Bir Hatanın Gölgesinde: Üç Kırık Hayat – Annemin Eski Aşkı, Kayıp Bir Fotoğraf ve Geçmişte Yapılan Seçimlerin Ailemiz Üzerindeki İzleri

Üç Kırık Kader

Bakalım, burada mutlaka ilginç bir şey var!

Her şey, sıradan bir cumartesi günü yapılan temizlikle başlamıştı. Aylin, üst raflara istiflenmiş eski eşyaların arasında gezinirken, Neşe mutfakta öğle yemeğini hazırlıyordu. Tozlu kutular arasında Aylinin eline daha önce hiç görmediği yıpranmış bir fotoğraf albümü geçti. Merakı ağır bastı, albümü alıp koltuğa yerleşti ve sayfaları çevirmeye başladı.

Başlangıçta hep neşeli kareler vardı: genç Neşe, Ankarada Kuğulu Parktaki fıskiye başında arkadaşlarıyla, bir kır pikniğinde, papatya tarlasında gülerek poz veren genç bir kadın. Ardından albümde, uzun boylu, siyah saçlı bir adamla birlikte çekilmiş fotoğraflar göze çarpıyordu; o karelerde Neşe öyle mutluydu ki, el ele tutuşuyor, göz göze bakıp gülümsüyorlardı. Aylin dikkatle baktı: biri kafede, başka birinde sahil yolu boyunca yürürken, birinde ise bankta kıkır kıkır gülüyorlardı. Ne kadar ilgi çekici! Kimdi bu zarif adam? Neden annesine bu kadar aşkla bakıyordu?

Daha fazla dayanamadı, Aylin mutfağa inip annesine albümü gösterdi. Neşe tam o sırada fırından kek çıkartıyordu, mutfağı mis gibi vanilya kokusu sarmıştı.

Anne, dedi Aylin, albümü uzatarak, bu fotoğraflardaki adam kim? Ben onu hiç görmedim.

Neşe bir an tereddüt etti, fırın eldiveniyle tepsiyi yerine koyarken ellerinin titrediğini Aylin fark etti. Ama sonra Neşe sakin bir gülümsemeyle, tepsiyi masanın üstüne bıraktı.

Haa, o kişi Tekindi, dedi, sesi rahatlamaya çalışsa da Aylin annesinin sesindeki huzursuzluğu hissetti. Senin babandan çok önce tanışmıştık.

Hiç anlatmamıştın! Aylin albümü karıştırırken ısrar etti. Göründüğünüz kadar mutluymuşsunuz. Ne oldu size? Neden ayrıldınız?

Neşe ellerini önlüğüne sildi, bakışlarını pencereden dışarıya çevirdi, site bahçesinde oynayan çocuklara baktı. Zor bir konuydu, çoğu zaman üstünü kapatmayı tercih etmişti. Ama Aylinin öylesine meraklı bakışı karşısında artık susmak mümkün değildi.

Zor bir hikaye, kızım. dedi Neşe, dönüp Ayline bakarak. Birbirimizi gerçekten çok sevmiştik ama bir arada olamadık. Ve bunun tek nedeni benim hatam. Bizim ayrılığımızın tüm suçu bende.

Aylin sandalyeye oturdu, gözünü annesinden ayırmadan. Bir yandan annesinin canını yakan eski anıları hatırladığı için pişman olmuştu, diğer yandan fena halde merak içindeydi. Kendini biraz suçlu hissetse de merakına yenik düştü.

Her şeyi anlat, diye fısıldadı. Lütfen! Çocukluğumdan beri biliyorum, babamla aranız hep gergindi. Hiçbir zaman onu sevemedin, bunu hissediyorum! Bunca yıl nasıl katlandın? Anlat bana. Evet, babam, onu kabulleniyorum ama o yani, çok da hayran kaldığım biri değil. Kaba, kıskanç, başkasını düşünmeyen biri. Sana ne eksik geldi de Tekini bırakıp babamı seçtin?

Neşenin eli titredi, tuttuğu kahve fincanını nazikçe masaya koydu. Gözlerini eğdi, derin bir nefes aldı.

Kolay bir soru değil bu, kızım, dedi hüzünle. Babanı asla sevmedim, hatta nefret bile ettim zaman zaman.

Aylin irkildi. Böyle bir şeyi duyacağını tahmin etse de, annesinin ağzından işitmek beklediğinden daha acı geldi.

O zaman niye hayatını onunla paylaştın? dedi, sesi yükselmişti. Seni zorladılar mı? Ailen mi istedi?

Neşenin yüzünde acı bir tebessüm belirdi.

