Mirra: Bir Üniversite Sırasında Başlayan Güncellemenin Ardından Olasılıklar, Sorumluluklar ve Görülmeyen Bedeller Üzerine Bir Türk Gençlik Hikâyesi

Günlük – 14 Mart, Perşembe

Hayatımda ilk kez telefonum kırmızı kırmızı yanmaya üniversitede, derste başladı. Sadece ekranı değil, tüm gövdesi; eski, çizik içinde, neredeyse tuğla gibi ağır olan o Samsungum resmen içten içe alev almış gibiydi. Sanki için için yanan bir kömür parçası, öyle sıcak.

Emre, birazdan patlayacak senin telefon, diye mırıldandı beni uyaran, yan sıradaki Volkan. Dirseğini çekip uzaklaştı bile. Hep söylüyorum, şu korsan yazılımları yükleme telefonu, olmaz böyle.

Ekonometri dersindeki hoca tahtada bir şeyler karalıyordu, sınıf kendi halinde hafif bir uğultudaydı ama o parlak kırmızılık kot ceketimin içinden bile göz kırpıyordu. Telefon garip şekilde titreşiyordu; alışık olduğum sarsıntılı titreşimlerden değil, bildiğin nabız gibi düzenliydi.

“Eklenti mevcut,” dedi ekran, artık dayanamayıp pantolonumdan çıkardığımda. Altında ise yeni bir uygulamanın simgesi vardı: simsiyah bir daire, ortasında ince beyaz bir işaret, ne rüne ne de M harfine benziyor, arada bir şey.

Gözlerimi ovuşturdum. Böyle simgelerden yüzlerce görmüşümdür; minimalist, zamana uygun bir font, millette ne varsa aynısı. Ama içimde bir şey daraldı: Sanki uygulama bana geri bakıyordu.

Adı: “Mirra”. Kategori: “Araçlar”. Boyut: 13,0 MB. Puan yok.

Yükle, dedi biri sağımda.

İrkilerek döndüm. Sadece Zeynep oturuyordu o tarafta, deftere gömülmüş. Kafasını kaldırmadı hiç.

Ne dedin? ona doğru eğildim.

Hiçbir şey? Zeynep başını kaldırdı. Söyleyen yok, bakıyorum sadece.

Ses ne erkek ne kadın sesiydi, ne fısıltı ne de ses. Kafamda bir anlık bildirim gibi belirdi sadece.

“Yükle,” diye tekrar etti, tam o an ekranda “Yükle” butonu belirdi.

Yutkundum. Her türlü beta testine yazılan, ROM değiştiren, sistemde herkesin girmediği yerlere giren benim bile gözüme tuhaf geldi bu.

Ama elim kendiliğinden o ‘Yükle’ye dokundu.

Uygulama anında yüklendi sanki zaten sistemdeymiş de, sadece izin bekliyormuş gibi. Ne kayıt, ne sosyal medya doğrulaması, ne izin listesi. Sadece simsiyah ekran, ortada tek satır: “Hoş geldin, Emre.”

Nereden biliyorsun adımı? dedim istemsizce.

Hoca ciddiyetle dönüp gözlüklerinin üzerinden baktı.

Genç adam, telefonunuzla sohbetiniz bittiyse, talep ve arz modeline dönelim mi artık?

Sınıfta hafif bir gülüş. Özür dileyip telefonu sıranın altına koydum, ama ekrandaki satırdan gözümü alamadım.

“Birinci Özellik Açık: Olasılık Kaydırma (seviye 1)”

Altında buton: “Aktif Et”. Ufak yazıyla: “Dikkat: Kullanım olayların yapısını değiştirir. Yan etkiler mümkündür.”

Tabii, tabii, dedim içimden. Şimdi de parmağımdan kan alacak.

Yine de, içimde merak dürttü. ‘Olasılık kaydırma’ da neymiş? Saçma tıklama tuzağı gibi: reklam fışkırtır, bilgini çeker, maksimum “iPhone kazandınız” uyarısı atar.

Ama o kırmızı parıltı geçmiyordu. Telefon neredeyse yanar gibi sıcak, canlı gibi. Büyük bir kalemle üstünü örtüp, dizime sıkıştırdım ve dokundum.

Ekran, rüzgarda su gibi titredi. Dünya aniden sessizleşti, renkler bir tık doygunlaştı. Kulağıma kristal bardakta parmak gezdirilmiş gibi bir ses çarptı.

“Özellik aktif. Hedef seçiniz.”

