu. Melis, eşinin artık garip davrandığını, bazen dalgın ve sinirli olduğunu, sık sık bir yerlere gittiğini fark etti. Yalnız, Kadir’in kendisini aldattığına pek ihtimal vermiyordu, cinsel hayatlarında bir sorun yoktu. Kadir iş hayatında başarılıydı, Deniz’le başladıkları projeyi tamamladı ve işleri yoluna koydu. Arzu’nun hamilelik süresi uzadıkça daha da güçsüzleşiyordu. Ailesi Sibirya’da yaşadığı için yanında kimse yoktu. Baş ağrıları, ayaklarında ödem olurdu. Sorun etmeden mücadele ediyordu. Bir gün Kadir, alışverişten dönünce Arzu’yu merdivende perde asarken yakaladı. — Camı sildim, yeni perdeleri asmaya çalışıyordum, — dedi gülerek Arzu. — Aşağı in hemen, — dedi Kadir sertçe, Arzu’nun kocaman karnına bakarak. — Düşüp çocuğa bir şey olursa, bu şaka değil! Kadir ona yardım etti, ikisi birbirine yakınlaştı, Kadir bir an sarsıldı. — Teşekkürler Kadir, — dedi Arzu; sonra hemen banyoya koştu, bulantısı yine başlamıştı. Kadir içinden “Acaba Deniz yukarıdan bizi izliyor mu? Kendisi istemişti…” dedi. Bir sonraki gelişinde Arzu: — Kadir, bebek odasını hazırlamaya yardım eder misin, doğumdan sonra vaktim olmaz. Birkaç desen beğendim. Kadir, Arzu hamileyken hiç yalnız yorulmasın diye ondan tam anlamıyla destek oldu; tadilat işini birlikte yaptılar, havadan morale destek, işten iş birliğiyle… Kadir hem Melis’in kısırlık acısıyla boğuşuyor hem Arzu’nun yaklaşan doğumu için koşturuyordu. Melis içinden “Evimi, evliliğimi kaybetmemek için işime sarılmalıyım” dedi. Sonunda bir dergide köşe yazarlığı teklifi aldı, bunu memnuniyetle kabul etti. İlk maaşıyla eve sevinçle alışveriş yaptı. Eve geldiğinde bir ziyafet sofrası hazırladı. — Ne oluyor, kutlama mı var? — diye şaşırdı işten yeni gelen Kadir. — Evet, güzel bir para aldım, kutlamamız gerek. Bu sözleşmeyi uzun zamandır bekliyordum. Televizyonda favori filmleri oynarken, Melis ve Kadir bir yandan yemek ve bir yandan şarap içerek sohbet ediyorlardı. Tam o sırada Kadir’in telefonu çaldı. Melis, telefonun ekranına göz atınca “Hayırseverlik” yazdığını gördü. Kadir telaşla mutfağa geçti. — Ne oldu? — diye sessizce sordu. — Kadir, özür dilerim, doğum başlıyor sanırım… Ambulans çağırdım. — Ama daha erken değil mi? — Yedi ay oldu, erken doğum da olabiliyor, — dedi Arzu, acıdan kıvranarak. — Tamam, hemen hastaneye geliyorum. Kadir aceleyle giyindi; Melis ise endişeli, gözleriyle onu süzüyordu. — Nereye gidiyorsun? — Evet… Patron acil olarak aradı, hayırseverlik işinde konuşacağız. Sonra anlatırım. İnan bana, şart… Melis pek inanmıyordu. — Ne hayırseverliği, ne patronu, Kadir bana masal okuyor yine… Kadir dışarı fırladı, hastaneye doğru gaza bastı. Sonunda Arzu’nun doğum yaptığını öğrendi. İki saat bekledi, hemşire oğlan doğduğunu söyledi. Derin bir “Oh!” çekti, eve dönüp koltuğa yığıldı. Melis uyanıktı, gözleriyle Kadir’i delik deşik ediyordu, onun yorgun ve perişan olduğunu görüyordu. — Hayırseverlik işi seni bayağı yormuş… — dedi Melis alayla. Kadir koltuğa çöküp, dürüstçe söyledi: — Evet Melis. Arzu az önce doğurdu, Deniz’e verdiğim sözü tutuyorum. O tamamen yalnız… — Her şey anlaşıldı… — dedi Melis, — sıradaki aşama da Arzu’ya ve bebeğine yardım etmek, değil mi? — Evet, kesinlikle öyle. — O zaman… ben bunu çekemem, kendi çocuğumuz yok, bir başkasının çocuğuna vakit ayıramazsın, böyle giderse boşanacağım. Olur ya, başka biriyle evlenir çocuk sahibi olabilirim. Kadir ona bakıp, “Artık suçlu olduğumu sanıyor,” diye düşündü içinden. — Sen bilirsin Melis, kendimi savunmayacağım. Arzu ve bebeğine yardım etmeliyim. Bir zaman sonra Melis boşanma davası açtı. Kadir Arzu’ya taşındı, minik Danyal’a yardımcı oldu. Bir süre sonra Arzu’yla evlendiler; iki yıl sonra bir kızları daha oldu. Okuduğunuz için teşekkürler, desteğiniz ve aboneliğiniz için sağ olun; hayatınızda bol şans dilerim!

