Herkes bana evlenmemi söylüyordu, bu kadar okumanın ne anlamı var ki Zaten bir yere varamazsın.
Keşke evlense derlerdi, Bu kadar okursa sonunda evde kalacak. Kim alır ki şunu?
Öykü, Türkiyenin Anadolusunda, küçük bir köyde dünyaya geldi. Burada insanlar birbirinin sadece ismini değil, dertlerini de bilir.
Ve maalesef, bazen kimse sana hayalin ne? diye sormaz Senin ne işin var? diye sorar.
Ailesi yoksuldu.
Şöyle kahve sohbetlerinde anlatılıp sıradanlaştırılan türden bir yoksulluk değildi bu
Boş tabakta, yırtık ayakkabıda, başkasından kalmış yamalı kıyafetlerde hissedilen bir yoksulluktu.
Öykü, hep eksikle büyüdü.
Ama yüreğinde kimsenin alamayacağı bir şey vardı:
Öğrenmeye karşı derin bir heves.
Küçükken hep şöyle derdi:
Ben doktor olacağım.
Her söylediğinde köyde acı bir kahkaha yankılanırdı sanki.
Çünkü doktor olmak imkânsız olduğundan değil
Bazılarının kafasında, yoksul bir kızın hayal kurmasına bile izin yoktu.
Köyün ağzı affetmezdi.
Bir gün, defterlerini göğsüne bastırarak sokaktan geçerken yine duymuştu o lafları:
Şuna bak hele Ne olacak? Doktor mu olacakmış?
Karşıya geçecek parası yok ki!
Bir defasında, köşe başındaki bakkalda bir kadın, herkes duysun diye seslenmişti:
Keşke evlense Bu kadar okuması boşuna, sonunda evde kalacak. Kim alır ki şunu?
En acısı ise, sadece yabancılar değil, bazen ailesi de korkuyla söylerdi:
Kızım Bırak şu okulu. Bak çok zor.
Paramız yok
Hiç değilse evlen, hayatın olur.
Ama Öykü başkalarının biçtiği bir hayata razı değildi.
Onun aradığı bir yol vardı.
O yol çok zorluydu.
Kışın odasında buz gibi havada otururdu.
Titreyen parmaklarıyla, güçsüz ışıkta ders çalışırdı.
Bazen okula kilometrelerce yürürdü.
Ve çoğu kez, kimse görmesin diye gözyaşlarını defterlere saklardı.
Çünkü köyde ağlarsan, herkes ilgilenmez Bazen sadece konuşurlar.
Ama Öykü, yılmadan devam etti.
Yıllar geçti
Şehre gitti.
Kendini öyle zorladı ki, çoğu zaman artık gücüm yok diyordu.
Defalarca gece kitapların üzerinde uyuyakaldı.
Bazı günler sadece simit yiyip, otobüs parasını biriktirdi.
Yalnızlıkla savaşırken, sanki tüm köy ona karşıydı.
Yine de
Her bırakmak istediğinde hatırlardı:
Köylerinde kimsesiz yaşlılar vardı.
İnsanlar, tıp olmadığı için değil, dinleyecek kimse olmadığı için gün gün eriyordu.
İşte o zaman kendi kendine söz verdi:
Geri döneceğim.
Geri dönüp, bu köyün hiç görmediği doktor olacağım.
Ve bir gün döndü.
Sabah, köyde haber yayıldı:
Öykü artık doktor!
Ne internette, ne masalda; gerçekten, burada.
Köyün unutulmuş, kimsenin yolunu bilmediği aile sağlığı merkezinde.
İlk gün, elinde baston, yaşlı bir amca geldi utangaç.
Titreyerek içeri girdi:
Doktor Hanım Ben Yıllardır doktora gitmedim
Öykü ona yumuşak bir bakışla döndü.
Ve huzur veren bir sesle dedi ki:
Şimdi geldiniz ya, yeter. Sakin olun Ben buradayım.
Yaşlı adam ağladı.
Çünkü bazı yaraları ilaçlar değil
Güzel bir söz iyileştirir.
Sonra, gün be gün daha çok kişi geldi.
Başörtülü teyzeler, yorgun amcalar
Çok bir şey istemiyorlardı
Sadece görülmek, birileri tarafından duyulmak.
Öykü herkesi sabırla kabul etti.
Tansiyonlarını ölçtü.
Kalplerini dinledi.
Dertlerini dinledi.
Yavaş yavaş, köy yine ondan bahsetmeye başladı.
Ama bu kez
Farklı.
Allah razı olsun Doktor Öyküden!
Şu filancanın kızı Kim derdi böyle olur diye?
Ne güzel insan olmuş
Bir gün, yine o alay edilen sokaktan yürüdü.
Ama artık
Kimse gülmüyordu.
Herkes selam veriyor,
Saygı duyuyor,
Sevgiyle bakıyordu.
Ve işte o an Öykü anladı:
Seni yargılayanlara hiçbir şey kanıtlamak zorunda değilsin.
Sadece hayalini gerçekleştireceksin
Ve değişmeden kalacaksın.
Gerçek zafer yukarı çıkmak değildir
Oraya ulaşınca, güzel kalmak, yüreğini kaybetmemektir.
Ve Öykü
Hâlâ aynı saf köy kızıydı.
Sadece şimdi, hayaline bir de beyaz önlük eklenmişti.
Ağır sözler yerine
Dualar, iyi dilekler alıyordu.
Ders ne mi?
Dünya Olmaz! deyip dursa da
Unutma:
Belki Allah, o hayali senin kalbine, başkalarına ilham olasın diye vermiştir.
Öyküye bir Helal olsun yaz ve paylaş; bilinsin ki, yoksulluktan da olsa, umut yeşerir.
“Herkes bana ‘Evlen artık, bu kadar okusan ne olacak… Zaten bir yere varamazsın’ diyordu. — ‘Evlenme…