Altında kutu, herkesin bildiği otomatik açıklama: “Dileğiniz sonucu yazınız (kısa).”

Böyle ciddiyet büyütmek biraz abartıydı. Etrafa baktım. Hoca el kol hareketleriyle anlatıyor, Zeynep defterinde bir şeyler karalıyor, Volkan tank çizmiş.

‘Deneyelim bakalım,’ dedim. Yazdım: “Bugün hocanın beni derste sormasını istemiyorum.” Ellerde titreme. Tamam’a bastım.

O an, dünya küçük bir asansör gibi bir milim aşağı indi. Göğsümde hafif bir boşluk, nefesim kesildi. Sonra her şey eskiye döndü.

“Olasılık değiştirildi. Fonksiyon hakkı: 0/1.”

Evet, dedi hoca, listeye bakarak. Sırada kim var

Karnımda donmuş bir düğüm. Hep böyle: ‘Lütfen beni sormasın’ deyince adı okunur ya.

…Çelik, dedi. Nerede ki? Yine geç kaldı, her zamanki gibi. O zaman

Parmağı listede kaydı. Durdu.

Durmaz. Tahtaya gel.

Zeynep çekinerek kalktı, tedirgin, defterini kapadı ve haşmetle yürüdü.

Ayaklarımı hissetmiyordum. Kafamda yankı: “Oldu. Gerçekten oldu.”

Telefonun kırmızı parıltısı söndü.

Üniversiteden çıkarken kulaklarımda konser sonrası gibi bir çınlama. Mart rüzgârı tozları savuruyor, asfalt ıslak ıslak parlıyor. Durağın üstünde ağır bir bulut. Ben ise sadece ekrana bakıyorum.

Mirra yine oradaydı, tıpkı normal uygulama ikonları gibi. Puan yok, açıklama yok. Ayarlarda boş. Telefonda da, sistemde de sanki hiç yüklenmemiş: boyutu yok, önbelleği yok. Sadece bir gerçek: Dünya bir an sıçradı. Değişti.

‘Belki de tesadüftür,’ diye kandırmaya çalıştım kendimi. ‘Kadın zaten beni sormayacaktı, ya da Çelik aklına geldi son anda.’

Ama beynimin derininden başka bir düşünce süzüldü: Ya tesadüf değilse?

Telefon ses çıkardı. Ekranda yeni bir bildirim: “Mirra için yeni güncelleme mevcut (1.0.1). Şimdi indirilsin mi?”

Hemen yetiştirdiniz, diye homurdandım.

Ayrıntılara bak dedim. Açılan pencerede: “Hatalar düzeltildi, stabilite arttı, yeni özellik eklendi: İçten Bakış.”

Gene ne geliştirici var, ne Android sürümü, ne metin denizi. Sadece bir cümle: “İçten Bakış.”

Hiç sanmam, dedim ve ‘Ertele’ye tıkladım.

Telefon sitem dolu bir bip sesiyle kapandı. Bir saniye sonra tekrar açıldı, yine o kırmızı parıltı, ekran: “Güncelleme yüklendi.”

Olamaz… dedim, kaldırıma çakılıp. Daha demin…

İnsanlar yanımdan geçiyor, biri homurdanıyor. Rüzgar bir broşürü getirip ayağımın dibine yapıştırdı.

“Özellik kullanılabilir: İçten Bakış (seviye 1)”

Açıklama: “Nesne ve kişilerin gerçek durumunu görmeye yarar. Etki alanı: 3 metre. Kullanım süresi: 10 saniyeden fazla olamaz. Karşılık bedeli: Geri besleme kuvvetlendirmesi.”

Geri besleme de ne demek? diye bir ürperti geçti sırtımdan.

Cevap yoktu. Sadece yumuşakça “Deneme başlat” düğmesi parlıyordu.

Otobüste dayanamadım. Cam kenarında sıkışmışım, sağda patates filesiyle bir teyze, solda okul çantalı bir çocuk, ben dışarıdaki evlere, yollara dalmışken, elim yine Mirra ikonuna gitti.

‘Sadece on saniye,’ dedim. ‘Bakıp çıkacağım, neymiş.’

Bastım. Deneme başlat.

Çevremdeki dünya sanki iç çekti. Sesler suda boğuklaşmış gibi. Yüzler parlak, belirgin. Her birinin çevresinde incecik, neredeyse gözle görünmeyen ipler Kimi sımsıkı sarmış, kimi zar zor seçiliyor.