Söz

Elimde direksiyon, İstanbuldan Bursaya doğru yol alıyorduk. Yanımda en yakın dostum Halit oturuyordu. Patron iki günlüğüne bizi iş için göndermişti, işlerimizi bitirip dönmekteydik.

Halit, bak ne güzel hallettik her şeyi, büyük bir sözleşme imzaladık, patron bayılacak, dedim, keyifle gülümsedim.

Aynen öyle dostum, şansımız yaver gitti, diye onayladı Halit ve yan yana aynı ofiste çalışmanın huzuru yüzüne yansıyordu.

Eve dönmek gibisi yok, hele seni bekleyen biri varsa… dedim, Sevda hamile, bulantısı bitmiyor. Ona çok üzülüyorum, ama bir çocuğu istiyorduk. Her şeye dayanırım evladımız için, dedi bana.

Çocuk güzel şey, ama bizim Deryayla bir türlü olmuyor. Tekrar tüp bebek deneyeceğiz, ilk denememiz olmadı, diye içini döktü Halit. Derya ile yedi yıllık evliydiler, evlat hasretiyle yanıp tutuşuyorlardı.

Ben ise otuz iki yaşında evlendim, hayatıma giren kadınlar oldu kuşkusuz, ama bana onları yüreğimde hissettirecek kadar etkileyici biri çıkmamıştı. Sevdayı ilk gördüğümde ise onun dışında kimseye kalbim kaymadı.

Haliti Sevda ile tanıştırdığımda, düğünümüzde de yanımızdaydı. Biraz imrenmişti bana. Sevda, masmavi gözleriyle zarif bir kadındı,, Halit de onun için böyle birine herkes hayran olur derdi.

Dışarıda ince bir sonbahar yağmuru yağıyordu, silecekler arada çalışıyordu. Sohbetimiz neşeliydi. Bir anda telefonum çaldı, açtım.

Sevda, hayatım, yoldayız, iki saate evdeyiz. Sen nasılsın? Zorlama kendini, ağır bir şey kaldırma, gelince hallederim hepsini. Öptüm, canım.

Halit sessizce dinledi bizi, aklından geçtiği belliydi: Derya hiç aramaz, benim için endişe etmez, beni kendine bağlı sanıyor. Sevda gibi değil hiç. Onda her şey net: iş, ev.

Bir anda yolda karşıdan bir kamyonet hızla üzerimize geldi, kaza kaçınılmazdı. Son anda direksiyonu kırdım, aracın sol tarafı direğe çarptı. Halit gözünü açtığında kolu kan içinde, başı ağrılıydı, kapısı açıktı. Bana baktı, kıpırdamıyor olduğumu fark etti.

Çevreden insanlar koştu yardıma, arabalar kenara çekti. Halit, çimleri ıslatan yağmura aldırmadan yerde bekledi, ambulans çağrıldı. Beni araçtan çıkarıp sedyeye aldılar, Halit başımı eğilerek:

Sevdaya yardım et, diye zar zor fısıldadım.

Bizi hastaneye götürdüler. Halitin kolu kırılmış, ağır bir sarsıntı yaşamıştı ama bilinci yerindeydi. Hemşirelere hep yeniden sordum:

Ne oldu, dostum nasıl?

Sonra bir hemşire geldi, sessizce:

Vefat etti…

Halitin dünyası başına yıkıldı. Cenazeye gidemedi. Derya gelip Sevdanın mezarda ağladığını anlattı, ayakta güçlükle duruyormuş.

Hastaneden çıkar çıkmaz Derya ile mezara gittik, uzun süre başında durduk, Dert etme canım kardeşim, Sevdayı yalnız bırakmayacağım, yardım edeceğim, diye içimden dua ettim.

