Kocamın Ailesi Beni Çeyizsiz Diye Aşağıladı, Sonra da Yazlık Ev Yapmak İçin Borç İstemeye Geldiler

Eee oğlum, sonunda getirdin evimize bu Allah’ın sevdiği garibanı. Ne tapusu var ne tarlası; elde bir bavul, içinde de solmuş nevresimler. Ben sana söylemedim mi? Adam kendine denk birini arar, öyle yerde kalmışı değil. Şimdi yüzümüzü eğdirirsin bu kızla milletin önünde.

Ayten Hanım bunları salonun ortasında, öyle herkesin duyacağı şekilde söylüyordu. Oğlum Kadir’in yeni evlendiği eşi Elifin üniversite yurdundan getirdiği o küçük çeyizini tek tek incelerken, gururla başını sallayarak konuşuyordu. Elif ise kapıda durmuş, eski çantasının kulplarını öyle sıkıyordu ki parmakları bembeyaz olmuştu. Gözlerine yaşlar dolmuştu, yerin dibine girmek, ortadan kaybolmak, bu küçümseyici bakıştan ve kayınvalidesinin o yılan gibi tıslamasından kaçmak istiyordu. Bir köşede ise kayınbiraderi Asuman, Elif’in tek düzgün şalını omuzuna almış şaklabanlık yapıyordu.

Kadir ise hala genç ve annesinin karşısında fazla dik duramayan biriydi, utancından mosmor oldu.

Anne, yeter, diyecek oldu, elindekileri geri almaya çalıştı. Elif benim eşim. Biz zaten ayrı eve çıkacağız. Eşyaları şimdilik buraya indirdik, ev bakıyoruz daha.

Ayrı? diye ellerini şaklattı Ayten Hanım. Neyle, neyle çıkacaksınız? Senin mühendisin maaşınla mı? Yoksa bu çeyiziyle mi milyon getirdi sanıyorsun? Eyvahlar olsun Kadir, başına dert aldın. Hem köy kızı hem de hiçbir şeyi yok. Ne zevki var, ne oturmuşluğu, ne parası.

Çeyizsiz lafı Elifin üstüne yapıştı kaldı. Ne zaman ailecek bir masada bulunsak, sırf altımıza laf sokmak için davet edilirdik. Kayınvalidem ile kayınbiraderim fırsat buldukça iğnelemeyi ihmal etmezdi: Salatayı kalın doğramışsın (köy usulü), elbisen köylü işi, hediyen ucuz derlerdi, kısacası küçümserlerdi.

Elif her şeye sabretti. Onun ailesi Büyükleri dinle, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, kötü barış iyi savaştan yeğdir, diyerek büyütmüştü. Hem Kadiri çok seviyordu, o da Elif’in dayanağıydı; arada kalakalsa da, hem annesine laf anlatmak hem de Elifi savunmak için çırpınıyordu.

İlk yıllar çok zordu. Kiralarda süründüler, kemer sıka sıka yaşadılar. Elif terzilik okumuştu, bir konfeksiyonda gündüz iki vardiya, gece evde komşulardan gelen dikiş işlerini yapıyordu: Pantolon paçası, fermuar tamiri, perde dikimi ne bulursa. Kadir de ekstra her işe koşturuyordu; kimi taksi yapar, kimi bilgisayar tamiri.

Kayınvalidesi ve ailesi ise ellerini hiç taşın altına koymadılar. Oysa Ayten Hanımın rahmetli eşinin çevresi iyiydi, İstanbulda merkezi bir dairesi, Kumburgazda yazlığı da vardı. Asuman da orta halli bir iş adamıyla evlenip ekonomik olarak rahata kavuşmuştu. Yardım etmediler ama eleştirileri hiç eksik olmadı.

