HER İHTİMALE KARŞI
Sevda, ağlayan iş arkadaşına göz ucuyla baktı, aldırmaz bir şekilde tekrar bilgisayarına yöneldi, hızlıca bir şeyler yazmaya başladı.
Hiç vicdan yok sende Sevda, dedi bölüm şefi Ayselin sesi arkadan.
Bende mi? Sen nereden çıkardın bunu?
Ne demek nereden çıkardım? Sen şimdi hayatında her şey yolunda diye, diğer herkesin de öyle olacağını mı zannediyorsun? Görmüyor musun Aylin perişan olmuş, bir sarılsan, bir tavsiye versen, tecrübelerini paylaşırsan ne kaybedersin? Sonuçta senin her şeyin güllük gülistanlık.
Ben mi? Tecrübemi paylaşayım? Aylinle? Korkarım ona fazla gelir. Bak, beş yıl önce de buna benzer bir durumda iş yerine gözleri mosmor geliyordu, gece yolunu daha iyi görsün diye herhalde! Sen o zaman yoktun. Hayır, darp eden sevgilisi değilmiş, kendi düşüp çarpıyormuş sürekli, ne zaman adam basıp gitti Aylinin yüzü de açıldı, üçüncü kaçan da o işte.
O zaman ben de destek olayım dedim, başımdan geçenleri anlattım. Ama bir de suçlu ben oldum. Sonradan kızlar anlattı, boşa uğraş, Aylin herkesten iyi bilir işleri dediler. Zaten beni de kötüleyip, Aylinin mutluluğunu bozan biri ilan ettiler. O vakitler büyücülere gidip muskalar yaptırıyordu, şimdi modernleşti, psikoloğa gidiyor, ‘travmalarını çalışıyor.’ Ama hiç anlamıyor ki, yıllardır aynı hikayede sadece isimler değişiyor. O yüzden kusura bakmayın, ben ne mendil uzatacağım, ne gözyaşı dökeceğim.
Olsun Sevda, yine de insan biraz düşünür.
Öğlen yemeğinde herkes aynı masadaydı, dönen tek muhabbet Aylinin eski sevgilisinin ne kadar üçkağıtçı olduğuydu. Sevda sessizce yemeğini yedi, kahvesini aldı, köşede bir yere geçti, kafasını dinlemek için sosyal medyada gezinmeye başladı.
Sevda, yanına oturdu neşeli, hafif topluca Gülçin, genelde güler yüzlüdür ama bugün suratı asılmıştı, hiç mi üzülmüyorsun Ayline?
Gülçin, ne bekliyorsun benden?
Boşver ya, yanlarından geçen Irmak atıldı, o zaten hep böyledir, onun Emresi var, keyfi yerinde, anlamaz ki yalnız kalmak ne demek, hele çocuğun varsa, kimseden yardım yoksa. Bir de al da gör bakalım o ‘baba’ dediğinden nafaka koparabiliyor musun!
Zaten doğurmamalıydı, hem ortada kalmış hem de, kusura bakmayın kızlar, yaş da geçiyor, diye araya girdi en yaşlımız, Emine Hanım, nam-ı diğer Emine Abla. Sevda haklı valla, kaç kere ağladı, hamileyken de kahrını çekti, öncesi zaten bir alem…
Kadınlar çember olup Aylinin yanına kondu, türlü nasihatler veriyorlar.
E ne oldu sonra?
Güçlü, bağımsız Aylin ortaya karakter koymak istedi. Ağlamaktan sıkılıp köyden annesini çağırdı, oğlana bakması için. Aylin toparlandı, saçına kahkül koydu, kaşlarını dövme yaptırdı, kirpik taktı, burun piercingi yaptırmak istedi, bölümce engel olduk. Ve gaza bastı.
Üzülme Aylin, diye destek verdi kızlar, onun da canı yanacak, pişman olacak!
Hiç sanmam, dedi Sevda sakin bir sesle, ama yanında oturan alkollü kızlar duydular, O ne demek ya?
Hiç, yanmaz canı, pişman da olmaz. Aylin de yarın öbür gün aynısından bulur kendine
Sana kolay tabii, Emren var, o asla öyle biri değil.
Değil… Benim Emre, dünyanın en iyi adamı, elini kaldırmaz, alkol sevdası yok, başka kadın bakmaz, delicesine seviyor beni.
Hepsi öyle der, bakarsın biri kapar elinden.
Yok, Emre öyle biri değil.
O kadar da emin olma.
Eminim.
Şarap kafaları bastı, kızlar ağız dalaşına girdi.
Hadi sana gidelim, bakalım Emre senin sandığın kadar sadık mı? Siz bizi çağırmazsınız kesin, korkarsınız bizden biriniz Emreyi kapar!
E gelin bakalım.
Geliyoruz kızlar, toplan Vildan Abla, sen de geliyor musun?
Yok kuzum, evde Hasan bekliyor. Ama siz gidin, eğlenin bol bol, dedi Emine Abla gülümseyerek.
Kahkahalarla Sevdanın evine doluştular, mutfağı şenlendirdiler.
Hadi kızlar hızlıca bir şeyler hazırlayalım, Emre yok, yakında gelir, sofrayı kuralım şimdiden.
Uğraşmayın boşuna, az yer, zaten yemek seçer ama doğru, yakında gelir.