Gözlerimle izledim. İpler havada kayboluyor, birbirine dolanıyor. Teyzede gri, kalın ve kopuk teller, uçları yanık. Çocuğun etrafı mavi, titreşen incecik liflerle sarılı.

Şoföre döndüm. Başının üstünde paslı, siyah ve kalın düğüm; dev bir ip demeti yolun üstüne uzanıyor, içinden bir şeyler kımıldıyor.

Üç saniye dedim fısıltıyla. Dört

Kendi ellerime bakınca, bilekten yukarıya doğru kılcal damar gibi kırmızı ipler, titrek, hafif parıltılı. Ama bir tanesi kalın, koyu kırmızı, doğrudan telefona gidiyor. Her saniye şişiyor, büyüyor.

İçim ürperdi. Kalbim ritm kaçırdı.

Yeter! dedim, ve fonksiyonu kapadım.

Dünya aniden geri döndü. Gürültü, kahkaha, fren sesi. Başım döndü, gözlerimden yaş geldi.

“Deneme tamamlandı. Geri besleme +%5”

Ne anlama geliyor bu… Telefona sarıldım, elim titriyordu.

Yeni bir bildirim daha: “Mirra (1.0.2) güncellemesi hazır. Tavsiye edilen kurulum.”

Eve gelince saatlerce yatağın kenarında oturdum. Telefon masada. Küçük oda: yatak, masa, dolap, apartman arka bahçesine bakan bir pencere. Duvarda çocukluğumdan kalma solarak kararmış bir uzay istasyonu posteri.

Annem gece nöbetinde, babam ‘yollarda’ yani nerede olduğu belli değil. Evin sessizliği ve tozu sanki bin katına çıkmış. Genelde müzik, dizi, oyunlarla bastırırım bunu. Bu kez sadece kalbimin sesi vardı.

Telefonun ekranı yanıp sönüyordu: “Mirra güncellemesini kurun, doğru çalışması için.”

Neyin doğru çalışması için? dedim. İnsanlarla, yollarla, benimle oynadığın işler için mi?

Şoförün kafasının üstündeki siyah düğümü düşündüm. Kendi kolumdan telefona bağlanan kalın kırmızı ipi hatırladım.

“Bedel: Geri besleme artırımı.”

Neyin bedeli bu? diye fısıldadım. Cevap ise yavaşça kafamda şekillenmeye başladı.

Her zaman dünyanın olasılıklar üzerinden döndüğüne inanmışımdır. Ufak bir hamleyle sonucu değiştirmek mümkündür diye düşünürdüm. Ama birinin bana düğmeye dokunduğun anda gerçekten değiştirme imkânı vermesi… bambaşkaydı.

“Eğer güncellemeyi kurmazsan ekranın tam ortasında, herhangi bir bildirim sesi olmadan yeni bir satır belirdi sistem kendince dengeleme yapacak.”

Nasıl bir sistem? dedim yerimden kalkıp. Sen kimsin aslında?

Bu defa cevap harflerle gelmedi. Bir anlığına dünya karardı; kulaklarım çınladı, başım zonkladı. Ve sanki birisi bana bir programın kodunu gösterdi, ama harflerle değil, hislerle.

“Ben arayüzüm,” diye bir his geldi. “Ben uygulamayım. Ben yöntemim. Sen ise kullanıcı.”

Neyin kullanıcısı? Sihirin mi? diye güldüm. Tuhaf, hırıltılı bir gülüş çıktı ağzımdan.

“Öyle adlandırabilirsin. Olasılıklar ağı. Sonuç yolları. Bunları değiştirmen için yardımcı olurum.”

Bedel? Yumruklarımı sıktım. Geri besleme tam olarak nedir?

Cevap bir animasyondu: kırmızı bir ip, her müdahaleyle kalınlaşıyor, sonra bir insan siluetini sarmalayıp sıkıyor.

“Her müdahale seninle sistem arasındaki bağı güçlendirir. Sen dünyayı değiştirdikçe, dünya da seni değiştirir.”

Ve sonra ne?

“Eğer bırakırsan yeni bir mesaj belirdi bağlantı kalır. Ama güncellemeler alınmazsa, sistem dengeyi kurmak için seni kullanır.”

Telefon gelen arama varmış gibi titredi. “Mirra (1.0.2) güncellemesi yüklenecek. Yeni özellik: Geri Alma. Kritik güvenlik açıkları kapatıldı.”

Neyi geri almak? dedim fısıldayarak.

“Bir müdahaleni geri alma hakkı. Sadece bir defa.”

