Yirmi dokuz yaşındayım ve hep evliliği bir yuva olarak hayal etmiştim. Orası huzurun, dinginliğin adresi olmalıydı; maskeni çıkarıp kendi nefesini alacağın, dışarıda ne olursa olsun içeride kendini güvende hissedeceğin yer. Ama hayat bana tam tersini gösterdi.
Sokağın, işin, arkadaşların arasında güçlü bir kadın gibiydim. Gülümserdim. Güzel konuşurdum. Herkese mutlu olduğumu söylerdim. Ama evde evde sessizce yürümeyi, cümlelerimi tartıp konuşmayı, her hareketimde dikkatli olmayı öğrendim. Sanki kendi evimde değil, başkasının salonunda konuk oluyordum.
Bunu eşim yüzünden değil; kayınvalidem yüzünden yaşadım.
Evlilik öncesi eşim bana şöyle demişti:
Annem biraz serttir Kalbi çok iyidir aslında, ama zaman zaman başına buyruk olabilir.
Ben de içimden Kimsenin annesi dört dörtlük değil ki zaten. Elbet anlaşırız. dedim.
O zaman farkında değildim: Zor bir mizacın başka bir insanın hayatında kontrol kurma isteğinden farklı olduğunu
Düğün sonrası biraz oturmak için gelmeye başladı. İlk önce cuma, sonra hafta içi. Sonra çantasını antrede bırakmaya başladı. En sonunda elinde bir yedek anahtarla kapıdan giriverdi.
Nasıl aldığını hiç sormadım doğrusu. Kavga çıkarma, huzursuzluk etme, bir süre sonra gider, dedim kendi kendime.
Ama gitmedi. O gitmeyi değil, yerleşmeyi seçti.
Zile basmadan içeri giriyordu. Buzdolabımı açıyordu. Mutfak dolaplarımı karıştırıyordu. Hatta kıyafetlerimi dahi düzenlemeye başladı.
Bir defasında gardırobumu açtım ve çivilendim. Her şey değişmişti. İç çamaşırlarım başka rafa alınmış, elbiselerim geri itilmiş, bazı giysilerim ise yoktu.
Sordum:
İki bluzum nerede?
Omuz silkti, rahatça:
Fazlaydı, üstelik kalitesiz Tutmana gerek yok.
Göğsümde bir şeyin acıdığını hissettim. Ama yine sustum.
Küçük düşmek istemedim. Sıradan bir kötü gelin olmak istemedim. Hep terbiyeli olmaya çalıştım.
O ise tam da buna güveniyordu.
Zamanla, konuşma biçimi küçümser oldu, ama açık açık hakaret etmeden.
Çok hassassın sen ya.
Ben olsam öyle giyinmezdim ama… senin seçimin.
Bir evi çekip çevirmek kolay değil, alışmamışsın galiba…
Merak etme, öğretirim ben.
Bunları hep gülümseyerek söylerdi. Konuşma tarzı öyle bir şeydi ki, cevap versen sen suçlu çıkardın. Sessiz kalınca da kendinden uzaklaşırdın.
Hayatıma dair her şeye karışmaya başladı.
Neyi pişiriyorum, ne alıyorum, ne kadar para harcıyorum, ne zaman temizlik yapıyorum, eve kaçta geliyorum, neden aramadım
Bir gün eşim banyoda duş alıyorken, karşıma oturdu; ruhumu sorgular gibi:
Doğru söyle, sen kadın olmayı bilir misin?
Sorunun ucunu anlamadım:
Ne demek o?
Bana öyle baktı ki, küçük bir çocuk gibi hissettim:
Sen hiç uğraşmıyorsun, hiç özen göstermiyorsun. Erkek evde kendini adam gibi hissetmeli; yanında bir kadın olduğunu bilmeli, yabancı gibi değil.
Oturup dona kaldım.
Kendi evimde, kendi masamızda; sanki ben geçiciyim, sanki kısa zamanda beni silecek.
En acısı eşim de onu durdurmuyordu.
Şikâyet ettiğimde:
Annem sadece yardımcı olmak istiyor.
Ağlayınca:
İçine atma, annem öyle konuşurun biri.
Bir sınır koymasını isteyince:
Annemle münakaşa edemem, üzülür.
Sanki bunlarla bana Burada yalnızsın; kimse seni savunmaz, diyordu.
Dışarıdan bakınca herkes ona hayran:
Kendisi yemek getirir, alışveriş yapar, herkese beni ne çok sevdiğini anlatır.
Gelinim kızımdan farksız!
