Marina, canım, duydum maddi sıkıntıların var mı?

“Nazlı, canım, duyduğuma göre maddi sıkıntıların mı var?”

Nazlı, mutfakta somonu doğruyor, ardından ince ince doğradığı balığı krepin içine koyuyordu. Annesi, eski dökme demir tavada, hızlıca bileğini çevirerek krepleri çeviriyordu.

Nazlı, her zamanki gibi iç harcı hazırlama işini üstlenmişti. Pazardan aldığı taze somonu dilimledi, beyaz peyniri rendeledi, maydanozu doğradı, yoğurdu küçük bir porselen kâseye koydu.

Aile, her sene kasım ayının son pazarında Nazlıların evinde toplanırdı. Bu, senelerdir devam eden bir gelenek olmuştu. Önce annesinde krep keyfi yapılır, ardından yılbaşı için hazırlıklar ve planlar başlardı.

Büyük masada herkes yerini almıştı. Ablası Sedef ve eşi Okan, amcası Ziya ile yengesi Nermin, kuzenleri Baran ve Berk. Herkes kreplerden yiyip, sıcak çaylar eşliğinde sohbete ve soylu neşesine dalmıştı.

Nazlı, bana da şu somondan uzatır mısın? dedi Sedef, masadan uzanarak.

Al, afiyet olsun.

Ablası, tabağı alıp krepinin üstüne bolca koydu.

Ne güzel somon almışsın. Yağlı ve taptaze.

Pazardan aldım. Bayağı pahalıydı ama krepin hakkı bu.

Amca Ziya, kendine yeniden çay doldurdu.

Eh, ailecek toplanmışken asıl mevzuyu konuşalım. Yılbaşı da yaklaşıyor. Nerede kutlayacağız?

Herkes bakıştı. Sedef hemen atıldı.

Nerede olacak, tabii ki Nazlıda. Artık gelenek oldu, geniş evi var, hepimize yeter.

Nazlı, tabaktan başını kaldırıp ablasına baktı.

Başka alternatif mi var?

Ne alternatifi? Hepimizin evinde yer yok. Hem artık klasikleşti bu.

Gelenek, dedi Nazlı sessizce.

Yenge Nermin, mendille ağzını sildi, krepini masaya bıraktı.

Sen de, Nazlıcığım, o pastadan yine yap. Hani şu Prag pastası var ya, en güzel sen yapıyorsun. Geçen sene bir harikaydı, Ziyayla haftalarca konuşup durduk.

Bu yıl ikramları da bol tut, araya girdi amca Ziya, çayını yudumlayarak. Geçen yıl havyar hemen bitti. Küçük kutuyla yetinmeyelim, bu sene iki üç tane birden alalım ki hepimize yeter.

Nazlı, masadaki gülen, memnun yüzlere baktı. Kreplerin yağlı lekeleri dudaklardan taşıyordu. Sonra gözleri kocasına kaydı.

Erhan, telefonu ile ilgileniyordu, muhabbete katılmamıştı; ama Nazlı, onun omuzlarının gerildiğini, her şeyi duyduğunu fark etti. Her zamanki gibi sessizliğini koruyordu.

Oğulları Emir, kulaklık takmış, müzikle hafifçe sallanıyordu. 16 yaşındaki biri için büyüklerin sohbeti ilgi çekici değildi zaten.

Ee, Nasıl olacak Nazlı? dedi Sedef ısrarla. Kabul ediyor musun?

Peki, dedi kadın, sesi ince ve yavaş.

Ama içinde bir şey küt diye kırıldı. Eve gelir gelmez, kapıdan girdikleri an Erhan üstüne yürüdü:

Yine bir orduyu ağırlayacaksın, ha? Kaç kere söyledim bu işi bırak diye, üç yıldır benle Emir söylüyoruz.

Bilmiyorum, dedi Nazlı, kabanını çıkarıp askıya astı.

Nesi bilinmiyor? Yine “tamam” dedin, başını salladın, mesele bitti!

“Tamam” dedim, ama her şeyi kendi başıma ödeyeceğim demedim ya!

Kocası, koridorda şaşkınlıkla durup ona baktı.

Ne planladın bakalım?

Göreceksin. Şimdilik tam olarak bilmiyorum, ama bir çaresini bulurum.

Nazlı, mutfağa geçip çaydanlığı koydu, bilgisayarı çıkardı, Exceli açtı. Boş bir tablo ekranda açıldı.

Geçen yılın yılbaşı giderlerini düşündü. Et hindi ve dana eti. Balık somon. Havyar kırmızı ve siyah. Deniz mahsulleri. Meyveler mandalina, üzüm, ananas.

Tatlılar, kurabiyeler, lokumlar, pasta o meşhur Prag pastası. Bir yandan yazdı, topladı. Üstelik içecekler, ekmek, soslar, kahve, çay, çeşit çeşit ayrıntılar da vardı.

