SADECE SESLEN
Şimdi sizi karı ve koca ilan ediyorum! dedi nikah memuresi, bir anda bir şey boğazına kaçtı, öksürmeye başladıkça başladı.
Hayda Bu hiç hayra alamet değil, annem, gereksiz yerde öksürükle ilgili manidar bir yorum yaptı.
Misafirler bir anda mırıldandı, fısıldaştı. Ben ve Suzan, damat ve gelin olarak birbirimize korkuyla baktık. Henüz 18 yaşımızdaydık; daha çocuk sayılırdık. Evlenmemiz de aceleye geldi. Gelin “çeyizli” geliyordu.
İki ay sonra istenmeden planlanmış bir bebeğimiz doğacak. Apar topar gelinlik kiralandı, Suzan ayakkabıyı en yakın arkadaşından ödünç aldı. Bu arada, yıllar sonra, aynı arkadaşla kısa bir gönül hikayem olacak ama şimdi orası ayrı…
Şimdilik, genç ve mutluyduk.
Bir gün Suzan’la Çankaya Parkında yürüyorduk. Eşimi belinden tutuyordum. Birden, yanımıza yabancı bir adam geldi, bana dönüp fısıldadı:
Elini sıkı tut, yoksa kaçırırlar karını
Patladı ve yoluna devam etti. Biz gülüp geçtik, uyarıyı çok da ciddiye almadık. Daha önümüzde koca bir ömür var! Kim ayırabilir ki bizi? Hodri meydan
Bir arkadaşım, düğünümde şahitlik etmişti, bir gün bana laf soktu:
Emre, ya daha iyi birini bulamadın mı? Baksana, ne güzel kızlar ortada!
Elimle savuşturdum:
Onlar seni bekliyor anlaşılan
Ve bak, beklediler gerçekten. Arkadaşım dört kez evlenip hep güzel ve akıllı kadınlarla nikah kıydı.
Kızımız Elif doğdu.
Sonra askere gitmem gerekti. Evden uzakta, Ankarada görev yapıyordum. Karım ve kızımı özlüyordum. Suzan bana bir fotoğrafını göndermişti; uzun süre yastığımın altına sakladım, belki rüyamda karım gelir diye umut ediyordum.
Bir gün koğuşa geldim; Suzanın fotoğrafı dolabımın üstünde sergilenmişti. Birisi alçakça karımın fotoğrafına çizikler çizmiş, ağzı bozuk yazılar yazmıştı. Sinirle yan yataktaki arkadaşıma saldırdım, adamı hırpaladım. Bu yüzden kısa bir süre nizamiye hapisinde yattım. Fotoğrafı mahvettikleri için yırtıp attım. Bu arada, adam da hak ettiği cezayı aldı.
Askerlikten dönünce biraz hırçınlaşmıştım. Bilmem neden, eşime acımasız şekilde kızgın oluyordum. Kafaya takmıştım, genç kadınlar kesin sevgili edinir diye! Büyük ihtimalle Suzan beni o iki yılda aldatmıştır, dedim kendime.
Neden böyle düşündüm derseniz: Karımı tekrar görünce, önümde bambaşka bir kadın vardı. Askere giderken yanımda utangaç, sessiz bir kız vardı; şimdi ise karşımdaki kadın ışıl ışıl parlıyor, enerji saçıyordu.
Sen misin, Suzan? Tanıyamadım vallahi! dedim kulağına.
Eşimle gurur duydum ama kafama şüphe düştü: Kim bilir, belki Suzanın başka sevgilisi var! Arı olan bal bulur, bal olan arıdan geçilmez. Ben de şahsen kendime sevgili edindim. Olur ya… Eşit olsun! dedim içimden.
Suzana bu dedikodular üç ayda ulaştı. Zar zor anca boşanmamızı erteletebildim. Sonra,
Hadi bakalım Emrecik, şimdi de bana kızma artık diye hükmünü verdi.
Suzan, askerden yazdığım bütün mektupları şık kutusunda saklardı; hepsini yaktı. Yatak yasaktı, sofraya oturmaya da davet edilmez oldum. Muhabbet sadece ev işleriyle ilgiliydi.
Kısacası, ben eşimi bir gün hırpaladım, sonra aylarca ağladım. Düğün sezonu dışında ekstra olarak eşimi ve kızımı termal bir kaplıcaya götürdüm. Şarap, meyve, deniz, güneş, hava Orada bir şekilde barıştık.
Tatil dönüşü, yasak ilişkimi tabii ki sonlandırdım.