Bir defasında, Elif ile Kadirin buzdolabı bozuldu ve yiyecekleri fileyle camdan sarkıttılar. Kadir biraz borç istemek için annesini aradığında,

Param yok, dedi Ayten Hanım telefonda, noktayı koydu. Olsa bile düşünürdüm. Siz müsrifsiniz. Karın yine giyime kuşama para harcamıştır kesin. Kadınlık öğrensin biraz. Ben onun yaşında taştan ekmek çıkarıyordum.

O akşam Elif kendi kendine yemin etti: Bu aileden bir daha ne olursa olsun tek kuruş istemeyeceklerdi.

Yıllar geçti, o acı anılar biraz küllenmiş olsa da, kırgınlıkları geçmedi. Elif çalıştı, didindi. Becerisi ve azmi sonunda karşılığını buldu. Önce bir alışveriş merkezinin içinde küçücük bir köşe kiraladı, orada giysi tadilatı yaptı. Elifin makinadan çıkan işçiliği çok beğenildi, dikişler tertemizdi ve herkesin ölçüsünü cuk diye oturtuyordu. Kulaktan kulağa reklam yapıldı, müşteri sürekli arttı.

Üç yılın sonunda küçük bir atölye açtı. Kadir, Elifin başarısını görünce sevmediği işinden ayrıldı, bürokrat işleri, alışveriş, muhasebe gibi tüm destek işlerini üzerine aldı. Gerçek bir ekip, birbirini tamamlayan bir çift oldular.

Beş yıl sonra ise çeyizi olmayan Elif Hanım, ev tekstili üstüne butiklerin zincirine sahipti. Yeni yapılan bir sitede geniş daire, iyi bir araba, Kırklareli’nde kendi projeleriyle yaptırdıkları iki katlı bir yazlıkları vardı.

Bu yıllar boyunca kayınvalidemle ilişkimiz asgari düzeyde devam etti: Bayramlarda bir telefon, yılda bir ailece ziyaret. Ayten Hanım yaşlandıkça daha da huysuzlandı. Asuman ise iş adamı kocasından boşanmış, eski albenisinden eser kalmasa da gururundan hiç ödün vermemiş olarak annesine taşınmıştı. Birlikte, birikmişlerini yiyip kaderlerinden şikayet ederek sürünüyorlardı.

Elifin ve Kadirin başarısına ise gözlerini yummuş gibi davrandılar. Kadir yeni arabayla eve uğradığında Asuman hemen suratsızlanarak,

Taksitli mi, on yıl ödersiniz artık? Herkes borç batağında zaten, dedi küçümseyerek.

Elifin ise, artık kendini ispatlama isteği kalmamıştı. Her gecesiz geçen gecenin, harcanan her kuruşun değerini iyi biliyordu.

Ve bir gün, güzel bir sonbahar sabahı, telefon çaldı. Ekranda “Ayten Hanım” yazıyordu. Elif şaşırdı. Normalde kayınvalidesi hep oğlunu arardı.

Alo, Elifciğim? Kayınvalidesinin sesi beklenmedik bir yumuşaklıkla ve neredeyse şekerliydi. Elifin içi garip oldu. Nasılsınız kızım, iyi misiniz?

Sağ olun Ayten Hanım, iyiyiz çok şükür. Kadir işte, akşam arar sizi.

Yok ben sana, sana aradım kızım, diye devam etti kayınvalide. Hayatında ilk defa “kızım” dedi, hep “o” derdi. Biz Asumanla düşündük de Uzun süredir ailece buluşmadık. Sizi bir görelim, yeni evinizi de merak ediyoruz, duyduk yeni tadilat yapmışsınız.

Elif içten içe temkinliydi, bu davetin bir sebebi olmalıydı. Kibarca reddedemedi haliyle.

Tabii, bekleriz. Cumartesi öğlen buyurun.

Harika! Görüşürüz güzelim!

Cumartesi Elif yemek masasını donattı. Gösteriş olsun diye değil, evlerinde hep güzel ve özenli sofralar kurmuştu zaten. Fırında kuzu, salatalar, vişneli çörekler Elif mutfakta huzur bulurdu.