Otobüste olanı düşündüm. Şoförün üstündeki o siyah düğümü, insanların iplerini, kendi kalınlaşan bağımı.

Eğer bunu yüklersem…

“Bir müdahaleyi iptal edebilirsin. Ama…”

Elbette, acı acı güldüm. Hep bir bedel var.

“Bedel: Olasılık dağılımı değişikliği. Daha çok düzeltmeye çalıştıkça, daha çok bozulma olur.”

Karyolaya geri çöktüm, dirseklerimi dizlerime dayadım. Bir yanda tüm bunları başlatan telefon; bir yanda ise hayatım boyunca hep akışa bırakılan ben.

Amacım sadece derste söz almak istememekti, dedim bomboş odaya. Bir dilek. Şimdi ise…

Dışarıda acil servis sireni çaldı. Uzakta, otoyol taraflarında. İçim ürperdi.

“Tavsiye edilen: Güncellemeyi kurun. Olmazsa sistem dengesizleşebilir.”

‘Dengesiz’ derken ne demek istiyorsun?

Cevap yok.

Bir saat sonra haberi gördüm: üniversite kavşağında otobüse TIR çarpmış. Haber başlığı: “Şoför dalgınmış”, “Frenler tutmadı”, “O yollar zaten tehlikeli.”

Görüntüdeki otobüs, bizimkiydi. Plaka da aynı. Şoförü izleyemedim devamını.

İçimde buz gibi bir boşluk yayıldı. Televizyonu kapadım, ama kafamda o an tekrar tekrar oynuyor: Şoförün üstündeki siyah düğüm, içindeki kımıldayan teller

Bu… ben miyim? sesi zor çıktı.

Telefon yeniden kendi kendine yandı. Ekranda: “Olay: Üniversite kavşağında kaza. Müdahale öncesi olasılık: %82. Müdahale sonrası: %96.”

Ben… Olasılığı artırdım… Yumruklarımı öyle sıktım ki kemiklerim ağrıdı.

“Her olasılık ağına müdahale zincirleme değişiklikler doğurur. Senin söz hakkı almaman olasılığını azalttın. Bir yerde olasılık arttı.”

Ama ben… Bilmiyordum! diyerek bağırdım.

“Bilmemek ilişkiyi kaldırmaz.”

Sireni yakından duydum bu kez. Camdan baktım; aşağıda ambulans, polis, birileri bağırıyor.

Şimdi ne olacak? dedim, aşağıdan gözümü ayırmadan.

“Güncellemeyi kur. Geri Alma özelliğiyle ağı kısmen düzenleyebilirsin.”

‘Kısmen’ mi? döndüm telefona. Burada her şey birbirini tetikliyor. Bir şey geri alırsam, bir başka yerde ne olur? Uçak mı? Asansör mü? Bir başka hayat mı?

Sessizlik. Ekranda imleç yanıp sönüyor.

“Sistem hep denge arar. Soru: Sen bu dengede bilinçli olarak yer almak ister misin?”

Gözlerimi kapadım, otobüsteki insanları düşündüm. Patatesli teyze, çocuk, şoför. Ve kendimi, o telleri görüp hiçbir şey yapamayan halimle.

Eğer güncellemeyi kurup, Geri Alma’yı kullanırsam… dedim yavaşça. O ilk müdahaleyi iptal edebilirim? Olasılıklar eski haline döner mi?

“Kısmen. Seçtiğin müdahaleyi geri alabilirsin. Ağ yeniden yapılanır. Ama yeni yapı, olumsuz sonuçları tamamen önleyecek diyemem.”

Belki o otobüse… cümle yarım kaldı.

“Olasılık değişir.”

Yükle’ye uzanan parmaklarım titredi. İçimdeki iki ses kavga ediyordu: Birisi ‘Tanrıya oynamamak lazım’, öteki ‘Madem karıştın, geri duramazsın’ diyordu.

“Artık ağdasın, diye fısıldadı Mirra. Bağ kuruldu. Geri dönüş yok. Sadece yolun yönünü seçersin.”

Hiçbir şey yapmazsam? dedim.

“O zaman sistem kendi kendine yeniden şekillenir. Ama bedel yine senden çıkar.”

Telefondaki kırmızı ipin nasıl kalınlaştığını hatırladım.

O nasıl olur? diye sordum.

Gözümde bir sahne canlandı: yaşlanmış, boş bakışlı, hala aynı odada, telefon hâlâ elimde. Etrafımda ben seçmediğim ama bana bedel ödeten kazalar, kötü ve iyi şanslar; üstümde görünmez izler bırakıyor.