Sonra yalnız kalınca düşmanca bakışlarıyla yüzleşirdim.
Bir akşam, yorgun argın eve döndüm. İşte ezildim, başım zonkluyor; tek istediğim yatağa gömülmekti.
Kapıdan girer girmez bir şeylerin farklı olduğunu hissettim.
Her yer düzenli ama bana ait olmayan bir düzen. Hava onun parfümü gibi kokuyordu. Masanın üstünde onun örtüsü, mutfakta onun tabakları, banyoda onun havluları.
Sanki ben yoktum artık.
Yatak odasına girdim. Ve orada sanki içim dondu.
Oturma komodini elden geçirmiş, benim kremlerim, takılarım, kişisel eşyalarımher şeyi yerinden etmiş.
Yatağın ucuna oturdum, o gülümsedi; kapıda belirdi:
Toparladım. Dağınıktı. Böyle kadınsı olmaz, düzen gerek.
Baktım:
Buraya girmeye hakkınız yok.
Gülümsemesi daha da yayıldı:
Burası önceden oğlumun odasıydı. Burada ona dua ettim, büyüttüm. Bana yasak koyamazsın.
İçimde buz gibi biri yürüdü o anda.
Her şey aydınlandı.
Bu kadın bana yardım için değil, yerimi almak için geliyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, ne kadar seversem seveyim evde bir taç vardı ve onu bana asla bırakmayacaktı.
O gece daha da kötüleşti her şey.
Yine aynı tavır, eşime komut verir gibi:
Oğlum, onu yeme; midene dokunur. Gel ben sana kendi yemeğimden koyayım.
O da kalktı, itaatkâr bir çocuk gibi gitti.
Ben masada oturup bir yabancı gibi hissettim.
Ve o an, çok sakin, hiç bağırmadan dedim ki:
Ben böyle yaşayamam.
İkisi de bana baktı, sanki uygunsuz bir şey söylemişim gibi.
Eşim:
Ne demek yaşayamam?
Ben:
Demek, üçüncü kişi olmam bu evde.
Kayınvalidem güldü:
Ay ne dramatiksin, iyice hayal örüyorsun.
Eşim iç geçirdi:
Yapma, lütfen yine mi başlıyorsun?
Ve o zaman… içimde bir şey kırıldı.
Filmlerdeki gibi değil; bağırış, bardak fırlatma falan yok. Sessizce.
Bir şey beklemeyi bıraktığın an.
İnanmayı bıraktığın an.
Çabalamayı bıraktığın an.
Sadece anlıyorsun.
Dedim ki:
Ben huzur arıyorum. Ben ev istiyorum. Bir erkeğin yanında kadın olduğumu hissetmek istiyorum, kendimi ispatlamak zorunda kalan biri değil. Eğer burada bana yer yoksa, yerimi almak için yalvarmam.
Ve yatak odasına gittim.
Eşim peşimden gelmedi.
Dur durak olmadı.
En korkuncu buydu.
Belki gelseydi Hata ettim, seni savunacağım! deseydi
Belki kalırdım.
Ama orada kaldı. Annesiyle birlikte.
Ben karanlıkta yattım; mutfakta gülüşmelerini, sohbetlerini duydum. Sanki ben hiç yokmuşum gibi.
Sabah kalktım, yatağı topladım; uzun zamandır ilk kez net bir düşünce geçti aklımdan. O düşünce bıçak gibi:
Ben kimsenin deneme tahtası değilim. Bir evin süsü değilim. Başkasının ailesinde hizmetçi değilim.
Kıyafetlerimi toplamaya başladım.
Eşim gördü, beti benzi attı:
Ne yapıyorsun?
Ben:
Gidiyorum.
O:
Olmaz! Bu kadarı fazla!
Ben acı acı gülümsedim:
Fazlası ben sustuğumda oldu. Fazlası senin yanında beni aşağılayanlara sessiz kaldığında oldu. Fazlası beni savunamayışındaydı.
Elimden tutmak istedi:
O hep öyledir büyütme.
Ve ilk defa hayatımda en önemli cümleyi söyledim:
Ben onun yüzünden değil, senin yüzünden gidiyorum. Çünkü izin verdin.
Valizimi aldım.
Çıkıp gittim.
Kapıyı kapatırken, acı duymadım.
Sadece… özgürlük hissettim.
Bir kadın kendi evinde korkmaya başladığında, yaşamıyor artıksadece hayatta kalıyor.
Ben hayatta kalmak istemiyorum.
Yaşamak istiyorum.
Ve bu kez, ilk defa, kendimi seçtim.




