– Veli, Zeynep
– Teyze, ama bizim paramız yok dedi çocuk, utangaç bir şekilde elindeki dopdolu poşete bakarak.
Yılbaşı sonrası şehir biraz daha hüzünlüydü. Süsler hâlâ direklerde asılıydı ama kimseye pek sıcaklık vermiyordu artık. Herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı, dükkanlar neredeyse boştu; ailelerin evlerinde ise fazla yemek ve ağır bir sessizlik kalmıştı.
Yılmaz ailesinin büyük evinde sofralar her zamanki gibi boldu. Her sene olduğu gibi Baklava, börekler, kavurmalar, salatalar, mandalinalar Her zamanki gibi gerekenden fazlası vardı.
Gül Hanım, tabakları ağır ağır topluyordu. Masadaki yemeğe bakarken boğazında kocaman bir düğüm hissediyordu. Çünkü bir kısmının ziyan olacağını biliyordu ve bu düşünce ona çok dokunuyordu.
Birden pencereye gitmek geldi içinden, nedenini tam olarak bilmeden.
Orada gördü onu.
Zeynep.
Kapının önünde, küçük ve sessizce bekliyordu; başında eski bir bere, üzerinde ince bir mont vardı. Eve öyle iştahla bakmıyordu. Sanki birini bekliyor gibi, ama zile basmaya cesareti yetmemiş gibiydi.
İçi burkuldu Gül Hanımın.
Birkaç gün önce yılbaşı arifesinde, Zeynepi şehir merkezinde görmüştü. Vitrin önünde camlara yapışmış, özenle yerleştirilmiş yiyecekleri seyrediyordu. Hayır, dilenmiyordu; kimseyi rahatsız etmiyordu. Sadece bakıyordu. O acıklı ama kaderine razı bakış gözünün önünden hiç gitmemişti.
Birden anladı.
Elindeki tabakları bırakıp büyükçe birkaç poşet çıkardı. Ekmek koydu, baklava, et, meyve, şeker Ne varsa bayramdan artan, hepsini doldurdu.
Yavaşça kapıyı açtı.
Zeynep gel, kızım, dedi sevgiyle.
Çocuk irkildi. Kararsızca yaklaştı, minicik adımlarla.
Al bunları ve evine götür, dedi yumuşak bir sesle, poşetleri ona uzatarak.
Zeynep olduğu yerde kaldı.
Teyze ama bizim paramız yok ki
Para gerekmez ki, cevabını verdi Gül Hanım. Yeter ki karnınız doysun.
Poşetleri alırken elleri titriyordu Zeynepin. Sanki elinde kırılacak bir şey tutuyordu, hatta kutsal bir şey gibi
Sağ olun diye fısıldadı gözleri dolu dolu.
Gül Hanım, onun yavaş yavaş uzaklaştığını izledi gelirkenki kadar yavaştı çünkü o an hiç bitmesin ister gibi.
O akşam, küçük bir evde bir anne dua ederek ağladı teşekkürle.
Bir çocuk doyasıya yemek yedi.
Ve bir aile, yalnız olmadığını, şehirde bir yerlerde bir sıcak el olduğunu hissetti.
O büyük evde ise sofralar boşaldı; ama kalpler doldu.
Çünkü asıl zenginlik, kendin için ne sakladığında değil,
kimse senden istemeden, içinden geleni verebildiğinde saklı.
Belki de yılbaşı sadece bir gün değildir.
Belki yılbaşı, kapıyı açıp
ve gel dediğinde başlar.
Sen de bu hikayeyi başkalarına anlat, İYİLİK yaz bir kenara, küçük bir dokunuşun birinin hayatını nasıl değiştirebileceğini unutma.
Gel Ştefanel… — Ama hanımefendi, bizim paramız yok ki… dedi çocuk, gözleriyle utangaçça dolu torba…