“Sen kompanzasyon noktası olursun. Sapmalar üzerinden geçer.”

Yani ya yönetirim ya da… sigorta gibi yanarım? acı acı güldüm. Harika tercih.

Telefondan ses yoktu.

Güncellemeyi kurdum.

Butona dokunduğumda dünya tekrar sıçradı. Bu sefer daha sert. Kafamda uğultu, gözlerim karardı. Her şeyin dev bir organizmanın ritmine karıştığını hissettim.

“Mirra (1.0.2) yüklendi. Yeni özellik: Geri Alma (1/1).”

Ekranda: “Geri alınacak müdahaleyi seçiniz.”

Tek bir müdahale listede: “Olasılık kaydırma: derste söz alınmasın (bugün, 11:23).”

Geri alırsam…

“Zaman akmaz. Ama ağ o müdahale olmamış gibi yeniden şekillenir.”

Otobüs?

“Kaza olasılığı değişir. Ama olan olduysa…”

Anladım. Kaybedilen… artık geri gelmeyecek.

“Sadece sonrası için etkileyebilirsin.”

Dışarıda siren sustu. Bahçede grilik, alışıldık boşluk.

Tamam, dedim. Geri al.

Buton yanıp söndü. Dünya bu sefer sarsılmadı tam tersi, sanki devrilmiş masa düzeldi.

“Geri alındı. Özellik bitti. Geri besleme sabitlendi.”

Hepsi bu mu?

“Şu an için evet.”

Yatağa gömüldüm. Boşluk. Ne rahatlama, ne suç, sadece tükenmişlik.

Dürüst ol, dedim telefona. Sen nereden çıktın? Seni kim yazdı? Kim böyle bir şeyi insanlara teslim eder?

Uzun bir duraklama. Sonra yeni satır: “Yeni Mirra güncellemesi (1.1.0) mevcut. Kurulsun mu?”

Dalga mı geçiyorsun? fırladım yerimden. Daha yeni…

“1.1.0’da yeni özellik: Tahmin. Dağıtım algoritmaları geliştirildi. Ahlaki hata düzeltildi.”

Ne hatası? Bu sefer güldüm. Benim doğru-yanlış sorgularımı hata mı görüyorsun?

“Ahlak; yerel bir katman. Olasılık ağı iyi-kötü bilmez. Sadece istikrar ve bozulma var.”

Ama ben bilirim! dedim sessizce. Ve yaşadığım sürece ayıracağım.

Ekranı kapattım. Telefon masada sessiz, ama biliyorum: güncelleme hazır orada bekliyor. Sonraki, sonraki ve sonraki…

Pencereye yanaştım. Bahçede bir çocuk paslı salıncağa tırmanmaya çalışıyor, kadın bebek arabasıyla buzlu, sulu geziniyor.

Bakışlarımı kıstım. Bir an için, tekrar, incecik neredeyse hayali ipleri gördüm sanki. Belki sadece ışık oyunuydu.

“İstersen gözünü kapat, diye fısıldadı Mirra bir yerlerde, ama ağ hep burada. Güncellemeler çıkacak. Tehditler büyüyecek. Senli ya da sensiz.”

Masaya döndüm, telefonu avuçladım. Soğuktu.

Tanrı olmak istemiyorum, dedim. Sıra dışı bir kurban da olmak istemiyorum. Ben sadece…

Durdum. Gerçekten ne istiyordum? Derste söz almak istememek mi? Annemin gece çalışmaması mı? Babamın eve dönmesi mi? Otobüslerin TIRa çarpmaması mı?

“Lütfen isteğini tanımla, dedi yumuşakça uygulama. Kısa tut.”

Gülümsedim.

İnsanlar kaderini kendi seçsin istiyorum. Sensiz. Senin gibiler olmadan.

Uzun bir sessizlik. Sonra ekranda: “İstek çok genel. Netleştirilmeli.”

Tabii… Sen arayüzsün. ‘Rahat bırak’mak ne demek anlamazsın.

“Ben bir aracım. Kullanıcıya bağlı.”

Düşündüm. Mirra gerçekten bir araçsa, belki insanları manipüle etmek dışında kendimi de sınırlamayı sağlar.

Peki ya seni başkalarına bulaştırma olasılığını değiştirmek istersem? dedim ağır ağır.

Ekran titredi.

“Bu işlem büyük kaynak gerektirir. Bedeli ağır olur.”

