Yülya, koltuğa yığılmıştı ve için için ağlıyordu. Kocası birkaç ay önce itiraf etmişti; başka bir ka…

Gözlerimden yaşlar akarken, yine o eski yıla dönüp kaldım. Birkaç ay önce Mervenin bana başka biri olduğunu, hem de çocuğu olacağını itiraf etmesiyle hayatım altüst olmuştu.

Bora, affet, ama iki yıldır evliyiz, bir türlü çocuğumuz olmadı. Artık kendimden şüphe ettim, diye gevelemişti adamcağız. Sonra işte, benim Hamile kaldı
Sevgilin, dedim sessizce.
Bilmem, nasıl istersen öyle de. İki ay sonra baba olacağım. Üzgünüm.

Neden bu kadar bekledi, ya da neden tam Yeni Yıl arifesinde, tüm planlarımızın öncesinde çekip gitti sorularını hiç sormadım. Tüm gücümü, gözyaşımı kaybettim; günlerdir üzerim bile değişmedi, salonun eski koltuğunda öylece yattım.

Bir anda, çocukluğumun uzak bir yılbaşında yaşananlar geldi aklıma. O zamanlar beşinci sınıfa gidiyordum. Her akşam üstü arkadaşlarımla Fatihteki eski eşya dükkanına uğrardık. Bu tuhaf dükkan bizler için bir harikalar diyarıydı.

Kıyafetler, ayakkabılar hiç ilgimizi çekmezdi. Ama hediyelik eşyalar, oyuncaklar, süsler Ah, onlar ayrı.

Bir gün, hemen o masmavi işlemeli müzik kutusunu gördüm. Altın renkli desenlerle bezeli, gökyüzü kadar parlak bir şeydi. Büyülenmiş gibi izlemeye başladım. Satıcı amca kutunun kapağını açtığında, içinden yayılan ezgiyle beraber, beyaz tütülü minik bir balerin mavi kadifeden dans ederek ortaya çıktı. O an nefesim kesilmişti. Satıcı gizli bir gözeneği de gösterdi, takılarımızı koymak için küçük bölme bile vardı.

Yanımdaki arkadaşlarım Elif ve Ceren hemen kutuya yanaşıp övgüler sıraladı:
Ooo, şahane bir şey bu!
Ne kadar? dedi Elif.
Satıcı gülerek fiyatı söyledi: Beş lira. Bizim gibiler için astronomik bir rakam.

Öyle parayı biriktiremeyeceğimi o an anladım. O sıralar okula gelen çocuklara otuz kuruş harçlık verilirdi, o parayla simit peynir bile alınırdı. Anneme sinemaya gitmek istiyorum dersem belki elli kuruş koparırım diye düşünür, plan kurardık.

Keşke babam seyahatte olmasaydı! O olsaydı, isterdiğim gibi alırdı. Anneme söylemenin ise manası yoktu. Hemen o ince tiz sesiyle kulağımda çınladı:
Kızım kafayı mı yedin? Beş liraya balerinli kutu neymiş! Git üç kilo et alırım, köfte yaparım, bir hafta yersiniz!

Her gün dükkana uğrayıp, müzik kutusunu izlemeye başladım. Satıcı amca görünce hemen kurup balerini dans ettiriyordu. Altı gün sonra kutunun her köşesini ezberimi almıştım; hafifçe aşınmış köşeleri, balerinin bir ayakkabısının olmamasını, minik bir lekeyi fark ettim. Ama benim için üstünde kendimden başka kimse yoktu.

Babam gelir gelmez hemen kolundan tutup dükana çekiştirdim.
Satıldı, kızım, dedi satıcı mahcup bir sesle. Birkaç saatle kaçırdınız.
Bu kelimeyle içimde bir şeyler koptu, olduğum yerde bitimsizce ağladım.

Yavrum, niye böyle ağlıyorsun, bak sana hemen şimdi trüf pasta alayım, dedi babam, gönlümü almak için. Pastanın üzerindeki çikolata mantarlarını çok severdim.
Ağlamayı kesemedim; balerinli müzik kutusuna yüreğim yanmıştı.

Ertesi gün Cerenin elinde gördüm kutumu. İçim ezildi. O şimdi onun olmuştu. Sınıftakiler hayranlıkla kutunun başına üşüştü.
Babaannem aldı, yılbaşını bizde geçirecekmiş, dükkandan çıkamadık, bir hafta gözümü alamadım, dedi Ceren övüne övüne.
Elif de içerlenerek, Ben de istiyordum, diye söyleniyordu.