Bir iki gün sonra Sevdayı ziyaret ettim, kapısı çalınca gözyaşlarına boğuldu:

O olmadan yaşayamam, varlığına alışamadım

Söz verdim arkadaşına, yanında olacağım. Ne istersen ara, söyle, uğrayacağım hep.

Zaman geçti. Sevda biraz toparladı, kaybın şokuyla hamileliği riske girerse diye doktor uyarıyordu. Halit iki kez haftada gelirdi; market alışverişini götürür, vitaminler alır, bazen hastaneye bırakırdı. Sevda yardımı öyle kolay kolay istemezdi, yalnızca gerçekten ihtiyaç duyduğunda.

Halit, rahatsız oluyorum, zamanını bana harcıyorsun, derdi.

Hiç sıkıntı değil, hem arkadaşına sözüm var, diye cevaplardım.

Sevdaya farklı duygular besliyordum. Tam da hayallerimdeki kadındı, ama şartlar tuhaftı.

Sevda karnında hayat taşırken, Halit ve Derya tekrar tüp bebek için hastane yollarındaydı. Sonuç yine hüsran oldu. Derya, Halitin Sevdaya yardım ettiğini bilmiyordu, o telefonunda Sevdayı Yardım olarak kaydetmişti, denk gelmesin diye.

İkinci tüp bebek de olmayınca, evde huzur kaçtı. Derya suçu Halitte arıyordu. Halit ise suskundı, hayata karşı isteği azaldı.

Derya görüyordu; eşi, tuhaflaşmış, dalgın, bazen sinirli, geceleri bir yerlere gidiyordu. Aldatma ihtimalini aklının ucundan bile geçirmiyordu, zira aralarında bir mesafe yoktu.

Halit içten içe işteki başarılarıyla teselli buluyordu. Kaybettikleri proje için yeniden işe koyulmuş, dönem sonunda büyük bir anlaşma daha yapmıştı.

Sevdanın karnı büyüdükçe tek başına daha acizleşti. Ailesi Erzurumda yaşıyordu, İstanbulda yakını yoktu. Bazen ayakları şişer, başı ağrırdı ama çoğu zaman şikayet etmezdi.

Bir gün market alışverişini götürdüğümde, onu merdivende yeni perde takarken yakaladım.

Camı sildim, perdeyi de asacağım, dedi gülerek.

Hemen in, dedim kesin bir tonla, karnına bakıp, düşsen çocuğu kaybedersin, şaka olmaz!

Yardım edip indirdim, neredeyse sarılmıştık, vücudum bir an titredi.

Teşekkürler Halit, deyip koştu banyoya, bulantısı tuttu yine.

İçimden geçirdim; Acaba Deniz şu an bizi izleyebiliyor mu? Kendi istedi bunu

Bir sonraki sefer Sevda dedi ki:

Halit, çocuk odasını birlikte hazırlayalım mı? Doğumdan sonra vaktim olmayacak. Yürürken çok güzel bir duvar kağıdı gördüm.

Beraber işe koyulduk. Derya depresyonda, yine hep kısırlıktan söz ediyordu, Sevda ise doğum yaklaşıyordu.

Derya, evliliği kurtarmak istiyorsa kendini işe vermek zorundaydı. Gazeteye makale yazıyordu. Bir gün, bilinen bir dergi düzenli yazı istedi. Sevinçle kabul etti, toparlanmak iyi geldi. İyi bir ücret aldı, marketten leziz yiyeceklerle eve döndü, yanına iki de şişe şarap ekledi.

Ne bu? Bayram mı var? dedim Halit, eve döndüğümde şaşırdım.

Evet, iyi bir ücret aldım, kutlama zamanı. Bekliyordum fırsatı aylardır.

Sevda için sürekli telaşlı hissediyorum çünkü hayatı bana emanet kalmış gibi. Akşam ailece yemek hazır, televizyonun karşısında eski favori filmlerimizi izlerken şarap içiyoruz.

Birden telefonum çaldı. Derya, ekranı Yardım olarak gördü. Hemen mutfağa geçtim.

Halit, galiba doğum başladı Ambulans çağırdım, dedi Sevda.

Ama daha vakit var sanıyorduk.

Yedi aylık ama, sesi titriyordu.

Peki, hastaneye geliyorum, dedim.

Apar topar giyindim, Derya bana şaşkın bakıyor.

Gidiyor musun?

Evet, patron aradı, acil bir bağış işi var. Açıklarım sonra, inan bana, şart.

Derya inanmadı.

