Ne yapalım, hem çirkin hem de gereksizdi. Bu yüzden onu attım. Annenin yüreği neredeyse duracaktı. Baba ise dışarı çıkıp çocuğu aramaya koyuldu.

Bir zamanlar, yaşlı bir kadın güzel bir iyilik yapmaya karar verdiği tuhaf bir rüya gördü. Evinde köşe bucak ne kadar işe yaramaz, içini huzursuz eden eşya varsa, hepsini toplamıştı. Renk renk bluzlar, elbiseler, şapkalar, etekler… Hepsi yer kaplıyordu. Kadıncağız kendi kendine dedi ki: Bunları camiye bırakayım. Belki ihtiyaç sahibi birileri, ya da yoldan geçen bir gariban alır.
Bütün eşyaları bir bohçaya tıkıştırdı, köşeye koydu. Yarın çıkarken bırakırım, diye düşünüp yatağa uzandı. O geceyse, anlatınca bile insanın aklını zorlayan bir rüya gördü.
Sanki ruhu bedeninden ayrılıp, yukarıdan kendi evini, kendisini izliyordu. Her şey bembeyaz ışık içindeydi ama hâlâ evindeydi. Ruhu öylesine hafifti ki, tarifsiz bir huzur duygusu dolmuştu içine.
Kendisini, bohçayı sımsıkı tutarken gördü. Bu bohçayı camiye götürecekti. Fakat karşısında, Anadolu işi desenli bir entari giymiş minik bir kız çocuğu belirdi.
Teyze, bohçada ne var? diye sordu çocuk.
Kadın tatlı bir gülümsemeyle yanıtladı:
Şunlar lazım değil bana, evde boşuna yer kaplıyorlar. İhtiyacı olanlara vermek istiyorum. Yarın camiye bırakacağım.
Küçük kız başını sağa eğip hafif kaprisle,
Çok iyisin ama bohça biraz kirli, dedi. Önce güzelce yıka, öyle götür olur mu?
Olur, yıkarım, diye onayladı kadın gülerek.
Sakın unutma! dedi çocuk ve pamuk şekeri gibi bir gülüşle ortadan kayboldu.
Tam o anda kadın uyandı. Telaşla yataktan fırladı, olup biteni hatırlamaya çalıştı. Acaba bir melek miydi, o rüyadaki çocuk? Bohçaya baktı, içindekileri tek tek çıkardı. Madem yıkamak lazım, yıkarım, diye düşündü.
Şimdi insana komik gelebilir ama yaşlı kadın bu rüyayı kendisine bir işaret saydı. Kimisi batıl inanç der, ama bana sorarsanız öyle değil. Ben de öyle düşünürdüm, ta ki size anlatacağım şu tuhaf olaya kadar…
Aynı apartmanda başka bir ailede ikinci bir erkek çocuk dünyaya geldi. Aile, sevinçlerini dostlarıyla paylaşmak için misafir çağırdı.
Gelen giden çoktu. Herkes kutlama yaptı, çocuk için hediyeler verdi. Ama övgü, sarılma yoktu. Zaten aile geleneklerine sıkı sıkı bağlıydı: Aman çocuğu güzel bulmayın, övmeyin, kem göz değer, derlerdi. Hal böyle olunca, misafirler de inadına;
Ay yazık bu ne çirkin bebek, Allah nazardan saklasın, diye güya kötü şeyler söylemeye başladılar.
Herkes sırayla Çirkin mi çirkin diyerek çocuğu pohpohlamaz oldu. Anne-baba da buna sevinip, rahatladı. Herkes yan odaya geçti.
Olanları izleyen büyük oğlan, misafirlerin kardeşine soğuk davrandığını fark etti. İçinden: Madem bu bebek çirkin, o zaman burada ne işi var? deyip kararını verdi.
Kafası fazla çalışmadı. Kardeşini kaptı, balkon kapısını açtı ve bir oyuncağı atar gibi aşağı fırlattı!
Duyduğumda tüylerim diken diken olmuştu. Neredeyse büyük bir felaket yaşanacaktı, ta ki kader devreye girip Allahın bir mucizesiyle çocuk kurtuluncaya kadar…
Ne tesadüfse, yukarıda rüya gören yaşlı kadın da aynı apartmanda, bir alt katta yaşıyordu. O sırada bohçayı yıkamış, güzelce balkona ipe asmıştı, kurusun diye.
Ve, o anda, yukarıdan sanki gökten inen bir meyve gibi minik bebek bohçanın içine düştü!
O sırada içeride bir sessizlik olduğunu fark eden anne-baba odaya koştu. Küçük oğlan balkondan içeri giriyordu, bebek ise yoktu. Korku içinde sordular ne oldu diye.
Kardeşim çirkin, istemedim. Aşağı attım, diyebildi abisi.
Anne neredeyse bayılıyordu. Baba koşarak aşağı indi, Allaha şükürler olsun ki, minik yavru sapasağlamdı!
Şükürler olsun! diyerek gözyaşlarıyla bebeği kucaklarına aldılar.
Peki kime teşekkür ettiler dersiniz? Tabi ki yaşlı kadına. Allah diyen sadece o kadındı. O bilirdi, böyle bir kurtuluşun tesadüfle alakası olmadığını. O bohçayı yıkamaya bile niyetli olmazdı, rüyasında gördüğü o küçük melek olmasa!
Neden herkes yaşadığını sadece şans sanıyor, kimse Allaha şükretmeyi düşünmüyor, yıllarca anlamaya çalıştım. Herkesin kendine göre bir hikaye yorumu mutlaka vardır. Ama ben söyleyeyim: Tesadüfe inanmam, Allaha teşekkür ederim. Çünkü hangi mucize Onun eli değmeden olur ki?

Rate article
Lifequest
Ne yapalım, hem çirkin hem de gereksizdi. Bu yüzden onu attım. Annenin yüreği neredeyse duracaktı. Baba ise dışarı çıkıp çocuğu aramaya koyuldu.