Misafirler saat ikide geldi. Ayten Hanım bastonuyla, Asuman ise, üzerindeki cırtlak renkli ve dar elbisesiyle girdi içeri. Gözleriyle her köşeyi süzdüler: Kağıthane’den alınan duvardaki pahalı tablolar, cilalı parke, ithal mobilyalar Adeta müzayede uzmanı gibi bakıyorlardı.

Vay be, dedi Asuman, gizleyemeden. Bir hayli “ferahlaştınız” burada.

Buyurun, ellerinizi yıkayın, sofraya geçelim, dedi Kadir, annesinin paltosunu çıkarmasına yardım ederek.

Sofrada, misafirler iştahla yerken bile iğneli laflar atmaktan geri durmadılar.

Ellerine sağlık Elifçiğim, et tam lokum gibi olmuş, bu aralar ancak bayramda alıyoruz biz böyle etleri, malum emekli maaşıyla geçinmek zor, dedi Ayten Hanım. Sizinki gibi varlık bizde yok, ne güzel!

Anne, yeter artık, dedi Kadir bozulmuş bir sesle.

Ne diyeyim, sadece sevindim, bak oğlum sıcak, tok. Eşi de bilmiş çıktı vallahi, deyip sırıttı Ayten Hanım.

Tatlıdan sonra ortam gevşedi, konuklar tok ve keyifsizce sandalyelerine yaslandılar. O an Ayten Hanım ile Asuman göz göze geldi. Islak bir mendille dudaklarını silip ağır bir iç geçirdi yaşlı kadın ve başladı:

Çocuklar, elinize sağlık. Çok güzel ağırlandık. Ama gelişimizin asıl sebebi başka. Bir konuşmak lazım, aile işi.

Elif içten içe sırtını dikleştirdi, beklediği an gelmişti.

Biz, Asumanla yazlığı elden geçirmek istiyoruz, dedi kayınvalide, eski ev dökülüyor, çatısı akıyor, zemini çürümüş. Ben de artık yaşlandım, şehir havası ağır geliyor. Kızımın da morali bozuk

Eee, ne düşündünüz? dedi Kadir, nereye varacağını tahmin ederek.

Yeni bir ev yapacağız! atladı Asuman hemen. Modern olacak, iki katlı, verandası, panoramik camları Firma ile anlaştık. Proje hazır, şahane birşey. Tüm yıl kalınır.

Çok güzelmiş, iyi düşünmüşsünüz, dedi Elif.

Güzel de çok pahalı oldu yavrum, dedi Ayten Hanım acıklı bir edayla. Firma tam üç milyon TL çıkardı. Nereden bulalım bu parayı? İki kadın ne kadar biriktirebilir? Elde avuçta yok zaten.

Odada buz gibi bir sessizlik oldu, saate bakılır gibi bir his.

Siz şimdi… dedi Kadir.

Sizden yardım isteyeceğiz, diye araya girdi Ayten Hanım, gözünü Eliften ayırmadan. Siz ekonomik olarak güçlüsünüz, bir üç milyon sizde koymaz. Bizim için ise hayat memat meselesi Burası sizin de aile yuvanız olacak! Torunlar gelir, mangal yapılır, cıvıl cıvıl bir ortam

Elif soğuk çayından bir yudum aldı, içinden gülmek geldi. “Aile yuvası,” diyordu, o yere bir vakitler Elifi ayak bastırmamışlardı.

Borç olarak mı istiyorsunuz? diye sordu Elif sakince. Ne kadar sürede ödersiniz?

Ayy Elifciğim ne borcu! dedi kayınvalide sıkıntıyla. Aynı aileyiz, nasıl geri ödeyeyim ki maaşımla? Asuman da işsiz, hala arayışta. Yani dedik ki, “yakınlık” yaparız. Siz üzülmezsiniz ki; yeni mağaza açtığını duyduk, ne para var sizde maşallah. İlla yiyip götürmeyeceğiz ki, annelere hayır duası olur

Yani üç milyonu karşılıksız mı istiyorsunuz? Yazlığınız için, dedi Kadir, sesi ciddi bir tonda.