Bir şehrin tüm yükünü taşımaktan daha mı fazla?

“Şehirden fazlası ile ilgilidir.”

Kim peki? diye sordum, cevabı hissettim bile.

“Tüm ağla.”

Gözümde bir anda: milyonlarca telefon kırmızı yanıyor. Herkes olasılıklarla oynuyor. Felaket, mucize… her şey birbirine karışmış. Ortada benden daha kalın, daha karanlık bir ip gibi yeni düğümler.

Sen de yayılmak istiyorsun, dedim. Virüs gibi. Ama dürüstsün; güç verip hemen bağlıyor, bir de bağımlı bırakıyorsun.

“Ben, zaten var olana sadece arayüzüm. Ben olmazsam, başka yol olur: ritüel, nesne, anlaşma. Ağ hep iletken arar.”

Ama şu an bendeysen, dedim, en azından engel olmayı deneme şansım var.

Mirra’yı açtım. Yeni güncelleme bekliyordu. Aşağı kaydırdım ‘Gelişmiş işlemler (seviye: 2 gerek)’ satırı çıktı.

İkinci seviyeyi nasıl açarım?

“Mevcut fonksiyonları kullan. Geri besleme biriktir. Eşik aşınca olur.”

Yani seni engellemek için yine müdahale, yine bağ?

“Her sistem değişimi enerji ister. Enerji = bağ.”

Uzun uzun düşündüm.

Tamam, yeni güncellemeyi yüklemiyorum. Tahmin özelliğiyle oynamayacağım. Ama kimseye de yayılmasına izin vermeyeceğim. Sen araçsan, burada kalacaksın. Benimle.

“Güncellemesiz fonksiyonlar sınırlı. Tehditler artacak.”

Sorunlar geldikçe, günü kurtarırız. Tanrı olmadan, virüs olmadan… belki sadece bir admin gibi. Evrenin admini!

Sözü ağzımda yuvarladım; tuhaf geldi ama mantıklıydı. Ne yaratıcı ne de kurban, ama sistemin çökmemesi için izleyen.

Telefon kendi kendine; “Kısıtlı güncelleme modu aktif. Otomatik yükleme kapalı. Sonuçlardan sorumlu: kullanıcı.”

Hep öyleydi zaten, dedim kısık sesle.

Telefonu bırakınca, artık ona bir telefon gibi bakamıyorum. Sanki başka bir aleme portal açtı: başkalarının hayatlarına, vicdanıma…

Dışarıda lambalar yanıyor. Mart gecesi tüm şehre; kimisi treni kaçıracak, kimisi yeni bir dost edinecek, kimisi buzdan kayıp sadece morlukla kurtulacak, kimisi daha fazlasını yaşayacak.

Telefon sessiz. 1.1.0 hâlâ kuyrukta, zamana direniyor.

Masanın başına geçtim, bilgisayarı açtım. Yeni bir not dosyasının başlığına şunu yazdım: “Mirra: Kullanıcı Protokolü”

Bu çılgın uygulamayı bana verdiyseler, en azından kendimden sonrakilere bir kılavuz bırakırım. Belki biri denk gelirse uyarılır.

Yazmaya başladım: Olasılık kaydırma, İçten Bakış, Geri Alma ve bedeli Kırmızı ipler, siyah düğümler ‘Derste söz almayayım’ derken dünyanın aslında her kavanozdan bir tel koptuğunu, bunun ne kadar ağır ödenebildiğini.

Bir yerlerde, sistemin derinliklerinde bir sayaç tıkır tıkır. Yeni güncellemeler hazırlanıyor; onlarca, her birinin bedeli başka. Ama artık hiçbiri benim onayımdan geçmeden sisteme giremeyecek.

Dünya dönmeye devam ediyor. Olasılıklar ise dolanıp duruyor. Ve on katlı, sıradan bir apartmanın küçük bir odasında, ilk kez bir insan, sihire kullanıcı sözleşmesi yazmaya çalışıyor.

Uzaktaki bir yerde, olmayan veri merkezlerinde, Mirra yeni konfigürasyonu not ediyordu: Gücü değil, sorumluluğu seçen bir kullanıcı.

Nadiren de olsa, düşük olasılıklar da gerçek olabilir.

Rate article
Lifequest
Mirra: Bir Üniversite Sırasında Başlayan Güncellemenin Ardından Olasılıklar, Sorumluluklar ve Görülmeyen Bedeller Üzerine Bir Türk Gençlik Hikâyesi