Benim hikayem biraz farklı, anlatacağım şimdi sana. Kayınvalidem oğlunun bana komşuyla aldattığını biliyormuş meğer. Ama bana belli etmemiş hiç, saklamış. Her şey ortaya, komşu kadın hamile kalınca çıktı. Artık saklanacak, gizlenecek hali kalmamıştı kimsenin. Altı senelik evliliğim böylece bir günde darmadağın oldu.
Ankarada oturuyorduk işte, çalışıyorduk; çocuğumuz da yoktu daha. Evliliğimiz kusursuz değildi biliyorum ama ben aile olduğumuza öyle inanıyordum ki. Hemen her pazar annesigile giderdik. Hep birlikte sofraya otururuz, sohbet ederiz. Ben de mutfağa girip elimi taşın altına koyardım. Kendimi aileden biri zannediyordum, içlerindenim diye düşünüyordum yıllarca. Düşünsene, aynı sofrada gözümün içine baka baka herkes sır saklamış benden. Hiç aklımın ucundan geçmezdi öyle bir şey.
Komşu kadın hep onların dibindeydi. Sadece apartman komşusu değil, neredeyse akraba gibi olmuştu. Hiç çekinmeden gelir giderdi, bazen haber vermeden uğrar, bazen akşam yemeğinde kalır, bazen iyice uzatıp saatlerce otururdu. Benim aklıma asla böyle bir şey gelmedi. Çünkü ben çocukluğumdan beri aile kavramının sınırları olduğuna inandım. Dümdüz bir evde, herkesin gözü önünde böylesi olur mu hiç?
Kayınvalidem hep o kadını savunurdu. Kim bir laf edecek olsa hemen sahip çıkar, arka çıkardı. Komşumuzun işi düştü mü ilk yanında kayınvalidem biterdi. Eski eşime bakarsan, o zaten her an hazır kıta, emrine amade. Gerçi bu küçük hareketleri hiç kötü niyetle düşünmedim, Boş ver dedim, kendime şüphe sürmeyeyim.
Ama büyük patlama kopmadan birkaç ay önce şüpheler aklıma düşmeye başladı. Eşim gittikçe eve uğramaz oldu. Hep annemlerin yanındayım, iş güç var, bir şeye yardım edeceğim deyip dururdu. Ben hiç ardından kuşkulanmadım, takip etmedim. Hayatımda hiç öyle kontrolcü bir kadın olmadım zaten.
Fakat kayınvalidemin tavrı değişmeye başlamıştı. Eskisi kadar samimi değildi, soğuk, uzak davranıyordu. O an içime bir his düştü; sanki suçluluk duyuyor, bakışlarından belli oluyordu. Sonra bir gün, hiç beklemezken telefon çaldı, arayan eşimin halasıydı. Lafı hiç dolandırmadı; önce Nasılsın, iş nasıl gidiyor, aranız nasıl? diye sorular, sonra birden sustu. Sonra dedi ki, Size bir şey sormam lazım Hâlâ birlikte mi yaşıyorsunuz?
Şaşırdım tabii, Evet, dedim. Yine bir sessizlik. Sonra Sence hiç komşu kadınla ilgili bir şeyin farkında değil misin? dedi. Bir anda tüylerim diken diken oldu. Ne diyorsunuz? diye sordum. Ve o sırada her şeyi dümdüz anlattı: O kadın hamile, babası da senin eşin. Zaten aile içinde herkesin bildiği ama benden sakladığı kocaman bir sır olmuş bu. Aylarca idare etmeye çalışmışlar. Ama kimse çıkıp bana bir kelime etmemiş.
Telefonu kapatıp yatak ucuna oturdum. Eşim daha eve gelmemişti. Gece gelip kapıdan girince direkt sordum, Ne zamandır komşu kadındasın? dedim. Hiç inkar etmedi. Sadece başını eğdi. Plânlanmış bir şey değildi, dedi. Ne zamandır böyle? dedim. Bir seneden fazla oldu, dedi. O an sanki altımdaki yerdeki halı çekildi gitti, ayaklarım boşlukta. Kim biliyor bunu? diye sordum. Ve işte en ağır darbeyi o zaman aldım: Annem aylardır biliyor, dedi.
Bu söz beni her şeyden daha çok yaraladı. Ertesi sabah kayınvalidemin evine direkt gittim, haber vermeden. Umurumda değildi uygun zaman mı, uygun değil mi. Yüzleşmeye gidiyordum, başka bir derdim yoktu. Gözünün içine baka baka sordum; Niye bana söylemedin? dedim.
Hiç utanmadan, gayet soğukkanlı baktı bana. Ne gözyaşı, ne ellerinde titreme. Sanki her şey çok doğal, doğruymuş gibi dedi ki: Olay çıkmasın istedim. Oğlumun seninle işi yoluna koyacağını umdum. Bana öyle bakıyordu ki inanasım gelmedi. Oğlun komşuyla gizli saklı iş çevirirken bana bunu saklamak mı korumak oluyor? dedim. Evliliğiniz yıkılsın istemedim, dedi hemen. O an şunu net anladım: Hiçbir zaman beni korumamışlar. Ben sadece orada kolayca yönetilebilen, hiçbir çıkarı olmayan, geçici, zavallı biriymişim aslında.
Sonra ailem olmalarını sandığım insanlar, sözde bana destek olmaya başladılar. Durmadan abartma, radikal olma, aman olay çıkmasın, çocuk ol dediler bana. Sanki bütün mesele, olanlara benim verdiğim tepkiymiş gibi. Boşanma protokolünü imzaladım. Komşu kadın annesinin yanına taşındı. Kayınvalidem bir daha beni aramadı, konuşmadı. Eski eşim ise artık o kadının çocuğunun babasıydı.
Bir anda tüm yalnızlığım gün gibi ortada kaldı. Sadece kocamı değil, sahip sandığım ailemi de kaybettim. En kötü olanı da, yaşadığım sadece bir aldatma değildi. Topluca yapılan bir ihanet duygusu vardı işin içinde. Boşanma imzasını atarken, omuzlarımı yerden kaldıramamıştım artık. Eşimin ihaneti kadar, tüm ailesinin bana sırt dönmesiydi esas koyan.
Altı yıl boyunca pazarları onlarla geçirdim. Yemek yaptım, yardım ettim, güldüm, bayramlarını içten kutladım. Sevildim zannettim. Ama gözümün içine baka baka, herkes sırdaş oldu, tek kelime etmeden bildiler, sustular. Onlar oğullarını korumak için ellerinden geleni yaptı ama bana gelince hiçbir zaman kalkan olmadılar.
Kayınvalidem bana ilk öğrendiğinde değil, her sarılıp Tatlım, her şey güzel olacak, derken ve oğlu bana ihanet ederken en büyük ihaneti etmiş. O zaman şunu içimin en derininde hissettim; insan eşinin ihanetine öyle ya da böyle dayanıyor. Ama bir aile sofranı paylaşanların ihanetini, onu atlatmak var ya İşte o seni ömür boyu değiştiriyor.
Sence senin başına gelseydi, ne yapardın? Eşinin ailesi böyle bir şeyi bilip sana söylemese, onların da suçu var mı sence? Bu mevzuda işin içine karışmaları gerekir miydi, susmaları mı doğru? Benim yerimde olsan ne yapardın?