Hemen hediye demeyin, diye bozuldu Asuman. Yatırım gibi görün. Yarın bir gün yazlık zaten size kalacak. Miras olur. Anne nereye kadar yaşayacak ki

Allah uzun ömür versin Ayten Hanım, dedi Elif. Ama açık konuşalım: Siz üç milyon lirayı hediye istiyorsunuz, gelir getirmeyen bir yazlık için.

Sizin de rahatınız olacak! dedi yine kayınvalide.

Elif kalktı, kaloriferin önündeki camdan dışarı baktı. Aşağıda şehrin kalabalık uğultusu, ağaçlar artık o eski çeyizinin solmuş nevresimleri kadar sararmış. Yavaşça döndü ve kayınvalidesiyle kayınbiraderinin yüzüne baktı.

Ben düğünümüzün gününü hatırlıyorum, dedi yavaşça. Beni nasıl eşyalarımı karıştırırken hor gördüğünüzü, “çeyizsiz” deyip hakaret ettiğinizi, oğlunuzun hayatını mahvedecek gariban ilan ettiğinizi asla unutmuyorum.

Amaan kim takar eskiyi şimdi! diye ellerini salladı Ayten Hanım, gözlerini kaçırarak. Ben oğlumun iyiliğini isterdim! Düşünsene şimdi nasıl baron olmuşsun!

Buralara sizin sayenizde değil, inadınıza geldim, dedi Elif hiç sesini yükseltmeden. Kadirle her şeyi dişimizi tırnağımıza takarak başardık. Yirmi saate yakın çalıştık. Yıllarca tatile çıkmadık. Yemekten kısıp makineler aldık. O zor günlerde neredeydiniz “aile”? Bin TL için yalvardığımda param yok demiştiniz.

Gerçekten yoktu! diye bağırdı Asuman.

Yanlış. O hafta kürklü montunu giyip geziyordun, unutmadım. Şimdi ise müsaadenizle, kendi evimde otururken benden yazlığınıza üç milyon istiyorsunuz.

Rica ediyoruz, zorlamıyoruz! dedi Ayten Hanım, sesi yükseldi. Ne kadar kindarsın sen?! Hem Müslümanım diyorsundur, kendi annesini kapı önüne bırakacak kadar taş kalpli misin?

Sizin elinizde üç odalı güzel eviniz var, diye müdahale etti Kadir. Başınızda çatınız var. Yazlık lüks ihtiyaç anne.

Kılıbık! diye bağırdı annesi, yerinden fırlayarak. O karı sana hürmetsizlik öğretti! Sen de aklınca tarafını seçtin! Bir tane altın takmadık mı sana yahu?! Burada oturdun, annene rezillik çektiriyorsun! Allah korkun yok mu!

Anne sus, dedi Kadir sakince. Para vermiyoruz. Ne borç ne hediye. Eğer yazlık istiyorsanız evinizi küçültüp kalan parayı kullanın. Kendi kendinize yetin.

Haa? Asuman hızla kalktı, çay fincanını devirdi. Lekesi bembeyaz örtüye yayıldı. Çok beklersiniz! Biz de buluruz paramızı! Siz de iflasa sürüklenirsiniz, o zaman görürsünüz gününüzü! Allah biliyor…

Lütfen çıkın, dedi Elif yavaşça.

Ne dedin? diye şaşkınlıkla baktı Ayten Hanım.

Çıkın evimden. Bir daha asla gelmeyin.

Ayten Hanım adeta nefessiz kaldı. Çünkü Elifin sabredemeyeceğini, hep baş eğeceğini sanmışlardı. Hesaba katmadıkları buydu: Ne vicdan borcu, ne “ailenin” sevgisi, ne pişmanlık.