Suzanla yaklaşık yedi sene sakin ve sıradan bir ev hayatı yaşadık. Tam bir huzur yuvası. Fakat belli ki karımın eksik bir yanı vardı. Belki İtalyan ateşi arıyordu?
İşimde bir muhabbet adamı vardı. Okan, sohbetin kaymağını alır, herkese iyi dinlerdi. Bizimkiler ona dert yanardı: Eşim şöyle, kayınvalide böyle, dünya berbat! Okan dinler, çözümler önerirdi. Onu Suzanın doğum gününe çağırsam mı? dedim içimden. Meğer başımıza ne açacakmış!
Okan teklifimi kabul etti, ve bize eşi ile geldi. O gece Okan tam bir şov yaptı. Masada fıkralar, espriler, arada güzel tıpkı Cem Yılmazdan tılsımlı tostlar. Suzan ise tam bir çiçek gibi, gülücükler dağıtı, tabaklara yemek koydu, konuklara neşe saçtı. Doğum günü harika geçti. Fakat bir ay sonra, bizimle Okanın evinde tartışmalar başladı!
Okanın eşi bir sabah aradı:
Emre, haberiniz yok galiba, eşlerimiz görüşüyor. Karınıza söyleyin, Okanı bırakmayacağım! Bizim iki küçük çocuğumuz var!
Ben ise, hiç bir şeyden habersiz, saf saf ortada dolanam! Suzan, geçmişteki günahlarımı bu kadar kör gözüne mi ödetiyor acaba?
Yaşadığımız kabusu anlatmaya gerek yok. Okanın eşi Suzanı her yerde kovalamaya başladı. İntihar tehditleri, zehir içme numaraları Suzanı eve kilitleyip, telefonu kapattım, ayrılık tehditleri… Hiç biri fayda etmedi. Boşuna uğraşmışım. Ne derler, aşk, ateş ve öksürük gizlenmez. O zaman Suzanın en yakın arkadaşı olan Ayşene başvurmak zorunda kaldım.
Ayşen, bıçağı taşa vurup dedi ki: Emre, aşık. Suzan dönmez. Sana yol kapalı.
Hüzünden, Ayşende altı ay kadar takıldım. Kısa süreli nevalemi avutmayı başardı.
Suzan ve Okan sonunda evlendi. Etraflarında kimseyi görmediler, onlar için dünya cennettir. Sanki nefesleri bile ortak. O zaman ben o iki deliyi fena halde lanetledim! İçimden saçımı yolmak, duvarları yumruklamak istedim. Bu nasıl oldu? Eşimi elimden kaptılar! Demek ki mutlulukla mutsuzluk çekişe çekişe gider.
Derler ki, zaman her şeyi unutturur. Ben inanmam. Bu yara ince buz gibi kabuk tutar, yine de sızlar durur. Arkadaşlar bana yeni eş bulmak için seferber oldu. Buldukları prensese çabucak evlendim. Zaten, karar değiştirsem olmaz. On yedi yıldır birlikteyiz. Eşimin güzelliğine sarılmak bir türlü nasip olmadı. Mutlu gibi yapıyorum… Umutsuzca umutlanıyorum. Aslında birileri ruhumun mahzenine inerdi, orda Suzan hep duruyor! Seslenecek misinBir gün, kızım Elif bir şiir okudu bana; kalbime dokundu, yıllar boyunca hiçbir kelimenin dokunmadığı gibi.
Babacığım, hayat bazen susar, bazen gürler; ama insan, içindeki sesi hep duyar. Senin sesini ben biliyorum. Hep sevdiğini, hep özlediğini.
O an, gözlerim doldu. Elifin sesinde, Suzanın gülüşü, Okanın neşesi, Ayşenin isyanı, benim kaybolmuş gençliğim yankılandı. Hayat bazen elindekini kaybettirir, bazen beklenmedik bir yerden umut bırakır avuçlarına.
Geçmişin izleri hâlâ içimde sürdürüyordu savaşı. Ama anladım ki, insan birini unutmaz; sadece sevginin rengini, anlamını değiştirir. Suzan, içimde bir sıcaklık olarak kaldı ne ateş ne buhar. Elif, yaşamak için yeni bir sebebim oldu.
Bir akşam, balkonda Elifle yıldızları izlerken sessizce gülümsedim. Kimi yıldızlar kayar, kimi yerinde kalır. Benim yüreğimdeki yıldızlara dokunmak mümkün olmadı, ama ışıklarını hiç kaybetmediler.
İşte o gece, hayatın bana fısıldadığı tek gerçek şuydu:
Bazı sesler sadece içten gelir, ve ömür boyu insanı yaşıyor gibi yapmaya değil, gerçekten yaşamaya çağırır.