Kızlar sakinleşti, biraz daha sohbet edip evlerine dağıldılar. Geriye Aylin, Aysel ve Gülçin kaldı. Sevdanın sıcak mutfağında çay içip fısıltı ile sohbet ettiler, misafirliğin verdiği hafif tedirginlik vardı üzerlerinde, merakla Emreyi beklediler.
O sırada kapıdan biri geldi.
Emrecim, canım oğlum hoş geldin, diye seslendi Sevda kapı ağzında.
Kadınlar bir anda ortamda kendilerini garip hissettiler, toparlanmaya başladılar. İçeri uzun boylu, yakışıklı bir genç girdi. Herkesin aklına ‘Demek ki… kocası Sevdadan epey gençmiş’ düşüncesi geldi.
Kızlar tanışın, bu benim Deniz.
Deniz mi, nasıl yani, Deniz? Ne alaka Deniz? bakışları fırladı.
Oğlum, Denizim. Peki ya Emre Deniz, nasıl geçti gününüz?
İyi anne, Emre şimdi biraz dinlenmeli, operasyon sonrası. Yarın oynar yine. Sakın orayı yalama izin verme
Kadınlar utandı.
Biz çıkalım bence…
Durun daha sizi Emreyle tanıştırmadım. Ama sessiz, operasyon geçirdi, Denizle gelini getirdi, ben işteydim, kısırlaştırmaya götürdüler, hep perdelere işiyordu kerata Bakın gelin.
Aha, işte Emre, uyuyor minnoşum.
Kadınlar gülmemek için kendilerini zor tuttular, hızla odadan çıkış yaptılar:
Sevda, bu kedi!
Tabii kedi! Ne sandınız?
Ama, hani koca?
Yaaa, yok öyle biri! Emre diye anlatınca siz kendi kendinize yakıştırdınız, birgün ‘hayatımda harika bir erkek var, adı Emre’ demiştim, sonunu anlatmaya izin vermediniz.
Genç yaşta evlendim, aşkım sandım, üniversiteyi de yarıda bıraktım, Denizi doğurdum. Üç sene zor dayandık, ayrıldık. Ailem çok yardım etti. İkinci kez otuzuma doğru evlendim. Adam düzgündü, uçuyordum sevincimden. O, benden iki çocuk hayali kurdu, Denizi asker okuluna yollarız dedi, ya da anneme bırakayım dedi, ben de bıraktım adamı annesine. Anlamadı neden, onun annesi de beni suçladı, ‘kimse başkasının çocuğuna bakmaz!’ dedi, halbuki kendi de ikinci evliliğiydi.
Uzun süre Denizle başbaşa yaşadık, yeniden aklımı başıma aldım. Piyasa evlilik için pek yaşım kalmamıştı, dedim Allahın işi, üçüncü şans. Daha flörtte adam gözüme morarttı, kıskançlığıymış, açıklamış oldu. Deniz küçükken başlamıştı savunmaya, evde birlikte çalışıyorduk bazen teknikleri. Ben de öğrendim, Othelloyu evden attım, ‘yeter’ dedim. Sana hayatımda yer yok, dedim.
Deniz evlendi, evde sessizlik oldu, ben de Emreyi sahiplendim, böyle huzurla yaşıyoruz. Sinemaya giderim, tatile çıkarız, kimse kimseye hesap vermez, kimse dara sokmaz. Arada güzel bir akşam yemeği yapıp Denizi çağırıyorum, kalkıp gidiyor mutlu mutlu.
Deniz başta anlamadı bu düzeni, neden birlikte yaşamıyoruz diye sordu. Ne gerek var? Herkesin ayrı düzeni, alışkanlığı var. Gençken olurdu, ailemdeki gibi olurdu, kırk yıllık evliler. Ama ben beceremedim işte, neden kendimi sırf ‘evliyim’ demek için zorlayayım? Gerek yok. Emreyle gayet mutluyum.
Bak işte, minnoşum açtı gözlerini, seni uyarmıştım, perdeleri çişlemeye devam edersen kolyenden olursun diye…
Kızlar düşünceli çıktı, hele Aylin. Ama Aylin, Sevda gibi davranamadı. Bir ay geçmeden yeni sevgilisi vardı, iş arkadaşlarına büyük çiçekler yolluyordu.
Sevda ile Emine Abla, gülümseyerek izlediler.
Hasan nasıl? Ayağı iyi mi?
İyi Sevda, parkta bir şeye bastı galiba ama çabucak geçti. Torunlar geldi, kediyi yarışmaya götürelim dediler de, hayvana yazık ya, bize huzur yeter… Aylinin de düzeldi galiba işleri.
Herkes yolunu buluyor Emine Abla, kimi hayvan sever, kimi adam…
Herkes nasibinde ne varsa… Bakalım bu sefer Aylinin bahtı açılır mı?
İnşallah…
Neyden bahsediyorsunuz fısır fısır?
Senden Aylin, umarım bu defa şansın yaver gider diyoruz.
Biliyorum kızlar, durumun farkındayım ama yalnızlığa alışamıyorum.
Bize ne, herkesin hayatı farklı…
Sevda, dedi Aylin bir gün, Sevda arabasına yürürken, kedi almak istiyorum, ne önerirsin, dişi mi erkek mi?
Git canım, seni bekliyorlar… Gerekirse bakarız sonra, diyerek güldü Sevda.
Ben de işte… Her ihtimale karşı.