Hangi bağış, hangi patron, hikaye anlatıyorsun, Halit!

Arabaya atlayıp hastaneye koştum, Sevdayı buldum. Hemşire saatlerce bekletti, sonunda Oğlunuz doğdu, dedi. Derin bir nefes aldım, Allaha şükrettim.

Gece eve döndüğümde Derya gözlerini üzerime dikti, yorgun ve bitkin olduğumu hemen anladı.

Yardım için gittiğin belliydi, dedi kinayeli bir sesle.

Üzerimi bile çıkarmadan koltuğa oturdum.

Derya, doğru… Sevda oğlunu doğurdu, Denizin emaneti bana kaldı. O tamamen yalnız, dürüstçe söyledim.

Anlaşıldı, bütün parçalar birleşti dedi sessizce, şimdi sıra yeni doğan oğluna yardım etmende değil mi?

Evet, Sevdaya yardım ediyorum, dedim açıkça.

Beni tanıyorsun, buna razı olmam, başkasının çocuğuna zamanını harcamanı istemem. Bizim çocuk olmayacak gibi, ayrılacağım senden, belki bir gün başka biriyle anne olurum.

Hayretle ona baktım, halen beni suçluyordu.

Tabii Derya, karar senin, açıklama yapmayacağım. Sevdaya ve oğluna yardımcı olacağım.

Zaman geçti, Derya boşanma davasını açtı. Ben Sevdaya ve küçük Doğana kol kanat gerdim. Kısa süre sonra Sevda ile evlendik. İki sene sonra bir kızımız doğdu.

Bu hayatta verdiğimiz söz, en büyük sınavımız oldu. Hayat bazen çok beklemediğin bir anda sorumluluk yükler. Desteğe muhtaç birini elinden tutmanın, sadakatin ve insanlığın değeri ise hiçbir şeyle ölçülemez. Hayat bana bunu öğretti.