Bir önceki yıl, yine aynı. Daha öncesi de aynı. Rakam her yıl artmış, büyümüş.

Erhan, arkasından tabloya göz attı.

Kaç para tutmuş?

Bak kendin gör.

Erhan, toplam rakama bakıp hafifçe ıslık çaldı.

Vay be, düşündüğümden de fazla! Ayda kazandığın maaşa yakın.

Daha fazla. Bir buçuk maaş neredeyse. Üstelik henüz eksikler var. Süslemeler, mumlar, peçeteler, yeni tabaklar daha eklenmedi. Onlar da üç bin lira kadar tutar.

Her yıl bu kadar masraf yapıyorsun yani?

Aynen. Her sene Onlar gelir, yer, içer, eğlenir. Doğru dürüst teşekkürler bile diyen yok. Böyle olması gerektiğini düşünürler.

Ne yapacaksın?

Konuşacağım onlarla.

Ertesi hafta, Nazlı ablası Sedefi aradı.

Sedef, bizim konuşmamız gerek.

Konuşalım. Hayırdır, bir şey mi oldu? Sesin garip geliyor.

Yılbaşını konuşacağız. Gel, birlikte karar verelim.

Ablası, cumartesi sabahı geldi. Biraz asık suratlı ve endişeliydi. Mutfağa oturup, Nazlının uzattığı çaydan bir yudum aldı.

Şimdi söyle bakalım, ne bu aciliyet?

Nazlı, yazdırdığı harcamalar listesini çıkardı, önüne koydu.

Her yıl yılbaşı için neler harcadığımı hesapladım. Buyur bak.

Sedef, kağıda göz gezdirirken yüzü değişti.

Ama biz sana hindiyle siyah havyarı al demedik ki…

Amca Ziya geçen sene tavuk bayat, hindi veya kaz al dedi. Aldım. Havyarı, yine o istediği için fazladan aldım.

Ablası, bir yudum çay içip fincanı masaya koydu, Nazlıya farklı bir yüzle baktı.

Peki sen ne istiyorsun?

Artık bütün masrafı tek başıma taşıyamam. Ya paylaşalım, ya da her aile kendi masrafını yapacak. Ben yine yemek hazırlamaya razıyım. Yine evimizde olsun. Ama tek başıma ödemem, yeter!

Sedef, boğazını temizledi. Nazlı, ona peçete uzattı.

Ciddi misin? Fakir mi kaldın yoksa?

Hayır. Sadece on kişilik yılbaşı yemeğini üç yıldır tek başıma karşılamaktan yoruldum!

Aileyiz diye bu kadarını da mı yapmayalım? Hesap mı tutacağız aile içinde?

Ben zaten muhasebeciyim, unutma. Bazen hesap gerek…

Yoksa bir derdin mi var? Kocanın işi mi gitti, kredi mi borcun var?

Her şey yolunda. Sadece adalet istiyorum!

Sedef ayağa kalkıp mutfağı dolaştı, lavabonun önünde durdu.

Nazlı, yazıktır ya! Ailede para mı konuşulur?

Benim için ciddi para bunlar. İstersen detayına kadar göstereyim?

Gerek yok. Demek bizi açgözlü sandın!

Bunu demiyorum. Sadece masraflar ortak olsun istiyorum. Herkes payına düşeni yapsın, yoksa bu yıl yalnız çekirdek aileyle kutlayacağım!

Ablası çantasını aldı.

Çok değiştin sen. Evvelden ne kadar iyiydin…

Önceden daha saftım. Artık yoruldum!

Sonra amca Ziya ile de oturup konuştular, aynı tabloyu gösterdi. Amca Ziya daha çok kızdı, ellerini sallandı, “bu gelenekler böyle mi bozulur, eskiden her şey başkaydı, gençler anlamıyor” diye söylendi.

Nazlı sen ne yapıyorsun? Benim emekli maaşım işte, neyle alayım sana o kadar şeyi?

Ben de öyle kral maaşı almıyorum! Ama plan yapınca oluyor. Herkes harcamayı planlasın.

Bizi incitiyorsun.

Asıl üç yıldır üzerimden geçiniyordunuz, onu konuşalım üstelik!

Yenge Nermin arandığında ise şöyle dedi:

Nazlıcığım, maddi sıkıntın mı var, canım?

Hiçbir sıkıntım yok, sadece artık bu işin tüm yükünü tek başıma taşımak istemiyorum!

Ama ailede para konuşulmaz ki, kızım.

Bilakis, ailede en çok doğruluk gerek!

Bize kırgın mısın?

Hayır! Sadece üç yıldır tek başıma ödediğim ortak yılbaşı sofrasını artık gerçekten ortak yapmak istiyorum.