Dayanamadım, yeniden ağlamaya başladım. Arkadaşlardan Kadir merakla yaklaşıp:
Merve, niye ağlıyorsun? dedi.
Hiç! diye bağırıp çıktım sınıftan.
Kadirin bana ilgisi herkesin dilindeydi. Hiç umursamazdım.

Koridorda, soğuk camın önünde donmuş halde dikiliyordum ki Kadir gelip arkamdan seslendi:
Merve, aynısından bulacağım sana, hiç ağlama.
Bulursun ya, küçümseyerek söyledim. Salak, deyip koştum gittim. Bir de onu kırdığım için daha çok ağladım.

O hafta dondurucu soğuklardaydık. Ben incecik gezip okul bahçesinde epey vakit geçirince tabii hemen hasta oldum.
Kadir, okula gelemediğim gün uğramış:
Kutuyu bulamadım ama bulacağım, söz, dedi bana.
Onu bulamazsın ki! O yurtdışından gelmiş, üzerinde Made in GDR yazıyor. Sen nereden bulacaksın? dedim sinirle.
GDR mi? Doğu Almanya, öyle mi? diye sordu.
Evet, dedim üzgünce.
Gider bulurum o zaman, dedi inatla.

O gün, çocukluk arkadaşlığımız başka bir şeye evrildi. Önce safça, masumca. Sekizinci sınıfta ise Kadir sonunda cesaret bulup beni öptü, ona karşı koymadım. O günden sonra gençlik aşkımız kucaklamalara, küçük öpüşmelere döndü.

Lise bitince Kadir askere alındı; ne tesadüf, Alman sınırına düştü. Oradan yazdığı mektupların çoğu şaka-mizahla doluydu, hâlâ müzik kutusunu bulamadığını söylerdi.

Ama ben Kadiri beklemedim, terhisine altı ay kala Bora ile tanıştım. O ilk görüşte kalbimi çaldı; gitarıyla bestelediği şarkıyı bana okuyunca hemen etkilenmiştim. İki ay sonra da evlendik.

Kadir askerden döndüğünde ben çoktan evlenmiştim. O da Norveç bandıralı bir gemide iş bulup gitmiş. Yıllar boyunca bir daha karşılaşmadık.

Birkaç gün önce koltuktan kalkmaya çalıştım, bir kahve koyup kendime geldim. Son zamanlarda her gözyaşımın kaynağı olarak Boranın gidişi değil de, Kadirle yaşanmamış hikâyem aklımdan çıkmaz olmuştu. Şimdi ne yapıyor, evli mi, mutlu mu acaba?

31 Aralık takvimde Ne yapsam da bu yılı bir şekilde karşılasam? Arkadaşlar evlendi, çoluk çocuklarıyla meşgul. Birinin evinde, birdenbire davetsiz gitmek istemedim. Sonra çarşıya indim, marketten birkaç şey aldım, kendime küçük bir yılbaşı sofrası kurmaya niyetlendim.

Eve dönerken apartmana girer girmez asansörden bir yılbaşı baba figürü çıktı karşıma. Onu görünce gözyaşlarım daha bir çağladı.
Ağlama be kızım, dedi adam yaşlı numarasıyla. Bayram günü ağlanır mı? Al işte şunu! deyip elime bir kutu tutuşturdu, hızla kayboldu.

Teşekkür bile edemedim. Kutuyu mutfağa taşıdım, heyecanla açtım içini. İçinden gökyüzü gibi mavi, altın işlemeli yeni bir müzik kutusu çıktı! Kutunun kapağını açıp müziğini kurdum. Kadifeden fırlayan balerin, bu kez iki puantiydi!

Gizli gözü de açtım, küçük bir alyans içindeydi.

Koşarak pencereye fırladım. Dışarıda yani apartmanın önünde hala yılbaşı adamı görünüyordu. Hemen terliklerle kapıya koştum. Tam çekinirken adam bana döndü. Gençliğini tanıdım; atılıp birbirimize sarıldık.

Sıcak kabanına başımı yaslayarak kısık sesle:
Ne salaksın! Ama bak, buldun sonunda dedim.
Evet buldum! Almanyada rastladım, demiştim ya, arayacağım diye dedi Kadir.

Hayatım boyunca anladım ki, bazı şeyleri ne kadar istemezsek istemeyelim, yarım kalanlar hep bir yerlerde bekler. Esas sevinç; kendi gerçeğimizi ya da kendi balerinimizi bulunca gelir. Dilerim, yeni yıl herkese güzel tesadüfler getirir.

Rate article
Lifequest
Yülya, koltuğa yığılmıştı ve için için ağlıyordu. Kocası birkaç ay önce itiraf etmişti; başka bir ka…