Rate article
Lifequest
Verilen Söz Deniz, direksiyonun başında sakin bir şekilde aracı sürerken yanında en yakın arkadaşı Kadir oturuyordu; onlar, komşu şehirden işleri halledip dönüyordu, patron iki günlük iş seyahatine göndermişti. – Kadircim, helal olsun bize, müthiş iş çıkardık, devasa tutarda sözleşmeyi imzaladık, patron mest olacak! – diye keyifle güldü Deniz. – Aynen öyle, valla şanslıyız! – dedi Kadir, hem arkadaş hem ofis arkadaşıydılar. – Eve dönmek ne güzel, üstelik seni bekleyen biri varsa… – dedi Deniz. – Benim Arzu hamile, sürekli mide bulantısı yaşıyor. Çok üzülüyorum ona, ama ikimiz de çok istedik çocuğu, o da “Her şeye dayanacağım, yeter ki bizim bebeğimiz olsun,” diyor. – Çocuk sahibi olmak güzel ama biz Melis’le bir türlü beceremedik. Taşıyamıyor bir türlü. Şimdi ikinci tüp bebek denemesine hazırlanıyoruz, ilki başarısız olmuştu… – diye içini döktü Kadir. Melis’le yedi yıldır evliydiler ve bir çocuk için yıllardır yanıp tutuşuyorlardı. Deniz otuz iki yaşında evlenmişti, peşinde çok kadın olmuştu ama hiçbirine fena şekilde tutulmamıştı. Arzu’yu tanıyınca ise başka kadın sanki kalmamıştı onun için. Deniz Arzu’yu Kadir’le tanıştırdığında, düğünlerinde Kadir de şahit olarak yanındaydı. Kadir, dostuna biraz imrenmişti; Arzu güzeller güzeli, zarif bir kadındı ve Kadir onu hemen anlamıştı, böyle bir kadına anında tutulmamak elde değildi. Ağır bir sonbahar yağmuru camlara vuruyordu, silecekler arada çalışıyordu, iki dost neşeyle sohbet ediyordu. O sırada Deniz’in telefonu çaldı. – Arzucuğum, merhaba, eve dönüyoruz, yaklaşık iki saate oradayız, sen nasılsın? Yine aynı mı? Sakın bir şey kaldırma, eve gelince ben hallederim. Öpüyorum, görüşmek üzere güzelim… Kadir, Deniz’i dinlerken Arzu’yu gözünde canlandırıyordu; dostu için nasıl endişeleniyor, onu nasıl bekliyor? “Benim Melis hiç aramaz, hiç endişelenmez, sanki bana iyice bağlandı ve artık belli kuralları, evi ve işini tek başında hallediyor. Melis hiç Arzu gibi değil,” diye içinden geçirdi. Birden Deniz direksiyonu sertçe kırdı. Üzerlerine doğru bir “Küçük Kamyonet” geliyordu, çarpışma kaçınılmazdı; ama son anda, Deniz’in olduğu taraftan direğe girip yoldan çıktılar. Kadir kendine geldiğinde kafası ağrıyor, kolunda kan vardı. Araç dört teker üzerinde duruyordu, Kadir’in kapısı açıktı. Deniz’e baktı, hiç hareket etmiyordu. Kısa sürede insanlar yardıma koştu, yolda başka araçlar durdu. Kadir az az kendine geliyordu, hâlâ başı ve kolu ağrılıydı, ıslak çimlere saçılmış halde yatıyordu. Ambulans bekliyorlardı. Deniz’i sedyeye aldılar, Kadir eğilince Deniz yavaşça fısıldadı: — Arzu’ya yardım et… İkisini hastaneye götürdüler, Kadir’in kolu kırık, şiddetli sarsıntı vardı ama bilinci açıktı. Hep doktorlara soruyordu: — Deniz nasıl, arkadaşım iyi mi? Bir süre sonra hemşire haber verdi: — Deniz hayatını kaybetti… Kadir yas içindeydi. Cenazeye katılamadı. Melis mezarlıktan dönünce anlattı: Deniz’in eşi Arzu gözyaşları içinde, kasvetle, tabutun başında zar zor ayakta durabiliyordu. Kadir hastaneden çıkınca Melis’le birlikte mezarlığa gitti. Uzun süre dostunun mezarı başında durdu; içinden kendine söz verdi: — Merak etme kardeşim, Arzu’yu yalnız bırakmayacağım, yardımcı olacağım, söz verdiğim gibi… İki gün sonra Arzu’yu ziyarete gitti, kapıyı çaldı. Onu görünce Arzu ağladı. — Onsuz nasıl yaşarım? Bir türlü kabullenemiyorum, Deniz artık yok… — Arzucuğum, eşin senden bana yardım etmemi istedi. Birlikte üstesinden geliriz. Bana ne zaman ihtiyacın olursa ara, ben hep yanında olacağım. Zaman geçti. Arzu biraz kendini toparladı, en çok hamileliğin kesilmesinden korkuyordu, doktor da uyarmıştı. Kadir haftada iki kez yanına uğruyor; marketten alışveriş yapıyor, vitamin getiriyor, bazen polikliniğe götürüyordu. Arzu ise Kadir’in yardımını kullanmıyor, yalnızca gerektiğinde arıyordu. – Kadir, valla çok mahcup oluyorum, bana bunu harcama… – Hiç zor değil, üstelik Deniz’e söz verdim. Kadir, Arzu’ya karmaşık duygular besliyordu. Tam hayallerindeki kadındı ama yaşananlara hâlâ adapte olamıyordu. Arzu gebeliğinde sıkıntılı günler geçirirken Kadir ve Melis yeniden tahliller, yine hastaneler, hep hayal kırıklığı… Çocuğu olmayışı öyle bir yaraydı ki ikisi de