Yürü anne! Asuman annesini kolundan tuttu. Daha fazla durmaya gerek yok! Hem havası da pis buranın! Her şeyleri para olmuş, insanlıkları beş para etmez!

Kapiyi öyle vurup, bağır çağır, kendi kendilerine söylenerek çıktılar. Kadir sessizce palto uzattı; ne arkasından laf söyledi, ne özür diledi. O anda anladı ki, kan bağı bazen sadece bir kelimeden ibaretmiş, gerçek sevgi bambaşkaymış.

Kapı kapanınca evde ağırca bir sessizlik oldu. Elif masaya geçti, kirlenmiş örtüyü almak için, makineye attı. Sonra koltuğa oturdu, elleriyse yüzünü kapattı. Ne titredi, ne ağladı. İçinde bir rahatlık, bir hafifleme vardı. Yılların biriken yükü şu an kalkmıştı.

Kadir yanına oturup sarıldı.

Beni affet, dedi fısıltıyla.

Neden? diye baktı Elif şaşkınca.

Bu yaşananlara izin verdiğim için. Onlar böyle insanlar olduğu için. Utanıyorum.

Senin özrün yok, Kadir. Sen ailenin nasıl olacağını seçemezdin. Ayrıca bugün bizi korudun, asıl önemli olan da bu.

Biliyor musun, dedi Kadir mahzun bir şekilde, ben onları gerçekten özledi sandım. Ne safmışım?

Saflık değil bu Kadir, iyiliğe inanıyorsun, insana güveniyorsun. O kadar.

Üç milyon diye başını salladı. Acayip yüzsüzlük. Acaba verseydik aramız düzelir miydi?

Hayır, dedi Elif kararlı biçimde. Süt sağmaya devam ederlerdi. Dahası, para harcadığımız için daha fazla küçümserlerdi. Bizim gözlerinde ya fakir ya da zengin olsak da “yabancı” kalacağımız belli oldu.

Haklısın, her zamanki gibi haklısın.

Kadir, vitrinden iyi bir şarap çıkarıp iki kadeh doldurdu.

Bir kadeh içelim Elif. Bizim için. Tüm zorluklara rağmen yine de beraber olduğumuz için. Artık kimseye borcumuz kalmadı.

Oturduk, şarabımızı yudumladık, camdan akşamın karanlığını izledik. O an telefonları sessize aldık. Biliyorduk ki Ayten Hanım, uzak-uzak akrabalara “gelini cadı çıktı, oğlunu da satıp gariban anneyi evinden eden” diye hikayesini anlatıyordu.

Ama artık umurumuzda değildi.

Bir ay sonra duyduk ki, Asuman annesini ikna etmiş, evlerinin tapusuna kredi çekip inşaata başlamaya çalışmışlar. Getirttikleri inşaatçılar avansı alıp sırra kadem basmış, ortada sadece temeli kazılmış bir çukur kalmış. Şimdi borç ve davalar içinde boğuşuyorlarmış.

Bir iki defa Kadiri aradılar, o ise telefonunu hiç açmayıp sonunda numarasını değiştirdi.

Elif ise yeni açılan atölyesinde, pahalı kumaşlara elini sürüp düşündü: Hayat bazen sandığımızdan da adil. Herkes hak ettiğini alıyor. “Çeyizi olmayan” kız, azmiyle hem işini hem de evini kurmuştu, sevgi ve saygıyla dolu bir yuvası vardı. Sadece soyadıyla gurur duyanlar ise elde var sıfır, kıskançlık ve kinle kalmıştı.

Ve en önemli ders şu oldu: Prensip, karakter, alın teri ve sevmek, gerçek çeyizmiş. Elif için en büyük zenginlik de buydu.

Beğendiyseniz hikayeye bir beğeni bırakıp abone olmayı unutmayın. Yorumlarınızı bekliyorum!

Rate article
Lifequest
Kocamın Ailesi Beni Çeyizsiz Diye Aşağıladı, Sonra da Yazlık Ev Yapmak İçin Borç İstemeye Geldiler