Tam aksine onlar kesinlikle istemiyordu, dedi alçak sesle. Annem ne kadar hızlı karar verdiğime şaşırmıştı. Özellikle Tekin o sırada bana talipti ve annem hep onu isterdi. Tekin iyi bir talipti ne de olsa.

Neşe bardağın kenarını parmağıyla dolaştırdı. Kızına anlatmak hiç kolay değildi ama Bugün anlatma isteği ağır basıyordu. Belki o eski fotoğrafların etkisiyle, belki de başka bir sebepten…

Benim huyum kötüdür kızım; biri bana baskı yaparsa, inadına tersini yaparım. Zarar da görsem, ille de kendi bildiğimi okurum. Annemlerle de aramızda hep bir özgürlük vardı. Ama kalpten sevdiğim insan bunu anlamadı ya da anlamak istemedi.

Sessizce cama bakarken, pencereden lapa lapa düşen ilk kar tanelerine daldı. O hatayı düşündükçe hala içi yanıyordu. Öyle bir inat meseleyi ispatlayacağım diye, üç insanın talihini altüst etmişti; kendinin, Tekinin ve ileride eşi olacak o talihsiz adamın. O evlilik baştan sona yanlışlığın ilanıydı. Neşe bunun farkındaydı, aslında o anda bile anlamıştı. Ama işte o inatçılıkla hayatının yönünü çarpıtmıştı…

~~~~~~~~~~~~~~~

Bir zamanlar Neşe mutfağın küçük masasında otururken Tekini seyretmişti. Ne kadar rahat ve hünerliydi; sanki sıradan biri değil, İstanbuldaki bir meşhur lokantanın şefiymiş gibi çalışıyordu. Bıçağı ustalıkla kullanıyor, sebzeler küçük küpler halinde doğranıyor, buram buram güzel kokular ortalığı sarıyordu.

Neşe birkaç kez yardımcı olmak için ayağa kalksa da Tekin sevecen ama kararlı biçimde her defasında Sen otur, burası benim mutfağım. Keyfine bak, tek yapman gereken tadını çıkarmak, deyiveriyordu.

Neşe, en basit malzemelerin bir araya gelip bambaşka bir şölene dönüşmesini şaşkınlık ve hayranlıkla izliyordu. Onun mutfağında hüküm ona aitti; Tekin yemek pişirmezdi, adeta yaratırdı; her hareketine ruhunu katardı.

Bizim ailede lokanta var, Neşenin şaşkınlığını fark edince gülerek açıklamıştı Tekin. Annem çok güçlü bir ustadır, ben de çocukken hep yanında bulundum. Fena çırak değildim açıkçası! Birazdan tadına bakarsın, üstüne kaç kere istersin!

Gözlerinde gururlu bir sevinç parlıyordu. Hamaratlık ona iyi geliyordu ve evin havası bir anda sıcacık oluyordu.

Bir süre sonra Neşe’nin tabağı temizlenmişti. Tabağı sıyırmamak için kendini zor tutuyordu, böyle güzel bir yemek yememişti hiç! Her lezzet, damakta başka bir tat bırakıyordu; ama bir araya gelince bambaşka bir zenginlik ortaya çıkıyordu.

Neşe arkasına yaslanıp Tekine bakarken hayranlığını gizlemedi:

İnanılmaz, dedi, sesi titriyordu Böylesini hiç tatmamıştım! Bir mutfak sihirbazısın, Tekin. Basit malzemelerle nasıl böyle harikalar yaratabiliyorsun?

Tekin mutlulukla karşısına oturdu, kadının övgüsünden keyif aldı.

Yeter ki işini sev ve biraz hayal gücün olsun, dedi, Bir de güzel malzeme! Ama en güzeli senin beğenmendir. Çok sevindim. Asıl gerçek sihri görmek istersen, seni de bir gün bizim lokantaya götüreceğim!

Neşe gülümsedi, kahve fincanına uzandı ve ilk yudumda gözleri hafifçe kapandı. Mis gibi sıcak kahve kokusu mutfağa yayıldı.

Sözünü aldım! dedi neşeyle. Peki, annenin işi sana mı kalacak şimdi? Lokantanın başına sen mi geçeceksin?

Tekin bir an sustu, düşündü, başını iki yana salladı ve özgüvenle konuştu:

Hayır, çok daha büyük hayallerim var! İstanbula yakın bir tatil beldesinde yeni bir lokanta açıyoruz. Yeri hazır, tadilat yapılıyor. Ben başında olacağım, inan bana o yerde herkes yemek yemek isteyecek!

Tekin anlatırken Neşe’nin gözünde yeni bir hayat canlandı: camları geniş bir salon, mutlu konuklar, gülüşmeler, sofralarda çeşit çeşit lezzetler Fakat Tekinin ağzı kapandığında Neşenin içine bir sıkıntı çöreklendi.

