Kanka, sana geçenlerde başıma gelen bir şeyi anlatmam lazım, hâlâ içimde bir ağırlık var. Geçen gün ablam, annemle babamın apartmanını kimseye sormadan satmış, ben de sessiz kalışımın bedelini o an anladım. Zaten işler yolunda gitmiyordu, ablam başka birinin dairesinde tadilattan bahsedip duruyordu, sanki kendi eviymiş gibi konuşuyordu.
Bizim aile apartmanı, iki odalı eski bir binaydı, balkonu caddeye bakıyordu. Çocukluğum o evde geçti. Annem yazları balkonun demirlerinde halıları kuruturdu, babam ne bozulursa kendi elleriyle tamir etmeye çalışırdı, parça yoksa da bir yolunu bulurdu.
Üç yıl önce annemi kaybettik, Allah rahmet eylesin. Babam tek başına kaldı orada. Ablam hâlâ aynı apartmanda, ama başka bir katta oturuyor. Ben ise evlendim, eşim ve çocuğumla kiradayız.
Babam hep huzur isterdi, yalnızlığı ona ağır geliyordu. Ben hep davet ettim, gel bizimle kal diye ama bizim ev küçük, o da hep bir bahane buldu.
Bir cumartesi yemeği götüreyim dedim babama. Kapıda yeni bir kilit vardı. Ablam açtı kapıyı; içeride taze boya kokusu vardı.
Sattık evi. Böyle daha iyi oldu, dedi ablam, hiç gözüme bakmadan.
Elimde yemek kaplarıyla öylece durup duvarlara baktım, annemin fotoğrafları yoktu, salonun eski büfesi ortadan kaybolmuştu.
Babam mutfakta sandalyede oturuyordu, yanında bir valiz dolusu kıyafet.
Ablam, alıcı bir ay içinde taşınacak diye açıkladı, paranın da aramızda paylaşılması gerekiyor dedi, böyle daha kolay oluyormuş. Ama ben hiçbir belge imzalamadım, kimse bana bir şey söylemedi.
Ablam, babamın bir yıl önce ona vekalet verdiğini söyledi, ben uzaktaydım, kendi ailemle uğraşıyordum. Babam hiç ağzını açmadı.
Akşam eşim neden ellerim titriyor diye sordu; anlatamadım. Kendimi kendi hatıramda bir misafir gibi hissettim.
Ertesi gün babamı yeni evinde görmeye gittim. Tek odalı, mini mutfaklı, cam kenarında bir yatak.
Babam ablamın çok ısrar ettiğini anlattı. Ona kredi konusunda yardımcı olması gerekiyormuş, geçiciymiş zaten.
Sizi üzmek istemedim, dedi babam.
Bu sözler, evin satılması kadar acı veriyor.
Ablam hep daha güçlüdür, daha kararlı. Annem eski günlerde hep söylerdi, “Senin ablan dünyayı düzene koyar,” diye.
Ben sessizdim, hep boyun eğerdim. Ablam evlenince, annemle babam ona destek çıktı, parayla yardım ettiler. Ama ben evlenirken, Sen halledersin dediler.
Hiçbir şey istemedim, sadece bir sohbet…
Bir hafta sonra ablama gittim, salonunda yepyeni bir kanepe vardı, çocuğu yerde oyun oynuyordu, televizyondan yüksek ses geliyordu.
Neden bana söylemedin? diye sordum.
Ablam derin bir nefes aldı. Sen hep uzak durursun, dedi. Kararları başkalarına bırakıyorsun. Seni beklesem, hiçbir şey olmazdı.
Masada ayakta duruyordum, kahvaltıdan kalan kırıntılara bakıyordum. Ablam harcamaları, faizleri, gelecek planını anlatıyordu.
Ben ise eski apartmanın balkonunu, çamaşır kokusunu düşünüyordum. Annemin mutfaktan seslenişini hatırlıyordum.
Ablam bana yalan söylemedi, sadece beni hiç dahil etmedi.
Ben de izin verdim.
Son birkaç aydır babamı her çarşamba ziyaret ediyorum. Ona çorba götürüyoruz, faturalarını internetten ödüyorum, dolabını düzeltiyoruz.
Ablam nadiren uğruyor. Hep geç saatlere kadar çalıştığını söylüyor.
Hiç suçlamadım, para istemedim, olay çıkarmadım.
Ama artık sessiz kalmıyorum.
Ablam yine herkese karar vermeye çalışınca, düşüncemi söylüyorum. Babam “sizi üzmek istemem” deyince, “ben senin kızınım” diyorum.
Apartman yok artık. Duvarlar yok. Büfe yok.
Ama burnumun dibindeyken ailemin içinde fazlalık gibi hissetmek hâlâ geçmedi.
Bazen düşünüyorum, galiba sessizliğim, ablama sunduğum en kolay hediyeydi.
Sence, kardeşin böylesine büyük bir kararı sana danışmadan aldığı zaman affedebilir misin?