Biz de mi bir şey getirelim? Salata mesela…

Aynen, herkes elinden ne geliyorsa getirsin, işte o zaman adaletli olur.

Bir hafta kimse aramadı. Nazlı, artık sadece eşiyle ve oğluyla kutlamaya karar verdi. Üç kişilik menü hazırladı, alışverişini planladı. Eşi, bu kararı destekledi, baştan beri bunu yapman gerekirdi, dedi.

Emir de onayladı.

Anne, süpersin! Nihayet onlara da haddini gösterdin!

Ama yılbaşından bir hafta önce, 24 Aralık akşamı Sedef aradı. Sesi gergindi ama kızgın değildi.

Nazlı, evde misin?

Evdeyim.

Gelebilir miyim?

Gel tabii.

Sedef yarım saate geldi. Masaya oturdu. Nazlı ona çay, kurabiye ikram etti.

Konuştuk herkesle. Kabul edelim.

Neyi?

Masrafları paylaşmayı. Amca Ziya içecekleri alacak. Ben et ve balık mezesini üstleneceğim. Yenge Nermin tatlı ve meyveleri getirecek. Sen de annenle ana yemek ve garnitürleri. Uygun mu?

Uygun. Teşekkür ederim, Sedef.

31 Aralık sabahı herkes yavaş yavaş geldi. Amca Ziya bir kaç poşet içecek getirdi, masaya koyup alnını sildi.

Buyurun getirdim, yetmezse haber verin.

Sağ olun amca Ziya, yeter de artar.

Sedef geldi. Et tabakları sucuk, pastırma, jambon. Balık tabakları tuzlu alabalık, limonlu karides.

Hepsinin en iyisini almaya çalıştım.

Harika, sağ ol Sedef.

Yenge Nermin de bir kutuda şık bir pasta, meyveler ve bir torba dolusu şekerleme getirdi.

Pastayı pastaneden aldım, çok lezzetli dediler. Meyveler pazardan, taze taze.

Nazlı ise fırında nar gibi kızarmış tavuk, mantarlı patates, türlü getirdi. Hep birlikte sofrayı donattılar.

İlk başta ortam gergindi. Sedef kaşlarını çatıp durdu, amca Ziya içinden söyleniyordu, yenge Nermin masa örtüsünü düzeltti durdu.

Ama zamanla, herkes sofrada yerini alınca, gerilim azalmaya başladı. Sohbet arttı, herkesin keyfi yerine geldi.

Gece yarısına doğru, ortam eski günlerdeki gibi oldu. Kahkahalar, geçmişten gülünç hatıralar, yeni yıl dilekleri.

Nazlı oturup onlara baktı. Eşi gülümsüyordu, amca Ziya ile avcılık hikayeleri anlatıyordu. Oğlu, kulaklığı bırakıp, ortamda sohbet ediyordu. Hatta Sedef bile yumuşamış, işte yaşadığı komik olayları anlatıyordu.

Gecenin sonunda, amca Ziya mutfağa geldi. Nazlı tabakları yıkarken o da yanına geçip eline bir havlu aldı, tabakları kurulamaya başladı.

Bak Nazlı, haklıymışsın! Hiç düşünmemiştim önce, ne kadar masraf olduğunu. Şimdi anladım.

Nazlı bir iç huzuruyla gülümsedi. O eski yılbaşılardan sonra duyduğu yorgunluk, kırgınlık yoktu; bu defa hafiflik, huzur hissetti.

Düşüncelerini açıkça dile getirmiş, sorunlara çözüm aramıştı. Korktuğu gibi aile kopmamış, küsüp gitmemiş, kurallara uymuştu.

Erhan da gecenin sonunda sarılıp:

Seninle gurur duyuyorum Nazlı. Bunu başarmak herkesin harcı değil, dedi.

Neden?

Çünkü hayır demek kolay değil. Ama sen sadece hayır demekle kalmadın; herkese adil bir yol önerdin.

Bir ara hepsi darılır, gelmez sanmıştım. Belki de yılbaşı mahvolacak diye korktum.

Ama bak kimsenin keyfi kaçmadı. Tek fark artık adilce herkesin katkısı var.

Nazlı onayladı. Evet, şimdi gerçekten ortak bir yılbaşı olmuştu bu. Artık eski yorgunluğunun yerini keyif almıştı.

“Gelenek bitmedi,” diye içinden geçti, “Sadece değişti. Şimdi daha adil, daha samimi. Bu yıldaki en büyük kazancım bu oldu!”

“Susmak yok! Katlanmak yok! Hoşnutsuz olduklarımızı dile getirmek gerek. Birlikte çözülebilecek adil bir yol olmalı. Ben başardım, dilerim siz de başarırsınız”

Siz de bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın, beğenin, sayfayı takip edin ki yeni yazılardan haberdar olun!

Rate article
Lifequest
Marina, canım, duydum maddi sıkıntıların var mı?