Yani sen taşınacak mısın? diye sordu, sesi titrek. Parmağında döndürdüğü yüzüğe Tekinin nişan hediyesi olan bakıp rahatlamaya çalıştı ama yine içindekini bastıramadı. Peki ben ne olacağım? Beni bırakacak mısın?

Tekin şaşkındı, hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Onu ne kadar sevdiğini nasıl anlatmalıydı ki, bütün çabası, bu yeni başlangıç, her şeyi Neşeyle birlikte hayal etmişti! Sırf onun rahatı için, daha güzel bir gelecek kurmak için didinmişti.

Bunu da nereden çıkardın? dedi şaşkınlıkla. Tabii ki sen de benimlesin! İstanbula çok yakın, harika bir sitede ev bakıyoruz, yeni bir hayat, üniversiten de orada, ben sana yardımcı olurum Harika bir doğası var. Düğünümüzü de orada yaparız

Heyecanlılığını belli etmemek için çabalamış, tüm geleceği gözünün önünde canlandırmıştı. Aklınca Neşeye süpriz yapmış olacaktı, tam hayal ettiği gibi sevinecekti! Böyle bir fırsat hayatında bir kez gelirdi.

Neşe onu sessizce dinlerken içi çalkalanıyordu. Masanın kenarına parmaklarını sımsıkı bastırdı. Mantığı kaçırılmayacak fırsat! diyordu ama bünyesinde bambaşka bir direnç vardı.

Yani sen her şeyi kendi başına mı planladın? Beni düşünmeden? Benim fikrimi almak gerekmez miydi? Ben her şeyi bırakıp peşinden mi gitmeliyim yani? Ailem, arkadaşlarım? Hiçbirine veda bile etmeden?

Pencereden geçen bulutları izledi. Her şeyini bırakıp yeni hayata atlamayı düşündükçe yüreği sıkışıyordu.

Tekin sonunda dayanamayıp ileri doğru eğildi.

Neşe, seni üzmek istemedim! Sadece hayallerimi paylaşmak istedim; birlikte hayal kurmak istedim. Bu planların seni mutlu edeceğini sandım

Tekin duygularını anlatmaya çalışırken, Neşe kaldırıp hışımla yanıtladı:

Hiç mutlu olmadım! Sen her şeyi kafanda bitirmişsin. Ben senin emirlerinle hareket edecek bir kukla mıyım? Bunu yapmamı bekleme!

Neşe, lütfen! dedi, sesi yükselmişti. Bunu bir emir olarak söylemedim, sadece birlikte yaşamak isterim seninle

Ama Neşe duymazlıktan geldi, öfke her yanını sarmıştı. Bir anda ayağa kalktı, koluyla masanın ucunu itti. Kahve fincanı yere döküldü, beyaz örtüye lekeler yayılıyordu.

Fırsat falan umurumda değil! Öfkeyle bağırdı. Benim hayatıma kimse karışamaz! Nerede yaşayacağıma, nerede okuyacağıma kendim karar veririm!

Sesi titriyordu, gözlerinde yaşlarla ona bakıyordu. Mesele şehir ya da okul değil, kendi kaderini seçme hakkıydı.

Neşe dedi Tekin, onu sakinleştirmeye çalıştı, ona yaklaşmaya çalıştı ama Neşe daha da öfkelendi.

Yeter! dedi kararlı bir sesle.

Parmağındaki tektaşı çıkardı, bir an avucunda tuttu, sonra hızla duvara fırlattı. Yüzük duvara çarpıp yere yuvarlandı

Sonraki günler Neşe evde, cam kenarında, koltuğuna gömülerek defalarca düşüncelere daldı. Yavaş yavaş elleri titrememeye başladı. Artık, işte o an dünyanın en büyük hatasını yaptığını kabul etti. Tekin onu kırmak istememişti, sadece paylaşmak, beraber yeni bir düzen kurmak istiyordu. O ise inat edip her şeyi mahvetmişti. Ama her düşündüğünde yeniden kızıyordu; peki ya, daha baştan kararları beraber vermezse, ileride her şeyi kendi mi belirleyecek? Kararları başkası vermemeliydi! Ağrısı geçinceye kadar da bu düşünceyi tekrar etti. Geçer zamanla, diyordu içinden, ama özgürlüğümden taviz vermem

Aylar sonra, hala ayrılığın hüznünü üzerinde taşırken, Neşe eski tanıdığı Alperle karşılaştı. Alper uzun zamandır ona karşı ilgisini belli etmişti, Tekinle ayrıldığını duyunca iyice yaklaştı. Neşe kendini güvensiz ve yalnız hissediyordu. Alperin evlenme teklifi, yeni bir sayfa açma fırsatı gibi gelmişti; hem kendine hem çevresine Tekin’siz de mutlu olunabileceğini kanıtlayacak bir imkandı