kabullenmişti. Melis, Kadir’in Arzu’ya yardım ettiğini bilmiyordu, Kadir de hiç açıklama yapmamıştı. Arzu’yu telefonunda “Hayırseverlik” diye kaydetmişti, çünkü biliyordu ki Melis kimin aradığını görürse kıyamet kopardı. İkinci deneme başarısız olunca Kadir ve Melis arasında gerginlik baş gösterdi. Melis, sorunun Kadir’den kaynaklandığını düşünüyordu, Kadir ise artık hiçbir şeye inanmıyordu. Melis, eşinin artık garip davrandığını, bazen dalgın ve sinirli olduğunu, sık sık bir yerlere gittiğini fark etti. Yalnız, Kadir’in kendisini aldattığına pek ihtimal vermiyordu, cinsel hayatlarında bir sorun yoktu. Kadir iş hayatında başarılıydı, Deniz’le başladıkları projeyi tamamladı ve işleri yoluna koydu. Arzu’nun hamilelik süresi uzadıkça daha da güçsüzleşiyordu. Ailesi Sibirya’da yaşadığı için yanında kimse yoktu. Baş ağrıları, ayaklarında ödem olurdu. Sorun etmeden mücadele ediyordu. Bir gün Kadir, alışverişten dönünce Arzu’yu merdivende perde asarken yakaladı. — Camı sildim, yeni perdeleri asmaya çalışıyordum, — dedi gülerek Arzu. — Aşağı in hemen, — dedi Kadir sertçe, Arzu’nun kocaman karnına bakarak. — Düşüp çocuğa bir şey olursa, bu şaka değil! Kadir ona yardım etti, ikisi birbirine yakınlaştı, Kadir bir an sarsıldı. — Teşekkürler Kadir, — dedi Arzu; sonra hemen banyoya koştu, bulantısı yine başlamıştı. Kadir içinden “Acaba Deniz yukarıdan bizi izliyor mu? Kendisi istemişti…” dedi. Bir sonraki gelişinde Arzu: — Kadir, bebek odasını hazırlamaya yardım eder misin, doğumdan sonra vaktim olmaz. Birkaç desen beğendim. Kadir, Arzu hamileyken hiç yalnız yorulmasın diye ondan tam anlamıyla destek oldu; tadilat işini birlikte yaptılar, havadan morale destek, işten iş birliğiyle… Kadir hem Melis’in kısırlık acısıyla boğuşuyor hem Arzu’nun yaklaşan doğumu için koşturuyordu. Melis içinden “Evimi, evliliğimi kaybetmemek için işime sarılmalıyım” dedi. Sonunda bir dergide köşe yazarlığı teklifi aldı, bunu memnuniyetle kabul etti. İlk maaşıyla eve sevinçle alışveriş yaptı. Eve geldiğinde bir ziyafet sofrası hazırladı. — Ne oluyor, kutlama mı var? — diye şaşırdı işten yeni gelen Kadir. — Evet, güzel bir para aldım, kutlamamız gerek. Bu sözleşmeyi uzun zamandır bekliyordum. Televizyonda favori filmleri oynarken, Melis ve Kadir bir yandan yemek ve bir yandan şarap içerek sohbet ediyorlardı. Tam o sırada Kadir’in telefonu çaldı. Melis, telefonun ekranına göz atınca “Hayırseverlik” yazdığını gördü. Kadir telaşla mutfağa geçti. — Ne oldu? — diye sessizce sordu. — Kadir, özür dilerim, doğum başlıyor sanırım… Ambulans çağırdım. — Ama daha erken değil mi? — Yedi ay oldu, erken doğum da olabiliyor, — dedi Arzu, acıdan kıvranarak. — Tamam, hemen hastaneye geliyorum. Kadir aceleyle giyindi; Melis ise endişeli, gözleriyle onu süzüyordu. — Nereye gidiyorsun? — Evet… Patron acil olarak aradı, hayırseverlik işinde konuşacağız. Sonra anlatırım. İnan bana, şart… Melis pek inanmıyordu. — Ne hayırseverliği, ne patronu, Kadir bana masal okuyor yine… Kadir dışarı fırladı, hastaneye doğru gaza bastı. Sonunda Arzu’nun doğum yaptığını öğrendi. İki saat bekledi, hemşire oğlan doğduğunu söyledi. Derin bir “Oh!” çekti, eve dönüp koltuğa yığıldı. Melis uyanıktı, gözleriyle Kadir’i delik deşik ediyordu, onun yorgun ve perişan olduğunu görüyordu. — Hayırseverlik işi seni bayağı yormuş… — dedi Melis alayla. Kadir koltuğa çöküp, dürüstçe söyledi: — Evet Melis. Arzu az önce doğurdu, Deniz’e verdiğim sözü tutuyorum. O tamamen yalnız… — Her şey anlaşıldı… — dedi Melis, — sıradaki aşama da Arzu’ya ve bebeğine yardım etmek, değil mi? — Evet, kesinlikle öyle. — O zaman… ben bunu çekemem, kendi çocuğumuz yok, bir başkasının çocuğuna vakit ayıramazsın, böyle giderse boşanacağım. Olur ya, başka biriyle evlenir çocuk sahibi olabilirim. Kadir ona bakıp, “Artık suçlu olduğumu sanıyor,” diye düşündü içinden. — Sen bilirsin Melis, kendimi savunmayacağım. Arzu ve bebeğine yardım etmeliyim. Bir zaman sonra Melis boşanma davası açtı. Kadir Arzu’ya taşındı, minik Danyal’a yardımcı oldu. Bir süre sonra Arzu’yla evlendiler; iki yıl sonra bir kızları daha oldu. Okuduğunuz için teşekkürler, desteğiniz ve aboneliğiniz için sağ olun; hayatınızda bol şans dilerim!