~~~~~~~~~~~~~~~

İşte o zaman Alperle evlendim, dedi Neşe sessizce. Baban baştan hayata dair hiçbir şey düşünmemişti Zaten daha ilk yılda huzursuzluklar başladı. Dışarıdan iyi niyetli görünen o kişi, en ufak meselede sert, dediğim dedik biri çıktı. Yedi yıl sonra boşandık artık aynı evde anlaşmak imkansızdı.

Aylin dikkatle dinledi annesini, gözlerinde hem bir üzüntü hem bir çözüm arayışı vardı.

Kaderinizin üç kişi için de yıkıcı olduğunu söylüyorsun. Neden? Tekin seni hiç unutamadı mı?

Bilmem, unuttu mu? dedi annesi yavaşça. Ama çok acı çekti. Ben de çektim. Alper de kendi mutsuzluğuyla baş başa kaldı. O da evlenmekle kendini kandırmaya çalıştı ama sonunda her şey hüsranla bitti. İşte böyle, üç kişi de kendi anlayışınca mutlu olabilirdi ama olamadı.

Neşe şimdi çok daha sakin, hafif yorgun bir sesle konuşuyordu. Geçmişi kabul etmiş birinin sesiyle, kimseden sitem etmiyordu artık.

Tekin şehri terk etti. Kendi restoran zincirini kurdu, iyi bir iş insanı oldu, dedi pencereden dışarıya bakarken. Ama hayat dolu, hassas genç bir adamken, içine kapalı ve sert biri olup çıktı. İşte, işler için iyi olabilir ama hayatta belki engel

Kısa bir duraklamadan sonra devam etti:

İki kez evlendi, dedi Neşe ama hiçbiri bir yılı doldurmadı. Tüm sevgisini biricik oğluna adadı. Çocuğa karşı apayrı sabırlı, sevecen, ilgili… Ama kadınlarla ilişkisi olmuyor.

Sonra sessizleşti; neredeyse Ayline bakmadan:

Eşlerini seçerken tuhaf bir şekilde hep bana benzer kadınları tercih etti: boy, saç rengi, yapı Bir arkadaşı bir seferinde bana, Tekinin hala beni sevdiğini söyledi. Ama artık onun hayatına karışmaya hakkım yok. Çok zaman geçti üstünden

Aylin, annesinin sözlerini sessizlikle ve düşünceyle dinledi. Belki her şey bambaşka olabilirdi, daha güzel, diye için için düşündü. Onun annesi kadar güçlü, seven, hisli ve akıllı bir kadın başka türlü bir hayata sahip olabilirdi. Belki Tekin hâlâ onu seviyordu Belki tek yapmaları gereken eskiye dönüp birbirlerine yaklaşmaktı.

Ama biliyordu ki, annesi ilk adımı asla atmazdı. İşte o inadın bedeli buydu; geçmişteki gibi hatasını kabul etmez, başkası önünde geri adım atmazdı. Neşe, kalbinin en derininde hata yaptığını sezse bile bunu Tekine asla dile getirmezdi. Zayıflık göstermek onun için mümkün değildi.

Neşe hafifçe doğruldu, kızına döndü.

Bak, dedi biraz daha canlı bir tonla, Keşke bazı şeyler kolay olsaydı, evet, acı çektim, hayallerim olmadı. Ama yaşadım, hayat bana sende en güzel hediyesini verdi.

Dışarıda karanlık iyice çökmüştü. Evin içindeki sıcak ışık herkes için huzur vericiydi. Aylin usulca kalkıp annesine sarıldı. Neşe bir an dondu, sonra kızını sıkıca bağrına bastı.

Ve o anda, ikisi de geçmişin geride kaldığını, önlerinde ise beraber kuracakları bir gelecek olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Bir Hatanın Gölgesinde: Üç Kırık Hayat – Annemin Eski Aşkı, Kayıp Bir Fotoğraf ve Geçmişte Yapılan Seçimlerin Ailemiz Üzerindeki İzleri